1915’ten Bugüne: Bitmeyen Yas, Dinmeyen Sınıf Kini ve Halkların Ortak Geleceği

IMG_3683

24 Nisan, sadece bir takvim yaprağı değil; Türkiye ve Kuzey Kürdistan topraklarının kadim halklarından biri olan Ermenilerin, egemen sınıfların “beka” stratejileri uğruna yerinden, yurdundan ve canından koparıldığı büyük soykırımın simgesidir. Bugün dünyada ve Türkiye’de yapılan anmalar, yalnızca geçmişe dair bir yas değil, aynı zamanda şovenizme karşı enternasyonalist bir duruşun gereğidir.

Sermayenin Millileştirilmesi ve İttihatçı İdeoloji

Sosyalist bir perspektiften baktığımızda, 1915 ne “talihsiz bir kaza” ne de basit bir “mukatele” (karşılıklı öldürme) meselesidir. 1915, çökmekte olan bir imparatorluğun enkazı üzerinde, Türk burjuvazisinin inşası için atılan kanlı bir temeldir. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) temsil ettiği komitacı zihniyet, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ı “milli bir ekonomi” alanı haline getirmek için gayrimüslim unsurları tasfiye etmeyi sınıfsal bir zorunluluk olarak görmüştür.

Ermeni zanaatkârların, tüccarların ve köylülerin mülkiyetine el konulması (“Emval-i Metruke”), Cumhuriyet’in ekonomik temelini oluşturacak olan yerli sermaye birikiminin ilk büyük “ilkel birikim” hamlesidir.

Egemenler, emekçi halkın yoksulluğuna karşı duyduğu öfkeyi, “iç düşman” olarak kodladıkları Ermeni komşularına yönlendirerek sınıf bilincini milliyetçilikle zehirlemişlerdir.

Emperyalizm ve “Paylaşım” Kıskacında Halklar

1915 süreci, Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın bir parçasıdır. Çarlık Rusyası, İngiltere ve Fransa bir yanda; Alman emperyalizmi ve onun alt ortağı Osmanlı yönetimi diğer yandadır.

Sosyalistler olarak şunu net görmeliyiz: Emperyalist güçler, Ermeni halkının acılarını hiçbir zaman samimiyetle dert edinmemiş, aksine bu trajediyi Ortadoğu’daki nüfuz mücadelelerinde bir pazarlık kozu olarak kullanmışlardır. Dün Ermeni halkını kendi çıkarları için kışkırtan veya ölüme terk eden emperyalist “diplomasi”, bugün de meseleyi sadece jeopolitik bir baskı aracı olarak masaya sürmektedir.

“Halkların birbirine kırdırıldığı yerde kazanan daima silah tüccarları ve sömürgeci başkentler, kaybeden ise nasırlı elleriyle toprağı işleyen yoksullardır.”

Ortak Yaşamın Savunusu: Yüzleşme ve Kardeşlik

Bugün 24 Nisan’ı anmak, milliyetçiliğin her türüne karşı barikat kurmaktır. Egemenlerin “resmi tarih” anlatısı, halklar arasına kalın duvarlar örmeye devam ederken; sosyalistlerin görevi, Hrant Dink’in de hayal ettiği gibi, bu topraklarda eşit yurttaşlık temelinde, sömürüsüz bir dünyayı inşa etmektir.

Neden Yüzleşmeliyiz?

  • İşçi sınıfının birliğini engelleyen en büyük engel, egemenlerin körüklediği ırkçılıktır.
  • Geçmişteki suçlarla yüzleşmeyen bir toplum, bugün de otoriterleşmeye ve hukuksuzluğa karşı savunmasız kalır.
  • Gasp edilen mülklerin ve yok edilen bir kültürün manevi iadesi, halkların kardeşliğinin köprüsüdür.

Sonuç Yerine

1915’te tehcir yollarında can veren yüz binlerce Ermeni emekçisi, köylüsü ve aydını bizim de yaramızdır. Sosyalist bir gelecek tahayyülü, sadece bugünün sömürüsüne değil, geçmişin tüm karanlık sayfalarına da ışık tutmayı gerektirir.

24 Nisan’da bir kez daha haykırıyoruz:

Ulusların tam hak eşitliği, halkların kardeşliği, sermayenin ve şovenizmin karanlığını yırtacaktır!

Exit mobile version