SERMAYENİN PENÇESİNDEN DOĞAYI ÇEKİP ÇIKARALIM (3)

D3B47D33-B3FA-4852-BF9C-F943CCAA1E8A


Doğal Yaşamı Koruma Mücadeleleri Dünden Bugüne Sürüyor

Türk devletinde emperyalizme bağımlılık derinleştikçe, ilişkiler geliştikçe daha fazla kırsal yaşam uluslararası sermayeye açılıyor, bunun sonucunda daha fazla tarımsal alan ve doğal yaşam alanı yok ediliyordu. Bu kapitalist üretim ilişkilerini geliştirirken, kırsal yaşama uygun olmayan üretimin gelişmesiyle buradaki doğal yaşam geri dönüşsüz yok ediliyordu. Madencilik ve enerji üretimi köylülüğü en fazla yerinden yurdundan eden işletme faaliyetleridir. Geçim alanları yok edilen köylüler, göç etkileri kentlerde yedek işgücü olarak işsizler ordusuna katılıyor. Bunun yanında gençlerin önemli bir kısmı, çaresizlik içinde milliyetçi politikaların da etkisiyle, başta Türk ordusunun paralı askerlik sistemi olmak üzere devletin gerici çıkarlarının savunma alanı haline getiren kurumlara katılıyordu. Ancak bu çarkın dışına da çıkan, onun yarattığı yıkıma direnen toprağını, yaşam alanını koruyan direnişlerde ortaya koyulmaktadır.

Yıkımı defalarca tecrübe eden geniş halk kitleleri, buna karşı doğal yaşam alanlarını koruma mücadelelerini örmesini de bilmiştir. Bu direnişlere kısa da olsa göz atmak verilen direnişin hangi zorlukları göze alma pahasına yürütüldüğünü görmemizi sağlayacaktır. 6 Şubat depremlerinin de içine aldığı Nurhak Dağları’nda Boksit madeni işletmesi vardır. Bu işletmenin çevreye verdiği zarara rağmen genişletme adımları da söz konusudur. Halk ise mevcut halde dahi tahammül edemezken bunu genişletme çabalarının eklenmesiyle direnişlerini daha da gür bir şekilde duyurmak için çabalıyor. Aksi halde Nurhak çevre köyleri, yaşam alanları, tarım yok edilme tehditiyle karşı karşıyadır.

Aydın İncirliova ilçesi, Kızılca Köylüleri, Akbelen ormanları için direnen köylüler gibi topraklarına, doğal yaşam alanlarına sahip çıkmıştı. Jandarma müdahalelerine karşı Akbelen ormanındaki ağaçları bir yavru şefkatiyle kucaklayan Zehra ninenin yerinde, İncirliovanın incirlerini JES’ne karşı ve onun fedaisi jandarmalara karşı Esma nine bastonuna yaslanarak korumak için direnmiştir.

2019 yılında Sivas Divriği’ye bağlı Mursal köyü 39 ayrı noktada altın arama izniyle talana açıldı. Buna karşı direnen köylüler işletme temsilcilerini köylerine sokmamıştır. 200 nüfuslu köye şirket temsilcileri bir dahakine 600’ü aşkın jandarma ve polis eşliğinde gelerek köylülerin direnişini engelleyerek içeri girerler.  Ancak direniş engellenemez ve günlerce sürer.

Yine 2019 yılında Niğde Çamardı ilçesine bağlı köyün kaynak suyunun köylülere danışılmadan ve ve tarım alanlarına yetersiz su kalacağı gerekçesiyle ilçe merkezine taşınması köylülerin tepkisini çeker. Köylüler bu projeye Niğde Çamardı karayolunu trafiğe kapatarak yanıt verir. Bu direnişe jandarmanın müdahalesi gerçekleşerek eylem sonlandırılır.

Sivas’ın Kangal ilçesi Bakırtepe’de Koç Holding’in maden sahalarından olan bölgede alt taşeron işletmecisi Demir Export Madencilik adına gerçekleştirilen siyanürlü altın madeni aramasına köylülerin yoğun tepkisi söz konusudur. Buna rağmen işletme çalışma alanını genişleterek sürdürmektedir. Köylülerin sürekli direniş halinde olduğu, çalışma alanlarının genişlemesine izin vermemekte kararlı oldukları bir gerçektir. Bu direniş adına kurulan Bakırtepe Çevre Platformu üyesi Ali Balkız’ın o dönem anlattıkları yaşanan yıkımın ve direnişin karşısında duran güçler anlamamız açısından önemliydi. Balkız, “Benim köyüm orası, 800 metre mesafede, mahvettiler köyümü. Biz 10 senedir bu dağı, bu canavarların elinden almaya çalışıyoruz ama başaramıyoruz. Çünkü yargı ile, bilir kişilerle, üniversiteleri ile sermaye bir ve beraber olmuş vaziyetteler. Olan buradaki doğal yaşama oluyor.” diyecek kısa ve öz olarak madencilik faaliyetlerinin nasıl sürdürüldüğünü ve etkilerini anlatmıştır. Buna rağmen direnişlerin sürdürme kararlılığıyla boyun eğmeyeceklerini vurgulamıştır.

Kütahya’nın Murat Dağında altın ve gümüş arama çalışmalarına karşı Gediz halkının yıllardır tepkisi söz konusudur. Ancak buna rağmen faaliyet alanını genişletmek için şirket devlete başvurmuş ve çalışmalarını sürdürmektedir. Devletin gücünü arkasına almanın rahatlığıyla hareket eden şirketlere karşı mücadelenin de daha geniş örgütlülük içerisinde kararlı şekilde yürütülmesi gerektiği bir gerçektir.

Son yıllarda karşımıza sık sık çıkan afet riski nedeniyle ya da farklı gerekçelerle acele kamulaştırma kararları, tarım alanlarının işletmelere tahsis edilmesine yol açmaktadır. Bunlardan biri de 6 Şubat depremiyle yerle bir olan Antakya Dikmece’de  zeytinlik tarım arazilerine konut yapılacağı gerekçesiyle TOKİ adına kamulaştırma gerçekleştirilmiştir. Yakınlarını, evini kaybeden halkın geçim alanları da devlet tarafından ellerinden alınır. Halkın güvenli konut ihtiyacını sağlanma iddiasıyla, geçim alanları ellerinden alınarak yapılmak istenen konutlar Arap Alevilerinin yoğun şekilde yaşadığı bölgeden halkı göçe zorlamıştır. Geçim alanları elinden alındıktan sonra konutları olsa da değişen bir şey olmaz. Açık bir şekilde halk göçe zorlanmaktadır.

Karadeniz, Ege, Kürdistan yaşadığımız coğrafyanın dört bir yanı maden, enerji, tarım işletmelerince tehdit edilmektedir. Buna karşı halkın geçim alanlarını ve doğal yaşam alanlarını koruma amaçlı mücadeleleri dün olduğu gibi bugünde sürmekte ve sürecektir.

Devrimci Bilinç Kitlelerin Mücadele ve Yaşam Pratiğinden Doğar

Türkiye ve Kuzey Kürdistan emekçi halkının ortaya koyduğu en büyük doğayı koruma direnişi Gezi Halk Hareketi ile dört bir yanına yayılan direniştir. Ancak Gezi direnişi sadece bir doğa hareketi değildir. İşçi sınıfının, köylünün, kadınların, gençlerin, Alevilerin, Kürt halkının karşı karşıya kaldığı sorunlara eşitsizliğe, sömürüye ve ezilmeye karşı ortaya koyulan bir direniştir. Direnişin simgesi haline gelen Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların korunması halk hareketinin simgesiydi; çıkışı tetikleyen olsa da direniş sadece parktaki ağaçların korunmasıyla açıklanamaz. Bu direnişi anlamsızlaştırmak ve deneyimlerinden tekrar doğabilecek direnişler adına ders çıkarmamak olur. Ayrıca çeşitli sorunlar etrafında bir araya gelen kitlelerin, dışında kaldığı herhangi bir sorunu içindekiyle aynı oranda içselleştirerek karşı direnişin ortaklaşmasının sağlandığı yanılsaması da ortaya çıkmamalıdır. Burada direnişi doğuran yada kendiliğinden hareketi doğuran, yaşadığı sorunun kaynağının ortak olduğunun görünmesidir. Kitlelerin bir baskısının sonunu gerçekten içselleştirerek sahiplenmesi, devrimci örgütlü mücadelenin bilinçli çabasıyla elde edilecektir. Bunun dışındaki bilinç sönümleyebilir karakterdedir.

Gezi Direnişi ağaçların kesilmesinin, doğanın yok edilmesinin karşısında duran ve bunu protesto eden bir niteliğe sahiptir. Gezi Parkı ağaçlarının kesilmesi bu direnişte bardağı taşıran son damla olmuştur. Ancak sadece o ağaçlar değil, Türkiye ve Kuzey Kürdistan doğasını tehdit edenlere, ormanları, tarım alanlarını, meraları, nehirleri, gölleri vd’lerini yok etmeye çalışan kapitalizme karşı mücadeledir.Ayrıca işçi sınıfının “özelleştirmelere”, sömürüye karşı direnişin adıdır. Gençlerin parasız, bilimsel ve demokratik eğitim talebi direnişidir. Alevilerin eşit haklar çerçevesinde inançlarını özgürce ifade edebilmek adına mücadelesinin adıdır. Kürt Ulusunun demokratik hakları mücadelesinin adıdır. Gezi bir birikimdir. Kendisinden önceki direnişlerin şekillendirdiği, militan ruhun ortaya çıkardığı, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da gerçekleşen en yaygın ve kitlesel Halk Hareketidir. Bugün herhangi bir bölgede ortaya çıkan direnişler; Boğaziçi Direnişi, grev ve toplu sözleşme hakkı için direnen işçilerin direnişi, Akbelen Direnişi, Geçinemiyoruz ile Barınamıyoruz Direnişleri, Kaz Dağları Direnişi, Emeklilerin Mücadelesi, Doktor ve sağlık emekçilerinin direnişleri ile irili ufaklı onlarca fabrikada ortaya konulan emek mücadeleleri vd’lerinden yeni bir Gezi direnişi beklemek doğal olduğu kadar, Gezi’yi yaratan mücadelenin ne olduğunu anlamak için de önemlidir. O zaman beklentiler daha da açığa kavuşarak, sosyalizm mücadelesinin önü açılır.

Gezi Direnişi’nin üzerinden yıllar geçti. Bu süre içerisinde Gezi’yide doğuran özellikte sorunlar kitleleri hiç yalnız bırakmadı. Bunlara karşı zaman zaman gündemi meşgul eden direnişlerde ortaya konulsa, geride kalan zamanda devrim ve demokrasi mücadelesi görülmemiş boyutta gerilemiş durumdadır. Gezi gibi muazzam bir direnişten sonra yaşanan bu durum, sadece devletin baskı aygıtlarıyla tabi ki açıklanamaz. Devrimci hareketin sorumluluğu herşeyin üzerindedir. En önemli başarısızlık ise milyonları içine alan direnişin ardından, örgütlü devrimci mücadeleye kanalize edilebilen halkın beklentinin gerisinde olmasıdır. Bu da direnişin ardından daha da güçlenmesi gereken sosyalizm mücadelesini zayıflatmıştır. 

Lenin yoldaş konumuzla bağlantılı şu tespiti yapar: “İşçiler hangi sınıfı hedef alıyor olursa olsun, her türlü zorbalık ve baskı, zor ve suistamal olayına tepki göstermeyi, hem de herhangi bir açıdan değil de sosyalist açıdan tepki göstermeyi öğrenememişlerse işçi sınıfının bilinci gerçek bir politik bilinç olamaz.” (Ne Yapmalı s.77) 

İşçi sınıfı ve diğer emekçiler çeşitli sorunlar etrafında bir politik bilinci pratikleriyle elde ediyor, ancak bu sosyalizm mücadelesinin gelişmesi için yeterli değildir. Bu bilinç onları kendiliğinden direnişlere taşıyacak yeterlilikte olduğu için daha ileriye taşıyacak olan da mücadelenin en ileri bilincinin taşıyıcısı proleter devrimcilerin görevlerini omuzlamalarına bağlıdır. 

Gezi Direnişine katılan kitlelerin esası olmasa da önemli bir kısmı farklı ezilen sınıfların, kesimlerin sorunlarını sorunları yapan ve aynı kaynaktan beslendiğini bilerek hareket eden politik bilinçle şekillenmiştir. Ancak kitleler bu bilinci de önemli oranda kendi deneyimleriyle elde etmiştir. Gezi Direnişi öncesi; 10 yıllık süreci göz önüne aldığımızda, neoliberal saldırıların artarak şiddetlendiği gerici politikacılara karşı verilen mücadele içinde bu politik bilinç elde edilmiştir. Gökten zembille inen bir bilinç değildir, kendi pratik deneyimlerinin sonucudur. Bu deneyim Türkiye ve Kuzey Kürdistan’ın dört bir yanından toplanıp Ankara’yı haftalarca direnişin merkezine çeviren TEKEL işçilerinin direnişinden, PTT tesislerini çadırlarıyla işgal ederek, “özelleştirme” saldırısına direnen işçilerden, Sosyal Siğorta sisteminin içini boşaltan düzenlemeye karşı direnişten, Irak’ta emperyalist işgale karşı direnişten, NATO’nun İstanbul toplantısını protesto direnişinden, IMF protestolarından, AB karşıtı protesto ve eylemlerden, SEKA vd. fabrikalarda işçilerin işgal ve direnişlerinden, Alevilerin inançlarına uygulanan baskıya karşı eşit haklar için yerelden büyüyerek 100 binleri bulan Ankara mitinglerinden, Kürt ulusunun devrimci ve demokratik mücadelesinden 

Akbelen’i, İmralı’yı, TEKEL işçilerinin direnişinden, PTT işçilerini, kadınlarıyla ifade ederek özelleştirme saldırısına direnen işçilerin, Sosyal Sigorta Sisteminin yıkımını başlatan düzenlemeye karşı direnişten, İncirlik Emperyalist işgale karşı direnişten, NATO’nun İstanbul toplantısını protesto direnişinden, IMF protestolarından, AB karşıtı protesto eylemlerinden, TEKEL’de fabrikalarda işçilerin işgali ve direnişlerinden, HES’lerin insanlara uygulanmasına karşı ve esnaf hakları için verilen büyük yürüyüşlerden, 100 binleri bulan Ankara mitinglerinden, Kürt ulusunun direnişi ve demokratik mücadelesinden, irili ufaklı devrimci sınıf mücadelesinden ileri gelen bir politik şekillenme söz konusudur. Gezi Direnişi’nin militan ruhlu kitlesi, bu mücadele ve direnişler ekseninde şekillenmiştir. Oldu bitti bir süreç değil, yılları bulan bir gelişim dinamiğine sahiptir. Bu gelişim sürecini anlamadan  bugün gerçekleşen herhangi bir politik eylemin getireceği tepkinin boyutunu öngörmek mümkün değildir.

Bugün herhangi bir sorundan tek başına onun etkisiyle bir Gezi Direnişi daha ortaya çıkacağını ummak yerine gerçekleşen tüm direniş ve mücadelelerin tümünün yeni bir Gezi Direnişi’nin anahtarı olduğunu bilerek sahiplenmeliyiz. Bugün kitleler Gezi direnişini doğuran sorunlarla tekrar yüz yüze kalsa da, politik bilinci yeni bir Gezi direnişini doğuracak yeterlikte değildir. Bugün hiç olmadığı kadar baskı ve yoksulluk altında halk ezilmektedir. Yine Gezi Direnişi’nin ardından Metal Fırtına Direnişi, “Yeşil Yol” karşıtı direniş, Öz Yönetim Direnişleri, Boğaziçi direnişleri ve diğer irili ufaklı onlarca direnişte gerçekleşmiştir. Bu direnişler politik bilincin gelişmesi için önemlidir, ancak henüz yeterli olmadığı da bir gerçektir. Bunun yanında kitleleri daha ileri taşıyabilecek niteliğe sahip komünist ve devrimci harekette gelişmenin aksine gerileme olması, mücadelenin daha ileri nitelikle taşınmasını engellemektedir. Ayrıca faşist devlettin topyekun baskı ve saldırılarının payını da bu süreçte göz önüne almak gerekir. Ancak devrimci hareketteki gerilemenin esas nedeni gelişmeleri doğru okuyamamak ve buna uygun politik konumlanışı ortaya koymamak olduğu bilinmelidir. Devrimci mücadeledeki gerileme örgütlü devrimci ve demokratik mücadeleyi geriletmiş, reformist, sistem içi mücadeleyi de olabildiğince ön plana çıkarmaya neden olmuştur. Son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “Millet ittifakı” ardı sıra dolaylı ve doğrudan sıralanış bunun yansımasıdır. İki gerici kampın arasına sıkışma parlamento odaklı anlayışın, daha fazla ön plana çekmesine neden olmuştur.

Komprador burjuva gerici sistemin, ekonomik ve siyasi kriz cenderesindeki gerçekliği halk kitlelerine baskıyı arttırmış;; onları sorunları etrafında birleştiren, ortak hareketi geliştiren,anti-kapitalist devrimci bilinci geliştiren devrimci ve demokratik öz örgütlerine devletin baskısı artmıştır. Devrimci mücadelenin gelişim dinamiğinin önemli bir parçası olan demokratik özgün örgütlenmelerin baskı altına alınması ve işbirlikçi niteliğinin gelişmesi ve sonucu kitlelerin devrimci ve demokratik politik bilinç elde etmesi de engellenmiştir. Buna fazla sistem içine çekilen kitleler, son genel seçimde olduğu üzere daha da yoğun şekilde burjuva gerici muhalefete y deklenmiştir. Bu duruma devrimci güçlerin bir kısmının dolaylı, küçük bir kesimin de doğrudan katılması, kitlelere sorunlarının çözümünde alternatif devrimci mücadele anlayışında da güvensizliği beslemiştir. Devrimci hareket Lenin’in uyarısını unutmuş yada görmezden gelmektedir, “yığınların eylemi sadece devrim sırasında yada devrimci bir durumda değil, her zaman parlamenter eylemden daha önemlidir” (Sol Komünizm Çocukluk Hastalığı-Sayfa:60)

Kitlelere parlamentoyu işaret etmek yada politikasızlık sonucu bunun kendiliğinden gerçekleşmesine neden olmak, devrimci mücadelenin gelişim dinamiğini anlamamaktır. Elbette seçimler özelinde ya da parlamento mücadelesini tamamen yok sayma, reddetme anlamında ifade etmiyoruz. Mücadelenin bura merkezli, kaymasını eleştiriyoruz. Bugün gerçekleşen herhangi bir kendiliğinden hareket, çok daha kitlesel bir karşı koyuşu tetikleyebilir. Ancak eylemlere bu anlayışla bakmak yerine en küçüğünden en büyüğüne kendiliğinden kitle eylemlerinin yarattığı politik bilinçlenmeyi sürdürebilmek, bunu devrimci proleter mücadeleye akıtmak esas görevdir. Kitleleri daha ileri bir karşı mücadeleye devrim ve demokratik direnişe taşıyan, küçük gibi görünen içinde yer aldığı politik eylemlerdir.

Devrimci Mücadeleyi İçine Çeken Tehlike: Aktivizm

Sömürü, yıkım ve her türlü baskının artarak sürdüğü Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, emekçi halkların mücadelesi hak arayışları da kendisini göstermektedir. Ancak saldırıların boyutunun aksine emekçilerin mücadelesi yetersiz kalmaktadır. Bu gerçeğe rağmen kitlelerin kendiliğinden de olsa hak arayışları, siyasal bir bilinç ileriye dönük kazanımdır. Ancak devrimci mücadelenin gelişimi açısından bu bilincin yetersiz olduğu da bir gerçektir. Genelde kendiliğinden hak arayışları başarısızlıkla birlikte -somut sorun etrafında- sönümlememektedir. Kitlelerin yoksul emekçi halkın kendiliğinden gelişen hak arama mücadelelerini kazanımla sonuçlanmak mümkün olduğu gibi, onların bilincini daha da ileri taşıyacak devrimci örgütlü mücadeleye kazanmakta mümkündür. Bunun için esas sorumluluk devrimci ve komünist hareketin omuzlarında ve  görevlerini eksik yapmamasına bağlıdır.

Devrimci hareketlerden beklenen bu isteme rağmen karşılanmadığı da bir gerçektir. Bugün meydana gelen, kitlelerin özgün sorunlarından kaynağını alan hak arayışlarına destek, dayanışma ve daha ileri taşıma adına katılım gösteren devrimci ve demokratik kurumların pratiğine aktivizm hakimdir. Küçük burjuva sivil toplumcu anlayışın bir yansıması olarak gelişen aktivizm, kitlelerin kendiliğinden mücadelesini ileri taşımak bir yana daha da daralmasına neden olabiliyor. Çeşitli özgün sorunlar etrafında gelişen mücadelelerin, aynı hedefe birlikte hareket etmelerini aktivizm anlayışı kösteklemektedir.

Aktivist mücadelelerin en yaygın şekilde karşımıza çıktığı sorunlar çevre, kadın, LGBTİ+’lar hayvan hakları diye belirtilebiliriz. Ancak bu anlayış sadece bu konular üzerine sınırlı kalmayıp, üretim alanlarını da ilgilendiren kimi sorunlarda karşımıza çıkabiliyor. Çalışırken yaşamı yitiren ya da yaralanan işçilerin ardından gelişen tepkilerde bunu gözlemleyebiliyoruz. Burada temel yaklaşım mevcut sorunu onunla bağlantılı diğer sorunlarla ilişkilendirmeden, özgün sorunun çok daha fazla öne çıkarılmasıdır.

Sorunun içinde yer alan emekçilerin kendiliğinden gelişen bilincinin özgün soruna odaklanması doğal iken, devrimci hareketin de bu yönde pratik sergilemesi sakıncalıdır. Bu da zaman içinde kitleleri yalnızlaştırarak, hak arayışlarını kazanım elde edemeden sonuçlandırmaya ya da sönümlendirmeye götürür. Bu konuda özellikle dikkat çekmek istediğimiz devrimci hareketin bu yöne savruluşudur.

Burjuva demokrasisinin hakim olduğu Batı ülkelerinde tek tek sorunlar etrafında bir araya gelerek, çeşitli boyutta tepkiler ortaya koyan küçük burjuva hareketler mevcuttur. Greenpeace, FEMEN gibi örgütler bu konuda bilinen en açık örneklerdir. Greenpeace doğaya verilen zarara karşı yankısı çok büyük eylemler ortaya koyabiliyor. Bu sınıfsal niteliklerine de uygundur. Bu tip hareketler sorunlara bir aktivite alanı olarak bakarak, onun etrafında uzmanları şaşırtır boyutta yoğunlaşırlar. Ancak bu yoğunlaşma sadece o sorunla ilgilidir. Böylece kapitalist sistem içinde kendilerine yaşam alanı ararlar. Bu hareketlerin işçi sınıfının sömürülmesi etrafında gelişen sorunlarla ilgilenme ya da ortaklaşma gibi bir kaygısı yoktur. Bu anlayışa göre çevreyi ilgilendiren sorunlar çevrecilerin, kadını ilgilendiren sorunlar feministlerin, işçileri ilgilendiren sorunlar sendikaların vd. sorunlarda onun doğurduğu özgün örgütlenmelerin alanına girer. Her örgüt kendi sınırları içinde görevlerini yapmalıdır. Soyut anlamda tüm bu sorunların kaynağı olarak kapitalist sistem gösterilirken, bu sorunlar etrafında gelişen mücadeleleri ona karşı bir araya getirmek için çaba ya yetersizdir yada hiç yoktur. Kitlelere bir yön çizmekle, alternatif mücadele, çözüm aracı yaratmakla sorumlu devrimci güçler bu anlayışın peşinden sürüklenmektedir. Bu kendine ve halka güvensizliğin belirtisidir.

Halk kitlelerini ilgilendiren sorunların özel yanını dikkate almak, iradelerinin devrimci hareket içerisinde açığa çıkması için önemlidir. Ancak bu iradenin başarıya ulaşabilmesi için onu değiştirip dönüştürmek gerekir. Mao Zedung’un “kitlelerden kitlelere” siyasetinde bu anlayışın nasıl olması gerektiği üzerinde durulmuştur. Buna göre “kitlelerin fikirleri (dağınık ve sistemleşmemiş fikirleri) almak ve onları derli toplu hale getirmek (onları inceleyerek, derli toplu ve sistemli fikirler haline getirmek) ondan sonra yeniden kitlelere gitmek ve kitleler bunları kendi fikirleri olarak benimseyince onlara sıkı sıkıya sarılana ve onları eyleme dönüştürene kadar bu fikirleri yaymak, açıklamak ve bu fikirlerin doğruluğunu bizzat kitlelerin eylemi içinde sınamak.”diye belirtilen anlayış, kitlelerle kurulması gereken doğru ilişkiyi bize gösterir. Ancak bunun yerine fikirler dönüştürülmeden olduğu gibi kabul etmek, kitle kuyrukçuluğu yada kendiliğinden hareketin sınırlarına hapsolmak olur.Kitleleri olduğu gibi devrimci hareketin içinde muhafaza etmek öncülük rolünü yerine getirilmemektir. Devrimci hareket herhangi bir eyleme kendisini sadece göstermek için, ne kadar faal olduğunu ilan etmek için dahil olmamaktadır. Onun esas misyonu işçi sınıfı ve diğer emekçilerin bilincini, fikirlerini ileri taşımak ve anti-kapitalist devrimci bilinci geliştirmektir. Bunun gerçekleşmemesi durumunda Paula Fereire’nin dikkat çektiği üzere.,“düşünce bir yana bırakılıp tek yönlü olarak eylem vurgulanıyorsa, söz aktivizme dönüştürülmüş olur” (Ezilenlerin Pedagojisi, Sayfa: 107- Ayrışım Yayınları)

Şurada burada çeşitli sorunlar etrafında irili ufaklı gerçekleştirilen hak arayışlarının temel sorumlusu burjuva sistemdir. Biz bu temel düşünceyi kitlelere taşımakla görevliyiz. Kitlelerin kendiliğinden eylemlerine bilinçli katılmak bu misyonu gerçekleştirmektir. Kapitalist sistemi altetmek, onun yarattığı sorunlar etrafında mücadele eden emekçileri, devrimci bilinçle bir araya getirmekle mümkündür. Ancak görüyoruz ki, devrimci güçler bu rolünü kendiliğinden hareketin sınırlarına hapsederek, kitlelerin bilincinin kendiliğinden gelişimine bel bağlamaktadır. Aktivist mücadele eylemin ardısıra sürüklenmektir. Kitlelerin daha geniş bir eylemin etrafında birleştirmek yerine, varolanla yetinen bir anlayıştır. Devrimci mücadeleye gönül veren bireyler çevre aktivisti, tarım aktivisti, kadın sorunu aktivisti, hayvan hakları aktivisti, sendika aktivisti vb. değildir. Onlar devrimcidir; işçidir, emekçi köylüdür, yurtsever, emekçi kadın ve gençtir. Varolan sorunları iliklerine kadar hisseden, onunla yatıp kalkan profesyonel devrimcilerdir. Bu durum doğru anlaşılmalı ve ona göre mücadele hattı çizilmelidir.

Kitlelerin karşı karşıya kaldığı sorunların karşı mücadele somut kazanım hedefler. Gerekirse bu kazanımı elde etmek için geri çekilme tercih de edilebilir. Bu körü körüne eylemi amacın önüne almamaktır. Ancak aktivist anlayış bunun karşısındadır. Onun için önemli olan eylemdir. Bugün artan sorunlara rağmen yetersiz tepkinin geliştiği şartlarda, ortaya çıkan aktivist tarzda eylem bu nedenle normal karşılanır. Bir anlamda yokluk içinde varlık olarak görülerek bu pratik eleştirilmez. “Daha ne istiyorsunuz, eylem oluyor”  çıkışlarıyla karşılaşabilirsiniz.Eylemin amaçla bağı,; kitlelerin fikirlerini devrimcileştirme çabasıdır. Ancak bu mukayese bile edilmez. Farkında olmadan geleceğe ilişkin kazanımlar anın içinde yok edilir.

Aktivizm yıllar önce Bernstein’ın Marksizmin revizyonuna ihtiyacı var diyerek, bunun da “sosyalizmin nihai hedefiyle neyin kastedildiği sorusu bana anlamlı gelmiyor ve beni ilgilendirmiyor” diyerek başlattığı saldırıyı; “bu hedef herne olursa olsun, benim için hiçbir şey değil, herşey hareket” diyerek tamamladığı anlayışı ile aktivizm örtüşmektedir. Amaca yabancılaşmanın teorisi eyleme sıkışmaktır. Fikirler, amaç önemli olmadığı için, kitlelere fikir taşımak önemsizdir. Ne için gerçekleştiği önemli olmayan yada zamanla unutulan eylemler gerçekleşir. Kitle hareketini amacından koparabilen, kendi başına buyruk yer yer anarşizme de kayan, kitlelere ve sosyalizme yabancılaşan pratik ortaya çıkar. Ayrıca çok aktif, kitlelerin dikkatini çekebilen pratikler de ortaya çıkar. Buna karşın Mao’nun uyarısı bir kez daha karşımıza çıkar: “Önder grup ne kadar faal olursa olsun, faaliyeti kitlelerin faaliyeti ile birleştirilmedikçe bir avuç insanın verimsiz çabası olmaktan öteye gidemez.” (Cilt III, s.124) Burada amaçlanan kitlelerin kazanımından ziyade eylemin sürdürülmesidir. Halkla körü körüne sokağa çıkın! çağrısı yapanlarda bu anlayıştadır. Eylem, hareket ne yöne gidiyorsa oraya sürüklenme söz konusudur. Kitlelerin düşünce yapısını değiştirmek yersiz, varolanla yetinme ve dağınıklığın beslenmesi söz konusudur. Bu anlayış kitlelerin kendiliğinden eylemlere katılımında olduğu üzere, daha ileri fikirlere de kendiliğinden erişebileceği yanılsaması içindedir. Emekçi sınıflar kendi haline bırakıldığında, onları saran burjuva sistem karşısında, mücadelenin kendisini tekrar ederek sönümleneceği görülmez. Bunun sonucunda yaşanan başarısızlıklar emekçilere, yıkılarak, kendilerinini ortaya koyduğu aktivizm göklere çıkarılır.

Lenin yoldaş; “kapitalist düzende devamlı bir sömürü ve baskıya ve çok kere hayat koşullarının kötüleşmesine ve iflasa uğrayan bir toplumsal tip olarak küçük burjuva mülk sahibinin, küçük üreticinin aşırı bir ihtilalciliğe kolayca geçtiği, ama bu sınıfın tutarlı, örgütlü, disiplinli ve sağlam bir tutum benimsemediğini”  belirtirken, aktivizmin sınıfsal temelini açıklamıştır. Mücadeleye bir aktivite olarak yaklaşan bireylerin eylemi daha fazla ön plana çıkmaları, küçük burjuva tezcanlılığın açığa çıkmasıdır. Kararlı adım atmaktan uzak bu bireyler, içinde bulundukları şartların seyrine göre, değişen amaçlar etrafında hareket eder. Mücadele tarzını, karşılaşılan zorluklar karşısında değiştirerek, ders çıkarmak yerine amacı değiştirirler. Bu mücadeledeye örgütlü şekilde kurtulmaları da kendiliğinden eylemi ileri taşımaz. Her örgütlü, iyi niyetli mücadele halkın çıkarına  gelişim getirmez. Burada önemli olan örgütü mücadelenin proleter devrimci nitelikte olmasıdır. Amaca gidilen yolda ihtiyaç duyulan mücadele yöntemini kitlelere rağmen değil, onların ortaya koyduğu pratik mücadele içinden doğurup benimsettiren bir anlayış doğru olandır. Onların, halk kitlelerinin istemlerinin aksine kendi başını alıp gitmek mücadeleye en önemli zararı verecektir. Devrimci mücadele, devrim amacı doğrultusunda somut koşullar içinde süzülerek vücut bulan pratik-politikaların ortaya koyulmasıyla gelişir. Bunu gerçekleştirmek için de gerekli olan proletaryanın “tutarlı, güçlü, örgütlü, disiplinli ve  sağlam bir tutumunu” benimsemiş  olan zihniyetle örgütlenmelere ihtiyacımız vardır. Tüm bunlarla birlikte devrimci mücadele kitlelerle iç içe yapılır. Bu mücadele içinde geride kalanlar olabileceği gibi, aktivist tarzda başını alıp gidenlerde olacaktır. Bizim gelişimimiz bu iki sapmaya karşı doğru mücadele yürütmek ve onları olması gerektiği gibi devrimimizin güçleri olarak doğru şekilde konumlandırmaktır.

Bugün çokça karşımıza çıkan doğayı koruma mücadelelerine, sorunun en başından içinde yer alamamanın da bir yansıması olarak, her şey olup bittikten sonra katılmak telafi etme duygusu yarayabilir. Bunu içinde gereğinden fazla eylemi öne çıkarmak, içinde bulunduğu koşulları okuyamayarak aktivizme sapmayı getiriyor. Maoist komünistler, kitlelerin demokratik ve devrimci mücadelesine hem öğrenen hem de öğreten bir anlayışla katılır. Kitlelerin pratiklerinden öğrenilen en önemli ders; mücadelenin kendi başına kaldığında tekrar edeceğidir. Devrimci öncülük kendisinde olan politik bilinci, üstünlük vasfı olarak değil kitlelere taşıma göreviyle direnişe omuz verir. 

Maoist komünistler asla varolan direnişle yetinmediği, gibi kitlelere rağmen alıp başını da gitmez. Asıl amacı işçi sınıfı ve diğer emekçi halkı kendi pratikleri içinde ileri taşımaktır. Bizlerin ve kitlelerin en önemli somut kazanımı işçi sınıf ve diğer emekçilerin devrimci örgütlü mücadeleyi benimsemelidir. Bizim için yeterli olan hedef budur. Doğa düşmanlarıyla, işçi sınıfını sömürenlerle, gençleri uyuşturucu ve yozlaşmaya  itenlerle, kadınların katleden ataerkil zihniyetle ve benzerleriyle mücadele kitleselleştikçe başarı elde eder. Bugünkü mücadelemizde sadece söz değil, eylemle uyumlu bir sözle mücadeleyi geliştirir.

SON

Exit mobile version