İdeolojik Sapmalar, Dedikodu Çürümesi ve Kaypakkaya’nın Yolunda Devrimci Duruş

kaypakkaya

Marksizm-Leninizm-Maoizm (MLM), yalnızca bir düşünce sistemi değil, devrimci pratiğin bilimidir. Bu bilim; her tarihsel dönemde, her somut koşul altında, sınıf mücadelesinin seyrine bağlı olarak iki çizgi mücadelesiyle kendini yeniden üretir. Dolayısıyla devrimci hareketin ilerleyişinde yaşanan her gerileme ya da tıkanma, beraberinde ideolojik sapmaları ve çürümeyi de getirme potansiyeli taşır.

Bugün tanık olduğumuz tablo tam da budur: Sistemin içine sızarak devrimcilik maskesi takan, Marksizm-Leninizm-Maoizmin temel ilkelerini terk eden, iki çizgi mücadelesini yok sayan anlayışlar, kendilerini Kaypakkaya’nın ardılı olarak sunsalar da gerçekte onun mirasına bütünüyle yabancıdır.

İki Çizgi Mücadelesinin Önemi

Mao Zedong’un işaret ettiği üzere devrimci hareketin gelişiminde her zaman iki çizgi mücadelesi yaşanır. Bir çizgi, devrimi sonuna kadar götürmeyi; diğer çizgi ise uzlaşmayı, geri adımı, sisteme entegre olmayı temsil eder. Bugün sistem içinde mevzilenmeye çalışan, devrimciliği bir vitrin süsü hâline getiren anlayışlar, bu uzlaşmacı çizginin tipik örnekleridir.

Onların devrimciliği; dedikodu, imaj, sosyal medya gösterileri ve kişisel hesapların ötesine geçemez. Oysa gerçek devrimci çizgi; bedel ödemekten, onurlu bir yaşam sürmekten, sınıf mücadelesini büyütmekten geçer.

Dedikodu: Çürümenin ve Tasfiyeciliğin Dili

Devrimci hareketin tarihine bakıldığında en ağır baskı koşullarında bile yoldaşlık bağlarının korunması, güvenin ve samimiyetin esas alındığı görülür. Çünkü devrimci mücadele; kolektif iradeye, karşılıklı güvene ve sorumluluk bilincine dayanır. Ancak bugün görüyoruz ki bazı kesimler bu değerleri terk etmiş, dedikoduyu bir yaşam biçimi hatta bir siyaset tarzı hâline getirmişlerdir.

Dedikodu, burjuvazinin ideolojik silahlarından biridir. Kitlelerin gözünde devrimci değerleri küçük düşürmeyi, devrimciler arasına güvensizlik sokmayı, kolektif iradeyi parçalamayı hedefler. Bugün kendine “devrimci” diyen kimi çevreler, bu silahı kendi elleriyle kullanmakta, sınıf düşmanının ekmeğine yağ sürmektedir.

Daha vahimi bu çürümüşlük, sosyal medyada sistemli bir şekilde yayılmaktadır. Canlı yayınlar; devrimci tartışmaların yürütüleceği, kitlelere ajitasyon yapılacağı mecralar olmak yerine, birer dedikodu arenasına dönüştürülmüştür. Saatlerce insanların özel yaşamları konuşulmakta, cenazeler gibi kutsal mekânlar bile bu yozlaşmanın malzemesi hâline getirilmektedir. Bu durum yalnızca bireysel bir zayıflık değil, sistemin ideolojik kuşatmasının yarattığı çürümenin ta kendisidir.

Cenazelerde Dedikodu: İnsanlıktan Kopuşun İfadesi

Bir insanın cenazesinde bile kamera açıp canlı yayın üzerinden dedikodu yapmak; halkın değerlerine, ölüye saygıya ve devrimciliğin onuruna apaçık hakarettir. Bu pervasızlık, ideolojik iflasın resmidir. Çünkü mücadeleye dair sözleri kalmayanlar, çareyi başkalarını karalamakta bulmaktadır.

Sosyal Medya ve Kültürel Zehir

Sosyal medya, doğru ellerde devrimci propaganda ve ajitasyon için bir araçtır. Ancak burjuva kültürüyle şekillenmiş anlayışlarda bu araç; hızla yozlaşmanın, magazinleşmenin, kitleleri politik özden uzaklaştırmanın bataklığına dönüşmektedir. Dedikodunun sosyal medyada örgütlü biçimde yayılması, burjuvazinin en çok istediği şeye hizmet etmektedir; devrimci enerjinin boşa harcanması.

Mao’nun belirttiği gibi ideolojik mücadele olmadan devrimci hareket olmaz. Ancak bu mücadele, dedikodu üzerinden değil; fikirlerin açıkça tartışılması, çizgilerin netleştirilmesi, yanlış anlayışların ideolojik zeminde eleştirilmesi üzerinden yürütülür. Bugün bazı çevrelerin yaptığı ise ideolojik mücadeleyi terk ederek onun yerine küçük burjuva magazinini koymaktır.

Devrimci Kişilik: Kaypakkaya’nın Mirası

Oysa İbrahim Kaypakkaya, her şeyden önce devrimci bir kişilik ile anılır. Onun Marksizm-Leninizm-Maoizmden beslenen tavizsiz duruşu, işkence hanelerde dahi çökmemesi, devrimciliğin yalnızca teoride değil, yaşamın her alanında var edilmesi gerektiğinin kanıtıdır.

Kaypakkaya’yı savunmak; adını anmak, resmini paylaşmak, nutuk atmak değildir. Kaypakkaya’yı savunmak; devrimci kişiliği yeniden üretmek, ödünsüzlüğü, fedakârlığı, samimiyeti ve ideolojik netliği, yaşamda ete kemiğe büründürmektir.

“Bir Dersim Yetmez, Bin Dersim” Ruhunun Anlamı

“Bir Dersim yetmez, bin Dersim” şiarı, tasfiyeciliğe ve uzlaşmacılığa verilmiş en güçlü yanıttır. Bu şiar, yenilgi koşullarında bile teslimiyetin değil direnişin; çürümenin değil yaratıcılığın; küçük hesapların değil büyük fedakârlıkların ifadesidir.

Bugün bu ruhu kuşanmayan hiçbir anlayış, Kaypakkaya’nın mirasına sahip çıkamaz. Çünkü Kaypakkaya, devrimciliği bir yaşam biçimi olarak kavrayan, bedel ödemeyi göze alan, devrimci kişilikle ideolojik çizgiyi bütünleştiren bir önderdi.

Sonuç: Maskeler Düşecek

Sistemin içinde mevzilenmeye çalışan, devrimciliği dedikoduya, imaja, sahte mağduriyetlere indirgeyen anlayışların maskeleri düşecektir. Kitleler, kimin gerçekten bedel ödediğini; kimin devrimciliği yaşamının her alanında taşıdığını görecektir.

Gerçek devrimci yol, Marksizm-Leninizm-Maoizmin çizgisinde, Kaypakkaya’nın mirasında, iki çizgi mücadelesini esas alarak ilerlemektedir. Onurlu olanla çürüyeni ayırma zamanı gelmiştir.

Devrimcilik maskeyle değil bedelle yaşanır. Kaypakkaya’nın mirası da ancak bu yolla savunulur.

Rojhatı TIJDA

Exit mobile version