Direnişin kitleselliğinin gerisinde sömürü ve yıkım politikalarının yılların birikmiş etkisi üzerinden AKP iktidarının gerici ve baskıcı politikalarının toplumda oluşturduğu tepkinin dışa vurumu vardır. Kuşkusuz konu “üç-beş” ağaçtan ötedir ve baskıya, sömürüye, ayrımcılığa, geleceksizliğe ve güvencesizliğe tepki vardır.
Taksim-Gezi Direnişi’nin yaratıcısı, tetikleyicisi, biricikliği kuşkusuz olan asıl kitle, öncü rolünden vazgeçmeyen siyasal partilere ne gereksinim duydu ne de onlarla kalıcı paydalar oluşturdu. Bunu günümüzün bir gerçekliği olarak almak gerekiyor. Geçmişte olmadı, bugün ortaya çıktı. Geçmişin mücadele kültürü içinde başarılı olamazdı, düşünülmedi bile, oysa bugün sonuç alabilecek nitelikte. Yerel değil; dünyanın bir ucundan öbür ucuna, her yerde patlak verebilecek bir doğası var.
Bu arada toplumsal hareketlerin yalnızca siyasal kalkışmalar içinden çıkmadığını gösteren 1968 de onun miladı sayılır. Ama 1968’den sonra dünya da çok değişti, toplumsal hareketlerin niteliği de. Siyasal olan her şeyi kendi anaforu içine aldı. Seattle ile birlikte birbirinden çok farklı hareketlerin, anlayışların, oluşumların bir araya gelerek nasıl bir büyük nehir oluşturabileceği görüldü. Dünyanın bir ucunda başlayan hareketin öbür ucunu kaldırabileceği.
O zaman gökkuşağı koalisyonu dendi bu hareketin adına. Her rengin bir araya gelerek yarattığı bileşim. Taksim-Gezi Direnişi de bu başlangıç özelliklerine tam anlamıyla sahip bir gökkuşağı koalisyonu oluşturdu. Küresel taleplerden çıkmadı, Gezi Parkı tam buradaydı ama onun talepleri Seattle’da, Sao Paulo’da dile getirilenlerden çok farklı değil. Yaşanası bir dünya ve hayatımıza karışma!
Daniel Bensaïd’e göre “Marx …mazlumların politikasının yani devlet alanından dışlanan ya da uzak tutulanların gündelik yaşam mücadeleleri sırasında keşfettikleri kendilerine özgü politikanın arayışı içindedir. Bu, savaşların ve devrimlerin aşırı uçlarını oluşturan ve toplumsal yeniden üretimin perdesini aralayan bir olaylar siyasetidir.”
Olaylar siyaseti içerisinde değerlendirirsek daha yakından bakıldığında ev ve çocuk bakımının, işçi ya da işsiz olarak kadının “işi” görülmesi, işsizliğin, yoksulluğun yıkıcı etkilerini kadınların daha çok yaşaması, iktisadi-mali kriz milyonlarca işçi ve emekçinin yaşamını daha da çekilmez hale sürükleyen hayat pahalılığı, konut sorunu, düşük ücretler, işsizlik, vergi soygunu, çevre katliamına karşı Karadeniz halkının doğasına, suyuna, toprağına rant kâr sömürü çarkının bulaşmaması için verdiği mücadele. İşçi sınıfının yer aldığı bir sosyal patlama burjuvazinin hesaplarını altüst edecektir. Doğada sürekli bir değişim, her şeyin zıtlık içinde savaşarak var olduğunu görürüz; diyalektik akışı toplum yaşamına aktardığımızda da tarihin yazıldığı gibi olaylardan ibaret olmasını bekleyemeyiz, toplumlar sınıf savaşımı içinde doğmuştur.
Toplum sürekli baskı altında tutulan, yönetilen burjuva siyasetinin çevresinde manevra yapmaktadır. Kuşkusuz Gezi olaylarında kendine çıkar sağlamak isteyen Kemalist-milliyetçi düşünceleri ile liberal-reformist muhalefet partileri de Gezi Direnişi’ni fırsat bildi.
Gezi’de mahallelerde en çok ölenlerin Alevi olması tesadüf değildi. Gezi’yi Alevileştirmeye çalışan bilinçli bir hükümet politikasının sonucuydu. Pratikte polisin Alevi ve sol kimliği ile bilinen mahallelerde kullandığı şiddetin dozunu bilinçli olarak yüksek tutması ve bu şiddeti kullanırken hedef gözetmesiyle ortaya çıkan bir sonuçtu bu. Tayyip Erdoğan da bugün Gezi’yi Alevilik üzerinden kredisizleştirmeye çalışıyor.
Özellikle Türkiye gibi yarı sömürge ve komprador kapitalist ülkelerde yaşam belirtisi emeğin ucuz, patronun çok kâr sağladığı, insanların hayatını sürdürmeye yetecek kadar ücret alarak nefes aldıkları bir toplumda her şeyin durgunluk göstermesinin kabul edilmesi olanaksızdır.
Gezi bu topraklarda sürekli hazırda bekleyen geceleri, evlerin odasına çekilen gündüzleri her gün için omuzlarına yüklenen zincirlerden kurtulmak için birer halkanın kırılmakta olduğunu gösterdi, sınıfsız ve sömürüsüz yeni bir dünyanın bir el kadar uzağımızda. Gezi Direnişi antikapitalist bir hareket midir? Bu aşamada ona bu niteliği vermek zorlama olur. Ama bir özgürlük ve demokrasi hareketi olduğu da düşünülürse topyekûn bir antikapitalist mücadele için bir adım atılması yeterlidir. Sömürünün; canlıları, doğayı, insanı susturmaya baskıladığı düzenin yıkılabilir olabileceğini gösterdi. Bugün ve yarın da onurlu bir yaşamı istemeye her sokakta, her kampüste, her mahallede, her meydanda daha yüksek bir sesle söyleniyor. Gezi dün(de) her evin kapısını çalarak eyleme geçilmesi, sınıfsız ve sömürüsüz bir geleceğin inşasının temelini atmıştır.
Bir Devrimci Demokrasi okuru
