6 Şubat depremlerinde Hatay’ın Antakya ilçesinde yıkılan ve 103 kişinin hayatını kaybettiği Kule Apartmanı Davası, Türkiye’deki yapılaşma sisteminin çarpıklıklarını ve devlet-sermaye ilişkilerinin toplumsal sonuçlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Depremin ilk saniyelerinde enkaza dönen bina, sadece bir doğal afetin değil, aynı zamanda denetimsiz kapitalizmin ve rant odaklı yapılaşmanın da kurbanı oldu.
Müteahhit Ömer Cihan, şantiye şefi, yapı denetim firması yetkilileri ve teknik ekip hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan dava açıldı. Ancak, davanın üçüncü duruşmasında mahkeme heyeti, uzun tutukluluk süresini gerekçe göstererek Ömer Cihan’ın tahliyesine karar verdi. Bu karar, devlet mekanizmalarının sermaye çevrelerine nasıl yaklaştığına dair tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Ömer Cihan, deprem sonrası Antalya’da bir otelde kalırken yurt dışına kaçma hazırlığında olduğu ihbarı üzerine yakalanmıştı. Duruşmalarda binanın proje dışı işlemlerinin ev sahipleri tarafından yapıldığını iddia eden Cihan, binanın mühendis ve mimarlar tarafından projelendirildiğini, belediye ve Çevre Şehircilik Bakanlığı’ndan gerekli onayların alındığını savunmuştu. Bu savunma, devlet kurumlarının yapı denetimindeki rolünün ne kadar etkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Tahliye kararı, depremde hayatını kaybedenlerin aileleri ve toplum nezdinde adalet arayışının nasıl sonuçlanacağına dair endişeleri artırdı. Özellikle, devlet ve sermaye arasındaki ilişkilerin yargı süreçlerini etkileyebileceği yönündeki algı, bu tür davalarda adaletin tam olarak sağlanıp sağlanamayacağına dair kuşkuları besliyor.
Kule Apartmanı davası, sadece bir müteahhitin değil, aynı zamanda denetimsiz kapitalizmin, rant odaklı yapılaşmanın ve devlet kurumlarının bu süreçteki rolünün de sorgulanması gerektiğini gösteriyor. Deprem gibi doğal afetler, bu sistemik sorunları daha görünür hale getirirken, toplumsal adalet ve sorumluluk mekanizmalarının nasıl işlediği de bir kez daha tartışmaya açılıyor.
Bu süreçte, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı kadar, devletin yapı denetim mekanizmalarının ne kadar işlevsel olduğu da sorgulanmalı. Aksi takdirde, benzer trajedilerin önüne geçmek mümkün olmayacak ve Kule Apartmanı gibi örnekler, sistemik sorunların sadece birer yansıması olarak kalmaya devam edecek.
