Devrimci Saflarda Yeni Bir Tasfiyecilik Akımı: İki Cami Arasında Beynamaz Pragmatizm ve Dejenere Tipler Üzerine

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Komünist hareketin tarihsel yürüyüşü, yalnızca dışarıdaki burjuva feodal sisteme karşı verilen bir savaş değil; aynı zamanda safları içeriden çürüten, ideolojik berraklığı bulandıran her türlü sapmaya karşı yürütülen amansız bir İki Çizgi Mücadelesidir. Bugün, Marksist-Leninist-Maoist (MLM) hareketin ve genel devrimci safların karşı karşıya kaldığı en sinsi tehlikelerden biri, keskin ideolojik-politik ayrılıkların ardından peydah olan, uzun yılların tasfiyeci ikliminde şekillenmiş yeni bir oportünist tipolojidir. Bu tipoloji; saflar netleştiğinde barikatın bir tarafında durma cesareti gösteremeyen, iki komünist parti (KP) veya örgüt arasında “ortayolcu” bir denge gözeten, örgüt bilincini yitirmiş, bireysel konforunu ve egosunu her şeyin üstünde tutan dejenere unsurlardan oluşmaktadır.

Geçmiş yılların getirdiği ağır yenilgiler, geri çekilme dönemleri ve ideolojik savrulmalar, devrimci hareketin çeperinde ciddi bir tortu bıraktı. Bu tasfiyeci iklimin emzirdiği en belirgin karakter bozukluğu, “kendini her şeyin merkezine koyma” hastalığıdır. Bu tipler için kolektifin iradesi, demokratik merkeziyetçilik veya örgüt disiplini hiçbir anlam ifade etmez. Onlar bir türlü örgütlenmezler; çünkü örgütsel aidiyet sorumluluk gerektirir, bedel ödemeyi dayatır ve en önemlisi de bireysel egoyu kolektifin altında eritir. Kendilerini “hareketin akil insanı”, “kimsenin anlayamadığı derin teorisyen” ya da “her iki tarafın da saygı duyduğu tarafsız figür” olarak pazarlarlar. Oysa gerçekte yaptıkları, örgütsüzlüğü bir yaşam biçimi haline getirip devrimcilik iddiasını sürdürmeye çalışmaktan ibarettir.

KP saflarında yaşanan ideolojik-politik ayrılıklar, samimi devrimciler için birer muhasebe ve doğru çizgide kenetlenme zeminidir. Ancak bahsettiğimiz dejenere tipler için bu ayrılıklar, bulunmaz birer “pragmatist pazar” yaratır. Her iki tarafla da arasını iyi tutmaya çalışırlar. Bunun adı asla yoldaşça bir köprü olma çabası değildir; bu, tamamen kişisel, maddi ya da manevi çıkarlar temelinde yürütülen bir denge oyunudur. Bir tarafa gidip diğer tarafı kötüler, öbür tarafa geçip berikinin dedikodusunu yaparlar. İki tarafın da lojistik, prestij veya çeper imkanlarından sonuna kadar faydalanırken, iş devrimci görevlere ve örgütlü pratik bir sorumluluk almaya geldiğinde aniden ortadan kaybolurlar. Bu asalakça varoluş, Maoizmin en temel ilkelerinden olan “Açık ve dürüst olmak gerekir, entrika ve hileye başvurmamak gerekir” şiarının tam zıddıdır.

Dahası; aslında ruhu tasfiyeci tarafta olan, çapsız ve değersiz bazı tipler, sanki tasfiyeciliğe karşıymış gibi görünerek bilinçli bir tür “politik ajanlık” görevi üstlenmektedir. Maoist saflara yakınlaşıp bilgi sızdırarak ve örgüt içi dinamikleri diğer tarafa aktararak, kendi kalitesizliklerinin tasfiyeci saflardaki “değerini” yükseltmeye çalışmaktadırlar. Bu tiplerin kimler olduğunu, tüm taşra siyasetçisi üç kağıtçılıklarına rağmen biliyoruz. Onlar, maskeli baloda uğursuz ve aşağılık rollerini oynamaktadır. Günü gelince, yüzlerindeki o sahte maskeleri yırtıp onlarla hesaplaşacağımızdan en ufak bir şüpheleri olmasın.

Bu unsurların Maoist partiler, örgütler ve onların çeperindeki kitleler üzerinde oynadığı rol tamamen yıkıcı ve likidatördür. Yarattıkları olumsuz etkileri şöyle özetleyebiliriz: İdeolojik bulanıklık ve kafa karışıklığı yaratırlar; “Bakın, bu tecrübeli isim bile iki tarafa da mesafeli duruyor, demek ki ortada net bir doğru yok” algısıyla saflardaki çizgisel netliği bulandırırlar. Dedikodu kültürü ve güvensizlik tohumları eker, yoldaşlar arasındaki güven ilişkisini kemirirler. Kendi dejenere, örgütsüz yaşam biçimlerini bir “özgürlük” veya “üst düzey entelektüel duruş” gibi sunarak kitlelerin partileşme eğilimini kırarlar.

Başkan Mao, “Liberalizme Karşı Mücadele” adlı ölümsüz eserinde tam da bu tipleri tarif eder: “Bir kimsenin ideolojik olarak hatalı olduğunu bilip, onunla ilkeli bir tartışmaya girmemek, onun yerine meseleyi geçiştirmek, sırf barışı ve dostluğu korumak adına her şeyi oluruna bırakmak… İşte bu liberalizmdir.”

Bugün devrimci saflarda ve Maoist hareketin çeperinde bu dejenere, pragmatist ve “iki taraflı” tiplere karşı amansız bir ideolojik barikat örmek zorundayız. Dolayısıyla, devrimci safları bu tasfiyeci tortulardan arındırmak, yalnızca örgütsel bir disiplin meselesi değil, aynı zamanda devrimin geleceğine duyulan sorumluluğun bir gereğidir. Pragmatizmin ve liberalizmin her türlüsünü, kolektif iradeyi zaafa uğratan birer virüs olarak tanımlamak ve bu unsurları devrimci hareketin karar mekanizmalarından ve kitle ilişkilerinden izole etmek elzemdir. Berrak bir bilinç, sarsılmaz bir örgüt disiplini ve ideolojik netlik; bu dejenere tiplerin yarattığı puslu havayı dağıtacak yegane güçtür. Devrimin kızıl bayrağı, kişisel ikbal arayışlarının ve “ortayolcu” denge oyunlarının gölgesinde değil, yalnızca devrimci ciddiyetin ve ilkeli militanlığın ışığında dalgalanacaktır.

Saflarımızdaki her türlü liberalizme, pragmatizme ve maskeli ajanlığa geçit yok!

AYDIN ÜNSAL

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.