Dersim Doğa, Yaşam ve Çevre Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy Rıhtımı’nda bir araya gelen yüzlerce çevre aktivisti, bilim insanı, demokratik kitle örgütü temsilcileri, Dersim coğrafyasını kuşatan maden projelerine karşı “dur” dedi. Pankartlar ve sloganlar eşliğinde yürüyen kitle, ekolojik yıkımın sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın sorunu olduğunu haykırdı.
Coğrafyanın %70’i Maden Tehdidi Altında
Eylemde okunan basın açıklamasında, Dersim topraklarının neredeyse %70’inin maden sahası olarak ruhsatlandırıldığına dikkat çekildi. Özellikle son dönemde artan altın, bakır ve gümüş arama faaliyetlerinin; Munzur ve Pülümür vadileri üzerindeki yıkıcı etkileri şu başlıklarla vurgulandı:
- Siyanürlü maden arama faaliyetlerinin bölgenin ana damarları olan nehirleri ve yeraltı sularını zehirleme riski.
- Dünya çapında koruma altında olan dağ keçilerinin ve endemik bitki türlerinin yaşam alanlarının yok edilmesi.
- Alevilik inancı için kutsal sayılan “ziyaretgahların” maden sahaları içinde kalarak tahrip edilmesi.
“Yıkımı Örgütlü Mücadele Durdurur”
Platform adına söz alan sözcüler, hukuki süreçlerin tek başına yeterli olmadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Sadece mahkeme salonlarında değil, sokaklarda ve köylerde de omuz omuza olmalıyız. Bu doğa talanı, sermayenin sınırsız iştahının bir sonucudur. Bu yıkım ancak halkın birleşik ve örgütlü mücadelesiyle püskürtülebilir.”
Mücadele Takvimi Genişliyor
Yürüyüş boyunca sık sık “Dersim’de maden istemiyoruz” ve “Havama, suyuma, toprağıma dokunma” sloganları atıldı. Eylem sonunda yapılan çağrıda, önümüzdeki günlerde bölgedeki yerel direniş noktalarında nöbetlerin başlatılacağı ve geniş kapsamlı bir çevre kurultayının toplanacağı ilan edildi.
Neden Şimdi?
Dersim’deki ekolojik direnişin Kadıköy’e taşınması, çevre hareketinin stratejik bir hamlesi olarak görülüyor. Uzmanlara göre, büyük kentlerdeki kamuoyu desteği, maden şirketleri üzerindeki toplumsal baskıyı artırarak karar vericileri geri adım atmaya zorlayabilir.
Dersim’deki maden projelerinin bölgedeki temel geçim kaynakları olan tarım, hayvancılık ve arıcılık üzerindeki etkilerini mercek altına aldığımızda, tablonun sadece çevresel değil, ciddi bir ekonomik ve demografik risk taşıdığı görülüyor.
