Lübnanlı yetkililer, bu ayın başlarında Suriye’nin kıyı bölgelerinde yaşanan şiddet olayları ve katliamların ardından büyük bir insani krizin patlak verdiğini duyurdu. Özellikle Alevi azınlık başta olmak üzere çeşitli grupların hedef alındığı bu olaylar, binlerce insanı evlerini terk etmek zorunda bıraktı. Lübnanlı yetkililer, yaklaşık 13 bin Suriyelinin sınırı geçerek ülkelerine sığındığını açıkladı. Bu durum, Lübnan’ın halihazırda ekonomik ve siyasi krizlerle boğuşan yapısına ek bir yük getirirken, bölgedeki insani durumun da ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Fransız medyasına yansıyan bilgilere göre, Lübnan Afet Risk Yönetimi Birimi’nin raporunda, 12 bin 798 Suriyelinin ülkenin kuzeyindeki Akkar bölgesine ulaştığı belirtildi. Bu bölgede 23 farklı köy ve kasabaya yerleşen mülteciler, çoğunlukla akrabalarının evlerinde ya da geçici olarak kurulan barınma merkezlerinde yaşam mücadelesi veriyor. Ancak bu durum, hem mültecilerin hem de ev sahipliği yapan yerel halkın yaşam koşullarını daha da zorlaştırıyor. Lübnan’ın altyapı ve kaynaklarının sınırlı olması, bu ani nüfus artışının yarattığı baskıyı daha da artırıyor.
Özellikle HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) örgütünün Suriye’nin kıyı bölgelerinde gerçekleştirdiği katliamlar ve şiddet eylemleri, bu kitlesel göçün temel nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. HTŞ’nin azınlık gruplara yönelik saldırıları, bölgedeki güvenlik durumunu daha da kötüleştirirken, sivillerin hayatını tehdit ediyor. Bu saldırılar, Suriye’deki iç savaşın ve çatışmaların bölge üzerindeki etkisinin hala devam ettiğini gösteriyor. Özellikle azınlık grupların maruz kaldığı şiddet, insanların güvenli bir yaşam arayışıyla sınırları aşmasına neden oluyor.
Lübnan’ın bu yeni mülteci dalgasına nasıl yanıt vereceği ise hem insani hem de siyasi açıdan büyük bir soru işareti olarak duruyor. Uluslararası toplumun bu krize müdahale etmesi ve Lübnan’a destek olması, hem mültecilerin hem de ev sahibi toplulukların yaşam koşullarını iyileştirmek için büyük önem taşıyor. HTŞ’nin bu tür saldırıları, bölgedeki istikrarsızlığı artırırken, insani yardım kuruluşlarının ve uluslararası aktörlerin acil önlemler almasını gerektiriyor.
