Urfa ve Maraş’tan gelen silah sesleri, sadece bir güvenlik zafiyetinin değil; piyasacı eğitim sisteminin, bireyciliğin ve toplumun üzerine çöken organize çürümenin çığlığıdır. Burjuva düzeninin geleceksiz bıraktığı gençler, cinnet ve şiddet sarmalında yok olmaktadır.
Dün Siverek’te bir meslek lisesinde yankılanan pompalı tüfek sesleri, bugün Maraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda 8 öğrenci ve 1 öğretmenin yaşamını yitirdiği bir katliama dönüştü. Resmi rakamlar, Türkiye’de “okul saldırısı” olgusunun artık münferit birer olay olmaktan çıktığını kanıtlıyor.
Maraş’taki saldırının failinin, bir emniyet mensubunun çocuğu olması ve babasına ait devletin/gücün temsilcisi olan silahla bu eylemi gerçekleştirmesi, şiddetin kaynağının bizzat düzenin çekirdeğinde olduğunu göstermektedir. Yaralılar hastanelerde yaşam mücadelesi verirken, bakanlıklar “yayın yasağı” ve “soruşturma” gibi bürokratik kalkanlarla toplumsal öfkeyi bastırmaya çalışıyor.
YOZLAŞMA BİR SONUÇTUR, SEBEP KAPİTALİZMDİR
Bu trajediyi “gençliğin ahlaki yozlaşması” diyerek muğlak bir zemine oturtmak, asıl suçluyu gizlemektir. Bu perspektifle bakıldığında, bu saldırıların arkasındaki temel dinamikler şunlardır:
1. Rekabetçi Eğitim ve İnsanlıktan Çıkarma (Dehumanization):
Kapitalist eğitim sistemi, okulları birer bilim ve sanat yuvası değil, işgücü piyasasına “parça” yetiştiren fabrikalar haline getirmiştir. Sınav maratonu, gelecek kaygısı ve arkadaşını “rakip” görme zorunluluğu, gençlerin psikolojisini tahrip etmektedir. Dayanışmanın yerini rekabet aldığında, öteki olana duyulan nefret de meşrulaşmaktadır.
2. Mülkiyetçi ve Eril Şiddet Kültürü:
Silahlanmanın bu denli kolaylaşması ve “güç” sahibi olmanın yüceltilmesi, mülkiyetçi düzenin bir yansımasıdır. Toplumda adaletin yerini “güçlünün yasası” aldığında, en savunmasız kesim olan gençler, ellerindeki tek gücü (şiddeti) sisteme veya arkadaşlarına yöneltmektedir.
3. Geleceksizlik ve Yabancılaşma:
İşsizlik, ekonomik buhran ve kültürel çoraklık içinde boğulan gençlik, derin bir yabancılaşma içindedir. Emeğine, topluma ve hatta kendine yabancılaşan genç birey; nihilizmin ve şiddet içeren dijital alt kültürlerin kucağına itilmektedir. Bu, ahlaki bir “tercih” değil, sistemin dayattığı bir “yıkım” sürecidir.
4. Kamu Güvenliği Değil, Sermaye Güvenliği:
Okulların güvenlikten yoksun olması tesadüf değildir. Kaynaklar halkın ve çocukların güvenliğine, kamusal eğitime ve psikolojik desteğe değil; sermayenin korunmasına ve militarizme aktarılmaktadır.
SONUÇ: KURTULUŞ DAYANIŞMADA VE KAMUCULUKTA
Bu saldırılar, kapitalizmin insanlığa verecek hiçbir şeyi kalmadığının kanlı birer vesikasıdır. Gençliği bu bataklıktan kurtaracak olan şey, “daha fazla polis” veya “yayın yasağı” değildir.
• Sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum hedefiyle, rekabetin yerine dayanışmayı koyan bir eğitim modeli,
• Bireysel silahlanmanın tamamen yasaklanması,
• Her okula en az bir psikolog ve sosyal hizmet uzmanının atandığı kamusal bir sağlık-eğitim ağı,
• Ve en önemlisi, gencin kendini “meta” olarak değil, toplumun öznesi olarak gördüğü bir kültürel devrim şarttır.
Ölen çocuklar bizim çocuklarımız, katil ise bu çürümüş düzendir.
