28 Şubat 2026 itibarıyla ABD emperyalizmi ile siyonist İsrail devleti, İran’a yönelik kapsamlı hava ve deniz saldırılarını genişleterek sürdürmektedir. “Operation Epic Fury” ve “Roaring Lion” adı altında yürütülen bu saldırılar; başta Tahran, İsfahan, Kum, Kirmanşah ve diğer büyük kentler olmak üzere birçok yerleşim alanını hedef almakta, sivil halk ağır bedeller ödemektedir. ABD emperyalizminin “büyük askeri operasyon” ilanı ve İsrail hükümetinin “varoluşsal tehdit” söylemi, emperyalist saldırganlığı meşrulaştırma çabasından başka bir şey değildir.
Bu savaş, emperyalist-kapitalist sistemin derinleşen krizinin bir ürünüdür. Aşırı üretim bunalımı, enerji yolları üzerindeki rekabet, Ortadoğu’daki hegemonya kaybı ve bölgesel güç dengelerinin değişmesi; emperyalist merkezleri daha saldırgan, daha yıkıcı politikalara itmektedir. Emperyalizm, krizini savaşla aşmaya çalışır. Tarihsel deneyim göstermiştir ki, Irak’tan Libya’ya, Suriye’den Filistin’e kadar emperyalist müdahaleler; “özgürlük” ve “demokrasi” değil; yıkım, parçalanma ve bağımlılık üretmiştir.
Bir kez daha altı çizilmelidir ki stratejik olarak emperyalizm ve tüm gericiler “kağıttan kaplan”dır. Askeri teknoloji, uçak gemileri, füze sistemleri ve yüksek yıkım kapasitesi; örgütlü ve silahlı halkın uzun süreli halk savaşı direnişi karşısında belirleyici değildir. Emperyalist güçler askeri olarak güçlü görünür ancak halkın bilinçli, örgütlü ve süreklilik arz eden mücadelesi karşısında stratejik olarak zayıftırlar. Uzun süreli halk savaşı anlayışı, tam da bu çelişkiyi temel alır: Düşman güçlü görünür ama halkın desteğinden yoksundur; halk ise başlangıçta zayıf görünür ama haklıdır ve tarihsel olarak ilerici olandır. Emperyalist haydutluğa ve siyonist saldırganlığa karşı direnen halkların umudu burada saklıdır. Bu umut karartılamaz, halklar kaybedilmeye mahkum edilemez.
Gerici Molla rejimi, saldırganlığın “meşruiyet” bahanesidir. Bu savaşın gerçek hedefi; İran’daki işçi sınıfı, yarı proleterler, yoksul köylülük ve ezilen kitlelerin boyunduruk altına alınarak sömürülmesi, ülkelerinin yer altı ve yer üstü kaynaklarına el konulup dünyanın gözü önünde gasp edilmesidir. Emperyalist müdahalenin amacı; ülkeyi ekonomik ambargo, askeri yıkım ve siyasal istikrarsızlık yoluyla zayıflatarak bağımlı bir düzen kurmaktır. “Rejim değişikliği” söylemi, halkın kendi kaderini tayin hakkını değil, emperyalist çıkarların yeniden tahkim edilmesini ifade eder.
İran’daki mevcut rejim gerici, baskıcı ve halk üzerinde çeşitli biçimlerde tahakküm kuran bir karakter taşımaktadır. Ancak bir ülkenin iç siyasal yapısının gerici olması, o ülkeye yönelik emperyalist saldırıyı meşru kılmaz. Maoist yaklaşım, dış müdahaleye karşı anti-emperyalist direnişi desteklerken aynı zamanda bu direnişin proletaryanın bağımsız sınıf çizgisi temelinde geliştirilmesini savunur. Emperyalizme karşı mücadele ile iç gericiliğe karşı mücadele birbirinden kopuk değil, doğru stratejiyle birleştirilmesi gereken iki görevdir.
Devrimci görev; anti-emperyalist direnişi işçi sınıfının önderliğinde, yoksul köylülüğün temel müttefikliğiyle ve birleşik cephe anlayışıyla örgütlemektir. Ancak bu birleşik cephe, burjuva kliklerin arkasına yedeklenmek değil, bağımsız devrimci örgütlenmeyi güçlendirmek anlamına gelir. Emperyalist savaşın yarattığı yıkım ve hoşnutsuzluk, doğru bir siyasal hatla birleştiğinde devrimci olanaklara dönüşebilir.
Dünya ölçeğinde ise görev açıktır: İşçi sınıfı ve ezilen halklar, kendi ülkelerindeki emperyalist politikalara karşı mücadeleyi yükseltmelidir. Emperyalist merkezlerde yaşayan emekçiler için esas görev, kendi burjuvazilerinin saldırgan politikalarına karşı çıkmaktır.
Devrimci yenilgicilik anlayışı, emperyalist savaşta “kendi” egemen sınıfının yenilgisini devrimci mücadelenin lehine değerlendirmeyi ifade eder. Gerçek enternasyonalizm, soyut dayanışma söylemleriyle değil; somut anti-emperyalist mücadeleyle hayata geçirilir.
Ortadoğu’da ve dünyada kalıcı barış, emperyalist sistem sürdükçe mümkün değildir. Emperyalist-kapitalist düzen; kriz, savaş ve sömürü üretmeye devam edecektir. Bu nedenle çözüm; bağımsız, örgütlü ve devrimci bir halk hareketinin inşasında, uzun süreli mücadele perspektifinin kararlılıkla savunulmasındadır.
Kahrolsun emperyalist saldırganlık ve siyonist yayılmacılık! Yaşasın halkların anti-emperyalist mücadelesi! Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!
Devrimci Demokrasi Kollektifi
