Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından açıklanan Şubat 2026 verileri, dünya genelinde enflasyonun “yatay seyir” dönemine girdiğini tescilledi. Ancak aynı rapor, Türkiye’nin gıda fiyatlarındaki dramatik yükselişiyle OECD ülkeleri arasında negatif bir “ada” haline geldiğini ortaya koyuyor.
Küresel ekonomide pandemiden bu yana süregelen yüksek enflasyon mücadelesinde kritik bir eşiğe gelindi. OECD’nin Şubat 2026 raporuna göre, gelişmiş ekonomilerde dezenflasyon süreci (enflasyonun düşüş hızı) durma noktasına gelerek yerini durağan bir seyre bıraktı. Dünyanın geri kalanı “enflasyonu nasıl tamamen bitiririz?” sorusuna yanıt ararken, Türkiye hem genel tüketici fiyatlarında hem de hayati öneme sahip gıda grubunda dünyadan hızla uzaklaşıyor.
Küresel Tablo: “Son Kilometre” Zorluğu
OECD ortalamasında enflasyonun %3-4 bandında direnç göstermesi, merkez bankalarının beklenen faiz indirimlerini ötelemesine neden oluyor. Enerji fiyatlarındaki normalleşmeye rağmen hizmet sektöründeki katılık, küresel ölçekte fiyat istikrarının henüz tam sağlanamadığını gösteriyor. Uzmanlar bu durumu “enflasyonun kemikleşmesi” olarak tanımlıyor.
Türkiye Gerçeği: Gıda Enflasyonu Durdurulamıyor
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileriyle de desteklenen rapora göre, Türkiye’de Şubat 2026 itibarıyla yıllık enflasyon %31,5 seviyesine ulaşarak beklentilerin üzerine çıktı. Raporun en çarpıcı kısmı ise gıda fiyatlarındaki makas:
• Gıda Ayrışması: OECD genelinde gıda fiyatları arz zincirindeki iyileşmeyle düşüşe geçerken, Türkiye’de gıda enflasyonu yıllık %36,4 ile genel enflasyonun 5 puan üzerine çıktı.
• Ramadan Etkisi ve Mevsimsellik: Şubat ayında işlenmemiş gıda fiyatlarındaki %9’luk aylık artış, yaklaşan Ramazan ayı öncesi arz sıkıntılarını ve lojistik maliyetlerin baskısını bir kez daha gözler önüne serdi.
“Yapısal Sorunlar Fiyatlanıyor”
Ekonomistlere göre bu negatif ayrışma sadece para politikasıyla açıklanamaz. Türkiye’deki yüksek gıda fiyatlarının arkasında; tarımsal üretimdeki yüksek girdi maliyetleri (mazot, gübre), parçalı arazi yapısı ve dağıtım zincirindeki “tarladan rafa” uzanan verimsizlikler yatıyor. OECD raporu, Türkiye’nin gıda tarafındaki bu kronik sorunu çözmeden kalıcı bir fiyat istikrarına kavuşmasının güç olduğunu fısıldıyor.
Vatandaşın Sofrası OECD’nin Çok Uzağında
Raporun en acı verici sonucu ise alım gücü üzerinde hissediliyor. Düşük gelir grubundaki hanehalklarının harcamalarının yaklaşık %30’unu gıdanın oluşturduğu Türkiye’de, gıda enflasyonundaki her puanlık artış, OECD ortalamasına kıyasla sosyal refahı çok daha sert bir şekilde aşağı çekiyor.
Dünya enflasyonu bir noktada sabitlemeyi başarırken, Türkiye’nin temel gıda maddelerinde yaşadığı bu kopuş, sadece bir ekonomi verisi değil, aynı zamanda acil bir tarım reformu çağrısıdır.
