Dersim Kuzeybatı Koçgiri katliamı, sadece düzenli ordunun değil, aynı zamanda devletin “kirli işlerini” ihale ettiği paramiliter yapıların da sahneye çıktığı bir gerçekliktir. Giresun Müfrezesi’nin başındaki Topal Osman, komprador burjuvazinin ve merkezi otoritenin halklar üzerindeki “balyozu” görevini üstlenmiştir.
Neden Topal Osman?
Karadeniz’de Rum ve Ermeni mülklerinin gasp edilmesinde (sermaye transferinde) öncü rol oynayan bu yapı, aynı mülksüzleştirme pratiğini Koçgiri’nin Kızılbaş-Kürt coğrafyasına taşımıştır. Nizami ordunun uluslararası kamuoyu veya meclis denetimi nedeniyle çekindiği “imha” hareketlerini, hiçbir kurala bağlı kalmadan barbarca yürütmüştür. Köylerin yakılması, hayvanların gasp edilmesi ve sivillerin teşhir edilerek katledilmesi, bölge halkının özyönetim (muhtariyet) iradesini kırmaya yönelik planlı bir yıldırtma politikasıdır.
”Koçgiri’de taş taş üstünde, omuz üstünde baş bırakmadık.”
(Dönemin operasyonel zihniyetini özetleyen gayriresmi tanıklıklardan)
KOÇGİRİ: ULUS-DEVLETİN TEKÇİ MAYASI VE HALKLARIN KIRIMI
Dersim Kuzeybatı Koçgiri katliamı (6 Mart – 17 Haziran 1921), Anadolu’da burjuva devriminin kendi iç sömürgeciliğini inşa ettiği ilk büyük kanlı virajdır. 1921 Anayasası’nın vaat ettiği “muhtariyet” (özerklik) rüzgarı, Ankara’nın merkeziyetçi ve tek tipçi elitleri tarafından bir “ihanet” olarak kodlanmıştır.
Komprador Burjuvazinin İhaneti:
20 Ocak 1921’de kabul edilen Anayasa’nın 14. maddesi, halkın kendi temsilcilerini seçme ve yerelde yönetim hakkını tanıyordu. Ancak Koçgiri halkı bu meşru hakkı talep ettiğinde, karşılarında demokratik bir muhatap değil; Sakallı Nurettin Paşa’nın “Tenkil” (cezalandırma ve uzaklaştırma) planlarını buldular. Bu, burjuvazinin kendi yasasını, kendi iktidarı tehlikeye girdiğinde nasıl çiğnediğinin tarihsel kanıtıdır.
Sivas Valisi Tepeyran’ın “Azabı”:
Dönemin valisi Ebubekir Hazım Tepeyran, anılarında “Yazamadıklarım, yazmak azabına tahammül ettiklerimden az değildir” diyerek aslında bir rejimin kuruluşundaki “kurucu şiddeti” itiraf etmiştir. 132 köyün yakılması, sadece bir isyan bastırma değil; bir halkın hafızasını, coğrafyasını ve üretim araçlarını yok etme girişimidir.
Koçgiri, bugün hala çözülemeyen “Kürt Sorunu” ve “Alevi Sorunu”nun düğüm noktalarından biridir. Egemen sınıflar, 105 yıl önce olduğu gibi bugün de halkların kendi kaderini tayin etme iradesini kanla bastırmaya çalışmaktadır. Koçgiri’de yitirdiğimiz canların anısı, ezilenlerin ortak mücadelesinde ve sınıfsız-sınırsız bir dünya idealinde yaşamaktadır.
Mehmet Karaca
