Bir yıl daha geride kalıyor.
Ülke ve dünya halklarının daha yoğun sömürü ve baskı koşulları altında yaşamaya zorlandığı; hayatlarının her geçen gün daha fazla cehenneme çevrildiği bir yıl…
Savaşların, yıkımların ve gözyaşlarının katlanarak arttığı; milyonların evlerini, şehirlerini ve ülkelerini terk etmek zorunda bırakıldığı, umut yolculuklarında canlarını yitirdiği bir yıl…
Sağ kalıp emperyalist metropollere ulaşabilenlerin ise göçmen karşıtı, ırkçı ve faşist politikalarla kuşatıldığı; yeni ve daha ağır bir sömürü düzeninin en dibinde tutunmaya çalışırken insanlık dışı bedeller ödediği bir yıl…
Filistin başta olmak üzere dünyanın birçok coğrafyasında halkların üzerine en ağır bombaların yağdırıldığı; toplu katliamlar eşliğinde yok edilmeye çalışıldığı, emperyalizmin ve yerli gerici sınıfların saldırılarını kesintisiz biçimde sürdürdüğü zorlu bir yıl…
Küresel ölçekte emperyalist tekelci sermayenin, bir ahtapot gibi yarı-sömürge ve bağımlı ülkeleri yerli işbirlikçileriyle birlikte haraç mezat satışa çıkardığı; sömürü çarklarında işçi sınıfı ve emekçilerin iliğini kemiğini sıktığı bir yıl…
Dünya servetinin bir avuç dolar milyarderi açgözlü kapitalist sınıfın elinde yoğunlaşmasına karşılık, milyarlarca işçi ve emekçinin açlık, yoksulluk, kredi boyunduruğu ve borç sarmalı içinde her geçen gün daha fazla ezildiği bir yıl…
Kadınların daha yoğun baskıya maruz kaldığı, gençliğin geleceğe dair umutlarının sistematik biçimde törpülendiği, doğanın pervasızca talan edildiği; insana, hayvana ve yaşama yönelik her türden şiddetin olağanlaştırıldığı bir yıl…
Havuç ve sopa politikalarıyla kuşatma altına alınan ulusal hareketlerin “barış” söylemleri altında tasfiye edilmeye çalışıldığı; sınıfsal ve ulusal direniş dinamiklerinin budandığı, yoğun baskı yoluyla pasifize edilip sisteme entegre edilmeye zorlandığı bir yıl…
Ülke, bölge ve dünya ölçeğinde birbiriyle uyumlu, eşgüdümlü biçimde hareket eden faşist, emperyalist, yağmacı ve talancı kapitalist düzenin zebani bekçileri kol gezmekte; var olanı değişmez ve kaçınılmaz bir kader gibi ezilenlere kabul ettirmek için her türlü yol, yöntem ve aracı devreye sokmaktadır.
2025, dünya gericiliği açısından böylesine ağır ve karanlık bir gerçeklikle yaşandı.
Ancak bu karanlığın karşısında; umudun, direncin ve devrimci mücadelenin sesi de yükseldi. Devrimci savaş siperlerinden inatla yükselen sosyalist gelecek özlemi; metropollerde patlak veren sokak isyanları, grevler, direnişler ve öğrenci boykotlarıyla kendini ortaya koydu.
Dünya halkları, kendilerini kapitalist-emperyalist sistemin ücretli köleleri hâline getiren “yeni dünya düzenine” teslim olmadı. Reddetti, karşı çıktı ve direndi. Bilinç ve örgütlenme arayışını ısrarla sürdüren bu duruş; adı dahi bilinmeyen Fransız sömürgelerinden Orta Doğu’ya, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’dan Rojava’ya, Hindistan’dan Avrupa metropollerine, Latin Amerika’dan dünyanın dört bir yanına kadar yayıldı.
2026’ya; bu gerçekliğin içinde mayalanan bir umutla, bu umudun beslediği dirençle ve bu dirençten güç alan mücadelenin sıcaklığıyla giriyoruz. Halklar seçeneksiz değildir. Kapitalizmin sunak taşında, celladın elindeki bıçağa mahkûm bir çaresizliğin kurbanı değildir. Tarihsel bilinç ve sorumluluğunu kuşandığında; yeni Ekimleri, yeni Halk Savaşları’nı yaratacak güce, iradeye ve kudrete sahiptir.
Bu duygu ve düşüncelerle; başta zindanlarda faşizme kafa tutan tüm Devrimci Tutsakların, onların yakınlarının ve ölümsüzlerimizin aileleri olmak üzere halkımızın yeni yılını selamlıyoruz.
2026 DAHA ÖRGÜTLÜ, DAHA KARARLI, DAHA BİLİNÇLİ, DAHA DİRENGEN VE KAZANACAĞIMIZ BİR MÜCADELE YILI OLSUN!
DEVRİMCİ DEMOKRASİ KOLEKTİFİ
