Ölümsüzlüğünün 53. Yıl Dönümünde Komünist Önder İbrahim Kaypakkaya Yoldaş YAŞIYOR!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala


Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşı; proletaryanın kurtuluş davasına, ezilen halkların özgürlüğüne ve insanlığın komünist geleceğine adanmış yaşamının ölümsüzleşmesinin 53. yıl dönümünde; derin bağlı yoldaşlığımız, komünist mirasını sarsılmazca sahiplenen kararlılığımız ve düşmana dinmeyen devrimci öfkemizle anıyoruz.

53 yıl önce Türkiye’de, egemen sınıfların yerli iş birlikçi faşist diktatörlüğüne ve onun dayanağı emperyalizme karşı en keskin ideolojik-politik savaşı açan Kaypakkaya yoldaş; yalnızca bir devrimci savaşçı değil, aynı zamanda Türkiye-Kuzey Kürdistan devriminin komünist rotasını çizen MLM ideolojik bir önder olarak tarih sahnesine çıktı. Düşman elinde esir düştüğü koşullarda, aylar süren ağır işkenceler altında dahi geri adım atmayan, iradesini teslim etmeyen, “ser verip sır vermeyen” çizgisiyle proletaryanın kızıl onurunu temsil eden bir direniş odağına dönüştü.

18 Mayıs 1973’te fiziken katledildi. Ancak O’nun temsil ettiği çizgi, yalnızca bir komünist önderin değil; proletaryanın bilimsel dünya görüşünün, yani Marksizm-Leninizm-Maoizm’in (MLM) Türkiye topraklarındaki tarihsel yürüyüşüydü. Bu nedenle Kaypakkaya yalnızca anılan değil, savaşım içinde yeniden üretilen ve her dönemeçte yeniden keşfedilen bir komünist önderdir.

Kaypakkaya’nın tarihsel önemi, yalnızca silahlı mücadeleyi savunmasında değil; Türkiye devrimci hareketi içerisinde köklü bir ideolojik kopuş yaratmasındadır. O, dönemin reformist, parlamentarist ve küçükburjuva devrimci anlayışlarına karşı MLM’nin bilimsel çizgisini savunarak gerçek bir komünist yeniden kuruluş hamlesi gerçekleştirmiştir. Önder yoldaşta en kıymetli olan yan budur.

Bu kopuş üç temel düzlemde somutlaşmıştır:

Revizyonizme karşı ideolojik kopuş: Sovyet revizyonizminin yarattığı illüzyonları parçalamış, safını netleştirmiştir.

Kemalist-modernist devlet anlayışına karşı siyasal kopuş: Resmî ideolojinin devrimci hareket üzerindeki ipoteğini parçalayıp kaldırmıştır.

Stratejik kopuş: Şehir ve ordu merkezli her türden darbeci anlayışlara karşı, devrimi kitlelerin eseri olarak gören stratejik perspektifi Halk Savaşı temelinde inşa etmiştir.

Kaypakkaya yoldaş, 71 Devrimci Çıkışı içerisinde Deniz Gezmiş ve Mahir Çayanlarla birlikte düzen dışı politik devrimciliğin temsilcileri arasında yer aldı. Ancak O’nun ideolojik farkı, politik radikalizmi bilimsel komünist teoriyle birleştirmesinde ortaya çıktı. Bu nedenle O’nun çıkışı, yalnızca bir silahlı mücadele tercihi değil; insanlığın nihai kurtuluşu olan komünist topluma güdümlü ideolojik devrimcilik temelinde gerçekleşmiş tarihsel bir sıçramadır. Bu yönüyle Kaypakkaya’nın müdahalesi, yalnızca mevcut düzenle değil; düzenin sol içerisindeki ideolojik etkileriyle de hesaplaşma anlamına gelir. “Kopuş içinde kopuş” tam da burada anlam kazanır.

Kaypakkaya’nın teorik “dehası”, MLM’yi dogmatik bir aktarım olarak değil; Türkiye’nin somut koşullarına uygulanacak canlı bir bilim olarak ele almasında açığa çıkar. O, Türkiye’nin toplumsal yapısını analiz ederken sınıflar mevzilenmesini en çıplak haliyle ortaya koymuştur:

İçinde bulunduğu koşullarda ve yaşadığı süreçte;

  • Türkiye’nin yarı sömürge yarı feodal karakterini,
  • Komprador burjuvazi ile toprak ağalarının egemenliğini,
  • Kemalist devlet yapısının sınıfsal özünü,
  • Köylülüğün devrimdeki temel gücü ve proletaryanın ideolojik önderliğini ortaya koymuştur.

Kaypakkaya açısından devrim, yalnızca iktidarın el değiştirmesi değildi. Devrim; eski devlet aygıtının parçalanması, sömürücü sınıfların tasfiyesi ve sosyalizme geçişin proletarya diktatörlüğü altında örgütlenmesi süreciydi. Bu nedenle O’nun stratejik çizgisinin merkezinde Uzun Süreli Halk Savaşı yer aldı. Halk Savaşı anlayışı; yalnızca askeri bir tercih değil; kitlelere dayanmanın, devrimi kırdan şehre örgütlemenin ve proletaryanın siyasal iktidar perspektifini silahlı mücadele temelinde inşa etmenin adıdır.

Ancak Kaypakkaya’nın yöntemine gerçek bağlılık, O’nun 1970’lerde yaptığı çözümlemeleri değişmez şemalar halinde tekrar etmek değil; aynı devrimci yöntemi bugünün somut koşullarına uygulayabilmektir. Çünkü MLM donmuş formüller değil, hareket halindeki maddi gerçekliğin devrimci çözümleme bilimidir.

Kaypakkaya döneminde Türkiye; yarı feodal ilişkilerin güçlü biçimde sürdüğü, köylülüğün toplumsal ağırlığının belirleyici olduğu yarı sömürge bir yapı taşımaktaydı. Bugün ise kapitalist üretim ilişkilerinin egemen hâle geldiği, kentleşmenin derinleştiği, işçi sınıfının ve geniş emekçi yığınların toplumsal yaşam içerisindeki belirleyici ağırlığının arttığı bir Türkiye-Kuzey Kürdistan gerçekliği bulunmaktadır.

Bu değişim, devrimin temel yasalarını ortadan kaldırmaz; fakat devrimci strateji ve örgütlenme biçimlerinin güncel maddi koşullara uygun biçimde yeniden ele alınmasını zorunlu kılar. Devrimde zorun rolü, devlet aygıtının parçalanması ve proletaryanın devrimci iktidarı perspektifi güncelliğini korumaktadır. Ancak bugün mücadelede stratejik ağırlık; fabrikalarda, sanayi havzalarında, lojistik merkezlerinde, üniversitelerde, işçi-emekçi mahallelerinde ve kent yoksullarının yoğunlaştığı alanlarda şekillenmektedir ve şekillenecektir.

Bu nedenle bugün mesele, geçmişin biçimlerini mekanik olarak tekrar etmek değil; Halk Savaşı stratejisinin özünü, kapitalist Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın somut sınıfsal gerçekliği temelinde yeniden üretebilmektir. İşçi sınıfı eksenli örgütlenmenin geliştirilmesi, emekçi semtlerde kalıcı devrimci mevzilerin yaratılması, kitle hareketi ile devrimci siyasal mücadelenin birleşmesi; zor olgusunun günümüz sınıf savaşımının ihtiyaçlarına uygun biçimde ele alınması ve legali reddetmeyen, esasta illegal örgütlenme temel görevler arasındadır.

Tam da bu noktada Kaypakkaya’nın Maoist temelde ortaya koyduğu Halk Savaşı perspektifi, yalnızca tarihsel bir referans değil; bugün her türden sağ tasfiyeci, reformist ve düzen içi siyasete savrulan çizgilere karşı da ideolojik-politik bir mevzi olmayı sürdürmektedir. Özellikle geçmişte devrimci söylemler taşımasına rağmen bugün parlamentarizme, legalizme ve düzen sınırları içerisindeki “muhalefet” anlayışına teslim olan, hatta kimi zaman Kaypakkaya geleneğinden türeyip onun özünü boşaltan sağ oportünist eğilimler karşısında; devrimci zorun rolünü ve örgütlü mücadeleyi savunmak daha da yaşamsal hâle gelmiştir.

Çünkü mesele yalnızca geçmişte savunulmuş bir stratejiyi tekrar etmek değil, proletaryanın devrimci iktidar perspektifini koruyabilmektir. Halk Savaşı anlayışının bugünkü anlamı da tam burada ortaya çıkar: Düzen içi çözüm arayışlarına, seçim merkezli dar siyasete, reformist hayallere ve devrimi belirsiz bir “demokratikleşme” sürecine indirgeyen tasfiyeci çizgilere karşı devrimin örgütlü, siyasal ve zor boyutunu savunabilmek.

Gerçek devrimci bağlılık; geçmişin stratejik yönelimlerini ezberlemek değil, Kaypakkaya’nın yaptığı gibi somut durumun somut tahlili temelinde yeni koşullara uygun mücadele biçimleri geliştirebilmektir. Kaypakkaya’nın mirasının yaşayan yanı da tam olarak burada yatmaktadır.

Kaypakkaya yoldaşın ideolojik şekillenişi, dünya proletaryasının en ileri deneyimlerinden biri olan Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin (BPKD) etkisi altında gelişmiştir. Mao’nun “Parti içindeki burjuva karargâhlarını bombalayın!” çağrısı, Kaypakkaya’da yalnızca teorik bir slogan olarak kalmadı. O, bu perspektifi Türkiye devrimci hareketi içerisinde somut bir mücadele hattına dönüştürdü.

Bu nedenle Kaypakkaya’nın revizyonizm eleştirisi yalnızca dışsal değil; devrimci hareket içerisindeki küçükburjuva eğilimlere, uzlaşmacılığa, legalizme ve sınıf iş birliğine karşı da yönelmiştir. Bugün hâlâ O’nun düşüncelerinin güncelliğini korumasının temel nedeni budur. Çünkü Kaypakkaya yalnızca dönemin yanlışlarıyla değil; sınıflı toplum sürdükçe sürekli yeniden üretilecek tasfiyeci ve reformist eğilimlerle hesaplaşmıştır.

İbrahim Kaypakkaya’yı düzen açısından “en tehlikeli” yapan şey, resmî ideolojinin dokunulmaz kabul edilen bütün kutsallarını parçalayacak teorik cesareti göstermesiydi.

Türkiye solunun geniş bir kesimi uzun yıllar Kemalizmi ilerici veya antiemperyalist olarak yorumladı. Kaypakkaya ise Kemalizmin; komprador burjuvazi ile toprak ağalarının diktatörlüğünün ideolojik biçimi olduğunu, kuruluşundan itibaren ezilen milliyetlere, komünistlere ve emekçi halka karşı zor aygıtı olarak örgütlendiğini kanıtladı. Bu çözümleme, sol hareket içerisindeki devletçi ve milliyetçi anlayışların tasfiyesi açısından belirleyici olmuştur.

Kürt ulusunun ayrılma hakkı dâhil olmak üzere kendi kaderini tayin hakkını (UKKTH) tavizsiz biçimde savundu. Türk şovenizmine karşı ideolojik mücadeleyi proletarya enternasyonalizminin temel görevi olarak ele aldı. Bu yaklaşım, Türkiye devriminin iki temel nehrinin —proleter devrim ve ulusal kurtuluş— stratejik birliğini sağlamanın tek bilimsel yoludur.

Bugün Kaypakkaya’yı anmak, O’nu nostaljik bir figüre dönüştürmek değildir. Asıl görev; O’nun yöntemini —somut durumun somut tahlili— kavramaktır. Bugün reformizmin, parlamentarizmin ve düzen içi çözüm arayışlarının yeniden güç kazandığı koşullarda Kaypakkaya’nın çizgisi, devrimci kopuşun pusulası olmaya devam etmektedir.

O’nun yaşamı ve ölümü, proletaryanın devrimci iradesinin yenilmezliğinin kanıtıdır. 

İşkencehanelerde teslim alınamayan o irade; bugün hâlâ fabrikalarda, zindanlarda, yoksul mahallelerde ve ezilen halkların direnişinde yaşamaktadır, zafere kadar da yaşayacaktır.

-Önderimiz İbrahim Kaypakkaya Ölümsüzdür!

-Yaşasın Marksizm-Leninizm-Maoizm!

-Yaşasın Proletarya Enternasyonalizmi!

-Devrim, Sosyalizm ve Komünizm Mücadelemizde Yaşıyor!

DEVRİMCİ DEMOKRASİ KOLEKTİFİ

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.