Murat Kahraman, yaşanmışlıkların unutulmuş, ölü anılar mezarlığından bu kez şiir ırmaklarından akıp gelen sessizliğin dize dize yükselen çığlığına ses oluyor yeni eserinde. Tam da suların yükseldiği geçmiş o vahşi günlerde, köpekbalıklarına yem olan karıncaların, suların çekildiği zamanlardaki gözyaşlarını gören bir naiflikle…
Suların çekildiği yeni zamanlarda, ölü köpekbalıklarını yeme sırasının karıncalara geldiğini müjdeliyor. Geçmişin acı, hüzün dolu yıllarından bugüne sızan şu dizelerle:
“Gelin,
gelin kavganın kardeşleri!
Gelin,
çıplak ayaklı çocuklarım gelin!
Bir Apaçi dansı gibi ahenkli gelin
Tilililerle dalalım.”
Hegel, sanatın zirvesi olarak şiiri görmüştü.
Çünkü şiir, duygu ve düşüncenin en dolayımsız, bir su damlası kadar berrak, bir kar tanesi kadar bembeyaz, en “temiz” halidir.
Gün olur, faşizmin en pervasız zamanlarında zorbalık bir kasırgaya dönüşür. Kadim şehir Dersim’i Behzat Firik şahsında en körpe, en taze filiz dallarından kırar; evleri duvarlarında saklı anılarıyla yerle bir eder. Bacası tütmeyen, ölümün soğuk ellerinde donan yaşlı teyze, amca, dayı, kardeşlerin kahkahalarından geriye kalan kederleri satır satır toplayan romanın yerini o zaman şiir alır.
Murat Kahraman; şehirlere devrimleri müjdeleyen köylerin, faşizmin kasırgasıyla yakılıp yıkıldığı zamanlara hoyratça rüzgâr taşıyan tersten esen rüzgârlarla birleştiği, aklı çalınmış Nuh Tufanı sonrası günlerde; anılarını, çimen rengi yeşili çalınmış umutlarını, acı ve öfkesini… Her şeyden önce insan kalabilmenin onuruyla devrimciliğinin yanı sıra sanat cephesinde de, romanın sabrı ve şiirin çağlayan duygu seliyle bugünlere taşımış “ünsüz” bir tarih emekçisi.
İçi boş popüler kültür köpüklerinin aklın dudak hizasını geçip hakikate, gerçek tarihe dayalı düşünceyi ters yüz ettiği; “parlayan her şey altın değildir” diyen Lenin’in öğüdünün unutturulduğu; en vasıfsızların “Müslüman mahallesinde salyangoz satma” cüreti ve konforuyla buldukları her yeri kendilerine alkış toplayacak bir podyum fırsatına çevirdikleri bu günlerde…
Sanatın geçmişi bugüne taşıyan ırmaklarına sırtını dönen akıl ve hafızaları, dün romanlarında olduğu gibi bugün de şiirleriyle çağırıp adeta hatırlatıyor Murat Kahraman:
Soğuk su kokuyor.
