Yeni Bir Sınıf Dinamiği ve Kurucu İdeolojiyle Hesaplaşma
Türkiye ve dünya halkları, sermayenin vahşi saldırıları ile kadim mitolojilerin gölgesinde şekillenen teokratik tahakküm kıskacında bir dönüm noktasına ilerliyor. 2026 yılının bu yakıcı nisan ayında, bir yandan Federal Almanya’nın ekonomik paketleri ile proletaryanın alım gücü hedeflenirken, diğer yandan Türkiye’de devrimci iradeye yönelik operasyonlarla 1 Mayıs’ın önü kesilmek isteniyor. Bu tabloda bizler için tek bir çıkış yolu var: Hakikati savunmak ve sömürgeci/faşist karakterle kökten hesaplaşmak.
Kaypakkaya’nın Mirası ve “Beyaz Türk” Marksizminin Eleştirisi
İbrahim Kaypakkaya yoldaşın ölümsüzlüğünün 53. yılında, onun teorik mirası bugün her zamankinden daha günceldir. Kaypakkaya, Kemalizm’i “ilerici bir devrim” olarak değil, komprador büyük burjuvazi ve toprak ağalarının egemenlik değişimi olarak tanımlayarak Türkiye solunda bir zihin devrimi gerçekleştirmiştir.
Bugün “Beyaz Türk” duyarlılığına hapsolmuş, Kürt meselesini şovenizm parantezine alan veya sınıf mücadelesini sadece seküler bir yaşam tarzı savunusu sanan anlayışlar, Kaypakkaya’nın “tarihsel materyalizmin çıplak kılıcı” karşısında erimeye mahkumdur. Sosyalist hareket, kurucu ideolojinin dışlayıcı kodlarıyla hesaplaşmadan, en çok ezilenin ( işçinin, mültecinin, mülksüzleşen köylünün) dili olmadan gerçek bir sınıf pusulası inşa edemez.
Teokratik Tahakküm ve Mitolojik “Kopyala-Yapıştır” Mekanizması
Egemenlerin kitleleri zapturapt altına almak için kullandığı en eski silah “kutsallık” zırhıdır. Mezopotamya ve Sümer mitolojilerinden süzülüp gelen dogmalar, bugün halkın sömürgeleşmiş zihin yapısının harcıdır.
- Ekonomi-Politik Bir Araç Olarak Din: “Kutsal topraklar” vurgusu, aslında küresel bir artı-değer akışını yöneten devasa bir finans merkezini gizler.
- Korku Coğrafyası: G-hinnom (Cehennem) vadisi gibi tarihsel/coğrafi gerçeklikler, yoksulların bu dünyadaki sömürüye razı edilmesi için birer korku enstrümanına dönüştürülmüştür.
Devrimciler ahlakı dogmada değil, bilimde ve insanlık onurunda arar. Bizim kavgamız, inancın bireysel vicdanlara döndüğü, kamusal alanın ise akıl ve eşitlik temelinde yükseldiği bir dünya kavgasıdır.
“Kılıç Artığı” Zihniyeti ve Hafıza Kırımı
Siyasal iktidarın ve onun ideolojik aygıtlarının (medya, akademi) kullandığı “kılıç artığı” gibi ifadeler, tesadüfi birer nefret söylemi değildir. Bu, devletin kurucu kodlarındaki imha iradesinin dışavurumudur. Gülistan Doku cinayetinde ve sonrasındaki yargı sürecinde (Vali Tuncay Sonel ve diğerlerinin tutuklanması) gördüğümüz gibi; devletin zırhı altına saklanan suçluların deşifre edilmesi, toplumsal bir karşı-bellek oluşturmakla mümkündür. Olgusal hakikat, ancak Ermeni, Kürt ve Rum halklarının bu topraklardan silinen izlerinin, bugünkü sermaye birikiminin temeli olduğunu kabul ederek savunulabilir.
1 Mayıs’a Giderken: Baskı, Direniş ve Sınıf Mücadelesi
Faşist diktatörlük, 1 Mayıs öncesinde her yıl olduğu gibi yine operasyonlara sarılmıştır. Dost devrimci kurumlarımıza yapılan saldırılar, yükselen işçi direnişlerinin (Doruk Madencilik, Sırma Halı, Dardanel işçileri) yarattığı korkunun ürünüdür.
Aynı süreçte, kapitalizmin metropolü Almanya’da meclisten geçen “akaryakıt desteği” ve “sağlık sigortası kesintileri” paketi, sermayenin bir elini verip diğerini nasıl geri aldığının kanıtıdır. Tankrabatt ile benzine yapılan geçici indirimler, artan sağlık primleri ve ilaç katkı payları ile proletaryanın cebinden katbekat geri alınmaktadır.
”Vartinik Ruhuyla Yürüyoruz”
Paris anmasında gerçekleştirdiğimiz, hiyerarşilerin reddedildiği ve “ünsüzlerin” söz sahibi olduğu etkinlikte de vurguladığımız gibi; devrimci dönüşüm ancak kolektif bir irade ile mümkündür. Popülist köpüklere değil, sınıfın öz gücüne güveniyoruz.
Kararımız Nettir:
- Kemalizm ve her türlü gerici-feodal ideolojiyle hesaplaşmayı sürdüreceğiz.
- Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunacağız.
- Dinsel dogmaların yarattığı kör cehalete karşı bilimin aydınlığını taşıyacağız.
- 1 Mayıs’ta sokakları sömürüye karşı direniş alanına çevireceğiz.
Yerin dibine batsın kör cehalet; yaşasın aklın, emeğin ve devrimin aydınlığı!
Mehmet Karaca
