BURJUVA SİYASETİNDE BİR GEDİK Mİ, YENİ BİR VİTRİN Mİ? BADEN-WÜRTTEMBERG’DE BİR EMEKÇİ ÇOCUĞU

IMG_3508

Almanya’nın muhafazakâr kalbi Baden-Württemberg’de, bir metal işçisinin oğlu olan Cem Özdemir’in seçim zaferi, göçmen emekçilerin “biz de varız” haykırışının siyasal bir izdüşümü mü, yoksa sermaye düzeninin kendini yenileme hamlesi mi?

​Almanya’nın sanayi çarklarının döndüğü, hiyerarşinin ve muhafazakârlığın kalesi sayılan Baden-Württemberg eyaletinde yapılan seçimler, Avrupa’daki göçmen işçi sınıfı ve ezilen kimlikler için tarihsel bir dönemece işaret ediyor. Yeşiller Partisi’nin adayı Cem Özdemir, sermayenin geleneksel temsilcisi CDU’yu geride bırakarak sandıktan birinci çıktı. Bu sonuç, sadece bir sandık başarısı değil; Bad Urach’lı bir metal işçisinin oğlunun, sistemin tüm barikatlarını aşarak eyalet başbakanlığı koltuğuna yürüme hikayesidir.

Sınıfın İçinden Gelen Ses: “Misafir”likten Hak Sahipliğine

​Cem Özdemir, 1960’larda Anadolu’nun tozlu yollarından çıkıp Almanya’nın fabrikalarına “yedek işçi ordusu” olarak sürülen bir kuşağın evladıdır. Babası Gürsel Özdemir’in nasırlı elleriyle kurduğu hayalin, Alman devlet mekanizmasının en üst basamağında vücut bulmasıdır. Özdemir’in başarısı, göçmenlere reva görülen “geçici” statüsüne ve yükselen ırkçılığa karşı kazanılmış toplumsal bir mevzidir.

​Ancak devrimci bir perspektiften baktığımızda şu soru can alıcıdır: Emekçi bir aileden gelmek, eyalet yönetiminde sermayenin değil, işçi sınıfının çıkarlarını korumaya yetecek mi? ### Liberal Savrulma ve Sistemin Çarkları

Bugün Avrupa’da, kendi köklerine sırtını dönen ve mülteci düşmanlığı üzerinden statüko kazanan “sağcı göçmen siyasetçi” tipolojisi (Dilan Yeşilgöz örneğinde olduğu gibi) prim yaparken; Özdemir’in özgürlükçü ve insan haklarını merkeze alan duruşu kıymetlidir. 1994’te Ludwigsburg Türkiyeli İşçi ve Gençlik Derneği gibi taban örgütlenmelerinin omuzlarında yükselen o genç vekil, bugün devasa bir bütçeyi ve sanayi bölgesini yönetecek.

​Fakat madalyonun öteki yüzü karanlıktır. Yeşiller Partisi, 80’lerin sokak barikatlarından ve nükleer karşıtı direnişlerinden doğmuş olsa da; bugün Ukrayna savaşıyla birlikte militarizmin, NATO stratejilerinin ve “Yeşil Kapitalizm” restorasyonunun ana aktörlerinden biri haline gelmiştir.

Vitrin mi, Mevzi mi?

​Devrimci demokratlar olarak sormak zorundayız: Burjuva parlamentosu, Özdemir’i kendi çarkları arasında eritip bir “hoşgörü vitrini”ne mi dönüştürecek, yoksa Özdemir bu makamı anti-faşist ve demokratik mücadelenin bir mevzisi haline getirebilecek mi?

​”Bu iş ancak eşitler arası bir ortaklık olursa yürür.” diyen Özdemir’in bu sözleri, eğer sadece koalisyon pazarlıklarında kalırsa, göçmen emekçilerin sofrasındaki ekmek küçülmeye devam edecektir.

​Örgütlü Güç Olmadan Kurtuluş Yoktur

​Baden-Württemberg’deki bu zafer, Almanya’daki milyonlarca göçmen emekçi için önemli bir moral üstünlüktür. Ancak gerçek kurtuluş, bireylerin parlamento koridorlarındaki başarısından değil, bu başarıyı yaratan toplumsal dinamiklerin, işçi derneklerinin ve taban örgütlenmelerinin örgütlü gücünden gelecektir.

​Cem Özdemir’in başarısını kutlarken, gözümüz onun sınıfsal tercihlerinde olacaktır: Sermayenin “yeşil” restorasyonu mu, yoksa emekçilerin demokratik hakları mı? Takipçisiyiz!

Avrupa-Devrimci Demokrasi 

Exit mobile version