Bugünlerde dünya Maoistlerinin kalbi Hindistan’da atıyor. Geçtiğimiz mayıs ayında “Kagar Saldırısı” olarak bilinen kuşatmada Maoist Parti Sekreteri Basavaraj’ın katledilmesi ve bu kaybın ardından parti içindeki teslimiyetçi sağ kanadın temsilcisi, aynı zamanda Siyasi Büro üyesi olan Mallojula Venugopal Rao (Sanu)’nun 61 gerilla ile birlikte devlet töreni eşliğinde silahlarıyla teslim olması, bu kalp atışının birincil nedeni durumunda.
İkinci neden ise bu ihanet ve teslimiyeti “utanç verici bir suç” olarak teşhir edip yargılayan, Hindistan Maoist Hareketi’nin Çaru Mazumdar’da en berrak ve net temsilini bulan kuruluş çizgisini referans alan, devrimci görevleri üstlenerek savaşın rotasını ilerleteceğini ilan eden Hindistan Komünist Partisi (Maoist) adına yapılan açıklamanın niteliğidir.
Savaş siperlerinden parıldayan bu açıklama, parti içindeki sağ teslimiyetçi eğilimlere karşı gösterilen ideolojik direncin yanı sıra, açıktan düşmana teslim olan ihanet tutumuna karşı alınması gereken devrimci tavrın da örneğini oluşturmaktadır.
Uluslararası Komünist Hareket’in doğal bileşenleri olan Maoist parti ve örgütlerin, enternasyonal bir koordinasyon ve karşılıklı enformasyondan bugün yoksun oluşu; sınıf mücadelesinin en yüksek biçimi olan devrimci-sosyalist Halk Savaşı’nın en ileri düzeyde sürdüğü Hindistan’da, ihanet ve zafer ikilemi arasındaki bu bıçak sırtı yürüyüşe dair bilgi ve deneyimlerin paylaşımını sınırlamaktadır. Bu durum, Hindistan’dan yükselen devrimci kararlılık, cüret ve Maoist inadın sesine yoldaşça yanıt üretme, onunla birleşme ve dayanışma görevlerinde eksikliklere yol açmaktadır.
Bu bağlamda, Hindistan Komünist Partisi (Maoist) şahsında Çaru Mazumdar’dan bugüne Hindistan’da süregelen halk savaşının kısa tarihçesi üzerinden bir hafıza yenilenmesi zorunlu hâle gelmektedir.
Liberal, kimlikçi ve sistem içi muhalefet biçimlerinin, tüm gerçek devrimci, sosyalist, anti-feodal, anti-kapitalist ve anti-emperyalist mücadelelerin üstünü örttüğü günümüzde, bu hafıza yenilenmesi yaşamsal bir önem taşımaktadır.
Hindistan Maoist hareketinin tarihsel gelişimi, yalnızca bir parti kronolojisi olarak değil; devrimci teori ile yerel sınıfsal gerçeklik arasındaki karşılıklı etkileşimin somutlaşmış biçimi olarak ele alınmalıdır. Bu hareketin başlangıç noktası, doğrudan Çaru Mazumdar’ın ideolojik çıkışı, Çin Devrimi ve Mao Zedung’un halk savaşı stratejisiyle kurduğu bağ, Sovyetler Birliği’nin revizyonist dönüşümüne karşı aldığı tavır ve Hindistan’daki feodal kalıntılarla burjuva parlamentarizmine yönelik reddiyesi üzerinden okunabilir.
Mazumdar’ın politik formasyonu, 1940’lardan itibaren komünist hareket içinde yürüttüğü faaliyetlere dayanır; ancak esas sıçrama, Kruşçev revizyonizmi ve Hindistan Komünist Partisi içindeki parlamenter uzlaşmacı çizgiye karşı aldığı tutumla gerçekleşmiştir.
Çin’de yükselen Büyük Proleter Kültür Devrimi’nin etkisiyle Mazumdar, Hindistan devriminde Leninist öncü parti modelinin ancak Mao’nun kırsal merkezli halk savaşı stratejisiyle birleştiği takdirde sonuç alabileceğini savundu. 1965–1967 arasında kaleme aldığı Sekiz Belge, yalnızca teorik bir perspektif değil, aynı zamanda devrimci bir kopuş çağrısıydı. Hindistan devletinin yarı-sömürge, yarı-feodal karakterinin tespiti; parlamenter hattın reddi; köylü ayaklanması merkezli strateji ve silahlı mücadelenin sürekliliği bu metinlerin çekirdeğini oluşturdu.
Bu ideolojik çıkış, 1967’de Batı Bengal’in Darjeeling bölgesinde Naksalbari Köylü Kalkışması ile somutlaştı. Kanu Sanyal ve Jangal Santhal gibi önderlerle birlikte Mazumdar, toprak ağalarına, polis güçlerine ve devlete karşı silahlı direnişi örgütledi. Bu süreç, Hindistan Komünist Partisi (Marksist) içindeki radikal kanat ile parlamenter kanadın kesin kopuşuna dönüştü.
1969’da Hindistan Komünist Partisi (Marksist-Leninist)’in ilanı, yalnızca örgütsel değil, ideolojik bir kopuş anlamına geliyordu. Çin Devrimi’nden esinlenen “kırlardan kentleri kuşatma” stratejisi resmî hat olarak benimsendi. Ancak bölgesel kopukluklar, kadro farklılıkları ve politik sabırsızlık, örgütün erken dönemde parçalı kalmasına yol açtı.
1970–1972 arasında devlet baskısı yoğunlaştı; binlerce kadro öldürüldü ya da tutuklandı. Çaru Mazumdar’ın 1972’de polis nezaretinde ölümü, hareketin merkezi önderlikten yoksun kalmasına neden oldu.
Sonrasında parti farklı yönelimlere ayrıldı: bir kanat parlamentarizme yönelerek Kurtuluş çizgisini izlerken, diğerleri Mao’nun halk savaşı hattını sürdürdü. Bu süreçte iki örgüt öne çıktı: Halk Savaşı Grubu (People’s War Group – PWG) ve Maoist Komünist Merkez (Maoist Communist Centre – MCC). Halk Savaşı Grubu, Kondapalli Seetharamaiah ve Muppala Lakshmana Rao (Ganapati) öncülüğünde köylü komiteleriyle uzun süreli halk savaşını sürdürdü. Maoist Komünist Merkez ise Kanai Chatterjee ve Amulya Sen’in önderliğinde, özellikle aşiret bölgelerinde milis örgütlenmeleriyle özgün bir hat geliştirdi.
Her iki örgüt, 2004 yılında birleşerek Hindistan Komünist Partisi (Maoist) adını aldı. Bu birleşme, Mazumdar’ın ideolojik mirasının yeniden merkezileştirilmesiydi. Halk Kurtuluş Gerilla Ordusu (People’s Liberation Guerrilla Army – PLGA) aynı dönemde yeniden yapılandırıldı ve kırsal üs bölgeleri güçlendirildi. Ancak 2005 sonrası devletin kapsamlı saldırı dalgaları –özellikle “Yeşil Av Operasyonu” ağır kayıplara yol açtı. Buna rağmen parti, kırsal alanlarda halk desteğini koruyarak varlığını sürdürdü.
2025 yılının mart ayında Mallojula Venugopal Rao’nun (Sanu) Gadchiroli bölgesinde 61 gerilla ile birlikte teslim olması, yalnızca askerî değil, ideolojik düzeyde de ciddi bir sarsıntı yarattı. Devletin bunu bir “zafer” olarak propaganda etmesi, hareket içinde derin tartışmalara neden oldu. Ancak Hindistan Komünist Partisi (Maoist) yaptığı açıklamada bu ihaneti açıkça mahkûm etti, devrimci görevlerine sadık kalacağını ilan etti ve Mazumdar’ın yolundan sapmayacağını tüm dünyaya beyan etti.
Bugün Hindistan Maoist hareketi, hem dışardan hem içerden kuşatılmış durumda. Düşmanın askerî kuşatması ile parti içindeki sağ teslimiyetçi eğilimlerin oluşturduğu çift yönlü baskı arasında, “Devrimde ısrar, Maoizm’de ısrardır.” bilinciyle yürümektedir.
Hindistan Maoist tarihi, tıpkı Türkiye-Kuzey Kürdistan devrimci hareketinde olduğu gibi, Marksizm-Leninizm-Maoizm’de ısrarla, ona sırt dönüp sistem içi muhalefet cephesine iltihak etmenin; devrimin temel sorunu olan iktidarı fethetmekte ısrar ile onunla uzlaşmak arasında yaşanan iki çizgi mücadelesinin tarihidir.
Bugün düşmanın dışardan askerî kuşatmasıyla, ona parti içinden destek veren sağ teslimiyetçi kıskaç arasında rotasından çıkarılmaya çalışılan Hindistan Komünist Partisi (Maoist) devrimde ısrarın Maoizm’de ısrar olduğunun bilinciyle iki cephede mücadelesini sürdürmektedir.
Dünya Maoistlerine düşen görev ise bu mücadeleyi kendi mücadelesi olarak görmek, onunla yoldaşlaşmak ve her düzeyde dayanışmayı büyütmektir.
SERCAN AYDIN
