ENKAZ ALTINDA KALAN BİR DEVLET

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bugün takvim bir günü gösteriyor sadece. Ama bu topraklar için takvimler artık masum değil. Bugün, 11 ilde yaşanan o büyük depremin yıl dönümü. Saatler durdu, geceler uzadı, sabahlar gelmek bilmedi. Toprak bir anda ana olmaktan çıktı, mezara dönüştü. Beton, sığınak değil tuzak oldu. Ev dediğimiz şey, bir anda üstümüze çöken bir yalan gibi kapandı.

O gün, bir baba enkazın başında dizlerinin üzerine çöktü. Ellerinde ne bir alet vardı ne bir umut garantisi. Sadece parmakları… Tırnaklarıyla betonu kazımaya çalıştı. Çünkü içeride çocuğu vardı. Devlet yoktu, düzen yoktu, sistem yoktu. “Bir ses var mı?” diye bağırdı; cevap alamadıkça daha yüksek bağırdı. Sesini değil, ruhunu parçaladı. O baba, sadece çocuğunu değil, bu ülkenin yıllardır biriktirdiği ihmali, yalanı, pişkinliği de kazıyordu enkazdan.

Bir çocuk, karanlıkta annesinin elini bırakmamak için direndi. Bir anne, nefes alabilmek için betonun altından göğsünü yukarı itmeye çalıştı. Bir şehir, bir gecede yetim kaldı. Ve biz, televizyonlardan “asrın felaketi” sözünü duyduk. Oysa bu bir felaket değil sadece; bu, göz göre göre gelen bir suçtu.

Yıllarca “imar barışı” denilen bir barışla, ölümle el sıkışıldı. Müteahhitlerin kaçak, çürük, demirden çalan, betondan çalan, insan hayatından çalan binaları görmezden gelindi. Denetimler kağıt üstünde kaldı, raporlar imzayla geçiştirildi. “Bir şey olmaz” denildi. Oldu. Hem de her şey oldu. Duvarlar çöktü, hayatlar söndü, soyadlar silindi.

Devlet, enkazın altından geç geldi. Bazen hiç gelmedi. Günlerce soğukta bekleyen insanlar oldu. Yardım diye uzatılan eller gecikti. Koordinasyon yoktu, hazırlık yoktu, hesap verme yoktu. Ama kameralar vardı. Mikrofonlar vardı. Sözler vardı. O sözler, beton kadar ağırdı; ama insanı kurtaracak kadar sağlam değildi.

Bu depremde sadece binalar yıkılmadı. “Devlet baba” masalı da çöktü. “Güvendeyiz” yalanı da. “Önlem alınıyor” cümlesi de enkazın altında kaldı. Ve geriye bir soru kaldı: Bu kadar ölüm gerçekten kader miydi? Yoksa bu kader diye pazarlanan şey, yılların ihmalinin, rantının, suskunluğunun sonucu muydu?

Bugün, mezar taşları arasında çocuk parkları var. Bugün, okullarında sıralar boş. Bugün, bir annenin telefonu hâlâ çalmıyor. Bugün, bir babanın sesi hâlâ o enkazın başında asılı duruyor. Çünkü acı takvimle geçmiyor. Çünkü yas, bir yıl sonra bitmiyor. Çünkü adalet gelmeden hiçbir yara kapanmıyor.

Unutmak istiyorlar. Normalleşelim diyorlar. Hayata devam diyorlar. Ama bu topraklar unutursa, bir sonraki enkaz daha ağır olur. Bu ülke hatırlamazsa, aynı müteahhitler yine bina yapar, aynı imzalar yine atılır, aynı ihmaller yine “kader” olur.

Bugün, ölüler için ağlamak yetmez. Bugün, yaşayanlar için hesap sormak gerekir. Çünkü bu deprem doğaldı belki, ama bu kadar ölüm insan yapımıydı. Ve bu gerçeği unutursak, bir gün yine aynı karanlıkta, aynı soruyu sorarız:“SESİMİ DUYAN VARMI!”

Deprem değil, kapitalizm öldürür gerçeği, büyük depremin yeni bir yıldönümünde sesi duyulmayanları birleşmeye, seslerini yükseltmeye devrimlerle bu insanlık düşmanı düzenden hesap sormaya çağırıyor..

DEVRİMCİ DEMOKRASİ KOLEKTİFİ

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.