Gazi’den Bugüne: Cezasızlık Zırhı ve Halkın Hafızası

IMG_3528

12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde patlayan silahlar, yalnızca kahvehanede oturan emekçileri değil, Türkiye halklarının bir arada yaşama iradesini ve yükselen toplumsal muhalefeti hedef almıştır. Bugün üzerinden otuz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, Gazi Katliamı; devletin kontrgerilla yapılanmasıyla, kolluk gücünün sınıfsal karakteriyle ve “cezasızlık” denilen o kalın zırhla yüzleşemediğimiz bir yara olarak orta yerde durmaktadır.

Bir Kontrgerilla Operasyonu Olarak 12 Mart

Gazi olayları, basit bir “provokasyon” ya da “asayiş sorunu” değildir. 90’lı yılların karanlık dehlizlerinde hazırlanan; Alevi-Sünni kutuplaşmasını tetiklemeyi, devrimci dinamikleri ezmeyi ve halkı korkuyla sindirmeyi amaçlayan bir devlet operasyonudur.

Halkın demokratik tepkisine karşı doğrultulan namlular, egemen siyasetin kendi bekasını korumak için halkı nasıl “düşman”laştırdığının en çıplak halidir. Gazi’de dökülen kan, Ümraniye’ye sıçrayan direnişle birleşmiş; devletin baskı aygıtları ise bu haklı öfkeyi adaletle dindirmek yerine, mermilerle bastırmayı seçmiştir.

Yargı Tiyatrosu ve Cezasızlık Kültürü

Katliamın ardından yürütülen hukuki süreç, Türkiye’deki burjuva hukuk sisteminin sınıfsal ve ideolojik tarafgirliğini tescillemiştir. Davanın “güvenlik” bahanesiyle Trabzon’a kaçırılması, ailelerin ve avukatların binlerce kilometre yollarda taciz edilmesi, adaletin tecelli etmesini değil, geciktirilerek unutturulmasını hedeflemiştir.

Sorumluların Korunması: Dönemin siyasi sorumluları ve operasyonel figürleri, “devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir” zihniyetiyle korunmuş; tetikçiler komik cezalarla ödüllendirilmiştir.

Hukukun Araçsallaştırılması: Yargı, halkın adalet talebini karşılamak yerine, suç işleyen kamu görevlilerini koruyan bir kalkan işlevi görmüştür.

Gazi’nin Mirası: Direniş ve Bellek

Gazi Mahallesi, bugün de işçi sınıfının, ezilenlerin ve yok sayılan kimliklerin direniş odağı olmaya devam ediyorsa, bu 1995’teki o görkemli direnişin mirası sayesindedir. Katliamın faillerinin aklanması, toplumsal hafızada o geceyi karartmaya yetmemiştir.

Sonuç yerine;

Gazi Katliamı’yla gerçek bir yüzleşme, sadece birkaç polisin yargılanmasıyla değil, bu katliamı örgütleyen karanlık yapıların ve o zihniyetin kökten tasfiyesiyle mümkündür. Unutmak, yeni katliamlara davetiye çıkarmaktır. Gazi’yi hatırlamak ise; adaleti, eşitliği ve gerçek bir demokrasiyi savunmaktır.

Gazi Katliamını Unutma, Unutturma!

Demokratik Haklar Platformu

Exit mobile version