Metalin Ateşinden Devrimin Işığına: Emperyalist Yağma Düzenine Karşı Sınıf Cephesi

IMG_3391

Dünya, kapitalizmin genel krizinin yapısal bir çöküşe evrildiği, sermaye güçlerinin bu çöküşü engellemek için emeğe ve mazlum uluslara karşı topyekûn bir saldırıya geçtiği tarihsel bir eşiktedir. Hegel’in “tinin yabancılaşması” olarak tasvir ettiği, ancak Marx’ın “emeğin yabancılaşması” olarak bilimsel temeline oturttuğu bu süreç, bugün Almanya’nın sanayi havzalarından Mezopotamya’nın tozlu topraklarına kadar tek bir gerçekliği haykırmaktadır: Sınıf mücadelesi, tarihin yegane motorudur.

​1. Ontolojik Sapma ve Kimlik Siyasetinin Tasfiyesi

​Post-modern paradigma, işçi sınıfının kurucu özne olma vasfını, “kimlikler havuzunda” eriterek yok etmeye çalışmaktadır. Karl Marx, Alman İdeolojisi’nde “Bilinci belirleyen yaşamdır,” der. Bugün ise emperyalist merkezler, bilinci parçalayarak yaşamı savunulamaz hale getirmeyi amaçlıyor. Sınıfı; etnisite, din ve cinsel yönelim gibi alt başlıklara bölen liberalizm, aslında sermayenin “böl ve yönet” stratejisinin felsefi ambalajıdır.

​İbrahim Kaypakkaya’nın faşizme ve şovenizme karşı ortaya koyduğu “her türden milliyetçilikle uzlaşmaz kopuş” ilkesi, bugün Almanya’da yükselen yabancı düşmanlığına ve kimlikçi kördüğüme karşı en güçlü panzehirdir. Sınıfsal varlık, statik bir kimlik değil, üretim ilişkileri içinde dünyayı yeniden kuran dinamik bir iradedir.

​2. Emperyalizm Bir Tercih Değil, Bir Sistemdir

​Bugün Rojava’dan Ukrayna’ya, HTŞ karanlığından İsrail siyonizmine kadar uzanan hat, emperyalizmin taktiksel labirentidir. Lenin, Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması eserinde, mali sermayenin dünyayı paylaşım savaşını berraklıkla anlatır. Bir yerde ABD stratejisine yaslanıp başka bir yerde “özgürlük” beklemek, diyalektik bir intihardır.

​Mao Zedung’un “Kağıttan Kaplan” olarak nitelediği emperyalizm, ancak halkın birleşik gücüyle alt edilebilir. Emperyalistlerin stratejik koridorlarında kazanılan her “mevzi”, aslında halkların boynuna dolanan zincirin biraz daha parlatılmasıdır. Nitelik nicelikten doğar; emperyalist icazetle büyüyen her yapı, kaçınılmaz olarak karşı-devrimin yedeğine düşer.

​3. Merz Hükümeti ve Almanya’da Sınıf Saldırısı

​Almanya’da Merz hükümetinin “ekonomik rasyonalite” maskesiyle yürüttüğü politikalar, aslında sermayenin işçi sınıfına ilan ettiği bir savaştır. 8 saatlik iş gününün fiilen lağvedilmesi, sağlık sisteminin özelleştirilmesi ve enerji krizinin faturasının halka kesilmesi, Friedrich Engels’in İngiltere’de İşçi Sınıfının Durumu’nda tasvir ettiği vahşi kapitalizm koşullarına geri dönme arzusudur.

• ​Sanayi ve İhanet: SPD’nin işçi haklarını tırpanlayan politikalara onay vermesi, Lenin’in sosyal-şovenizm ve oportünizm eleştirilerinin ne kadar güncel olduğunu gösterir.

• ​Enerji ve Gaz Krizi: Nord Stream sabotajı ve “piyasa mucizesi” yalanı, Alman sanayisini ABD’nin enerji bağımlılığına mahkum ederken, faturayı metal işçisi ödemektedir.

​4. Emekliler: Ömrünü Verenlerin Onur Kavgası

​Stalin’in inşa döneminde vurguladığı “insan en değerli sermayedir” ilkesinin tam zıttı bir tabloyla karşı karşıyayız. Ömrünü tezgah başında tüketen emekliler, bugün yoksulluk sınırının altında, “ısınma mı yoksa ilaç mı?” ikilemine hapsedilmiştir. Bu bir “kaynak yokluğu” değil, bir bölüşüm savaşıdır. Emeklinin sofrasından çalınan her lokma, savunma sanayisine ve tekellere akıtılan teşviklerdir.

​5. Devrimci Özne ve “Eşek” Kıssası

​Egemenlerin provokasyon dili, halkı birbirine düşman ederek mülkiyet ilişkilerini gizleme çabasıdır. Sokrates’in eşek kıssasında olduğu gibi; devrimci teori, sistemin tekmesine aynı lügatle (milliyetçilik, mezhepçilik) karşılık vermez. Bizim hedefimiz eşekle dövüşmek değil, o tekmeyi atan ve eşeği besleyen mülkiyet düzenini kökten değiştirmektir.

​”Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar; oysa sorun onu değiştirmektir.” — Karl Marx

​Sonuç: Enternasyonalist Barikatın Çağrısı

​Mezopotamya’da toprağı için direnen köylü ile Stuttgart’ta greve çıkan metal işçisinin kaderi ortaktır. Bu kaderi birleştirecek olan şey, liberalizmin “hoşgörü” masalları değil, sınıfın çelikten yumruğudur.

​Çağrımız nettir:

• ​İş Yerlerinde Komiteler: 8 saatlik iş günü ve kazanılmış haklar için fabrikalarda birleşik cephe!

• ​Emekli-İşçi Dayanışması: Kuşaklar arası bölünmeye son, ortak sosyal güvenlik mücadelesine!

• ​Emperyalist Savaşa Hayır: ABD stratejik aklından ve NATO boyunduruğundan tam bağımsızlık!

​Bu bozuk düzeni biz kurmadık ama yıkacak olan biziz. Üreten biziz, yöneten de biz olacağız!

​Mehmet KARACA

Exit mobile version