Bugün, burjuva siyasetinin kürsüleri süslü cümlelerle, çocuklara bir günlüğüne devredilen koltuklarla ve içi boşaltılmış bir “bayram” coşkusuyla dolup taşıyor.
Ancak madalyonun öbür yüzünde, yani fabrikaların karanlığında, savaşın barut kokan sokaklarında ve yoksulluğun pençesindeki evlerde bambaşka bir gerçeklik hüküm sürüyor. 23 Nisan, egemen sınıflar için bir vitrin süsüyken, dünya ve Türkiye ve Kuzey Kürdistan proletaryası için çalınmış çocuklukların, sömürülen emeğin ve kaybedilen hayatların muhasebe günüdür.
Sermayenin Kanlı Dişlileri: Çocuk İş Cinayetleri
Kapitalizm, kâr hırsını çocukların taze bedenleri üzerinden beslemekten asla geri durmuyor. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da her yıl onlarca çocuk, “stajyer” veya “çırak” adı altında ucuz iş gücü olarak sürüldükleri MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) gibi sistemlerin kurbanı oluyor. İnşaat iskelelerinden düşen, pres makinelerine sıkışan veya tarım alanlarında mevsimlik işçi olarak can veren çocuklar, münferit birer “kaza” kurbanı değil; örgütsüzlüğün ve denetimsizliğin sistematik sonucudur.
Sermaye düzeni, çocukluğu bir gelişim evresi değil, maliyeti düşük bir üretim faktörü olarak görmektedir. Bu düzen, çocukların oyun oynaması gereken saatleri makine gürültüleriyle, okulda olması gereken yılları ise ağır sömürüyle takas etmektedir.
Savaş, Göç ve Ulusal Baskı Kıskacında Çocuklar
Ortadoğu’dan Ukrayna’ya, Filistin’den Kürdistan’ın dağlarına ve kentlerine kadar emperyalist paylaşım savaşları ve bölgesel gerilimler en çok çocukları vuruyor. Savaş, çocuklar için sadece fiziksel bir yıkım değil; evsizlik, eğitimsizlik ve bitmek bilmeyen bir travma silsilesi anlamına geliyor.
Kuzey Kürdistan’da zırhlı araçların çarpması sonucu sokakta katledilen çocuklar, anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakılan nesiller ve savaşın yarattığı yoksullukla erkenden “büyümek” zorunda kalan küçük omuzlar, ulusal baskı ile sınıfsal sömürünün nasıl iç içe geçtiğinin en somut kanıtıdır. Mülteci çocuklar ise sınır boylarında, derme çatma botlarda veya gittikleri ülkelerin merdiven altı atölyelerinde en ağır koşullarda, güvencesizliğin en dibinde hayatta kalmaya çalışmaktadır.
Açlık ve Yoksulluk: Geleceğin Çalınması
Dünya genelinde milyarlarca dolar silahlanmaya ve sermaye sahiplerinin lüksüne akıtılırken, milyonlarca çocuk yatağa aç girmektedir.
• Ailelerin geçim sıkıntısı, çocukları eğitimin dışına iterek emeğin piyasalaşmasına neden oluyor.
• Yetersiz beslenme, bir kuşağın sadece fiziksel değil, zihinsel gelişimini de ipotek altına alıyor.
• Özel okulların pırıltılı dünyası ile yıkık dökük köy okulları veya okul yüzü görmeyen çocuk işçiler arasındaki uçurum, sınıf savaşımının en çıplak halidir.
Sonuç: Çocuklara Verilecek En Büyük Hediye Özgür Bir Dünyadır
23 Nisan’ı sadece bir takvim yaprağı olarak kutlamak, sömürülen milyonlarca çocuğun ahına ortak olmaktır. Gerçek bir çocuk bayramı; fabrikaların kreşlere dönüştüğü, hiçbir çocuğun anadili yüzünden dışlanmadığı, savaşların son bulduğu ve emeğin zincirlerini kırdığı bir dünyada mümkündür.
Sosyalizm, çocuklara sadece bir gün değil, tüm bir ömür boyu sürecek onurlu, özgür ve tok bir gelecek vaat eder. Bizim sözümüz, sermayenin dişlileri arasında ezilen çocuklara; bizim sözümüz, sokaklarda boyasız ayakkabılarıyla hayata tutunmaya çalışanlaradır.
Çocukların işçi olmadığı, aç yatmadığı ve bombalardan korkmadığı bir dünyayı, işçi sınıfının nasırlı elleri kuracaktır. Bayram, o gün gerçekten kutlanacaktır!
