TKDF raporu: Evler güvenli değil, failler en yakında!

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nun (TKDF) Mart 2026 raporu, kadına yönelik şiddetin “münferit” değil, sistematik bir kırım olduğunu bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Rakamlar net: Kadınlar, en güvenli hissetmeleri gereken yerde, hayatlarını paylaştıkları erkekler tarafından şiddete maruz bırakılıyor.

Türkiye’de kadınlar mart ayını da şiddetin gölgesinde, hayatta kalma mücadelesi vererek geçirdi. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) tarafından paylaşılan “Ev İçi Acil Yardım Hattı Mart 2026 Veri ve Analiz Raporu”, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve cezasızlık kültürünün acı tablosunu ortaya koydu.

Rakamların Çığlığı: Mağdurların %96,2’si Kadın

Rapora göre, mart ayı boyunca acil yardım hattının telefonları bir an olsun susmadı. Toplam 247 çağrının yapıldığı hatta, şiddete uğrayanların yüzde 96,2 gibi ezici bir çoğunluğunun kadınlar olduğu görüldü. Bu veri, şiddetin cinsiyetçi karakterini ve doğrudan kadın kimliğini hedef aldığını bir kez daha tescilledi.

Fail Uzakta Değil: “Kutsal Aile” Maskesi Altındaki Şiddet

Raporun en can yakıcı noktası ise faillerin kimliği oldu. Veriler, kadınların sokaktaki “yabancıdan” ziyade, kendi evlerindeki erkekler tarafından şiddete uğradığını kanıtlıyor. Faillerin başında, kadınların evli olduğu erkekler geliyor. Bu durum, “aile içi mahremiyet” adı altında şiddetin nasıl örtbas edildiğini ve evlerin kadınlar için nasıl birer hapis haneye dönüştüğünü gösteriyor.

“İstatistik Değil, İnsan Hayatı!”

Kadın örgütleri, açıklanan bu raporun sadece birer rakamdan ibaret olmadığını hatırlatarak yetkililere sesleniyor. Mart ayında gelen 247 çağrının her biri; bir kadının korkusunu, bir çocuğun tanıklığını ve sistemin eksiklerini temsil ediyor.

Bu veriler gösteriyor ki; koruma mekanizmaları kağıt üzerinde kalmamalı. Kadınların evli oldukları erkekler tarafından şiddete uğraması, sadece bireysel bir öfke sorunu değil, erkeğin kadın üzerinde kurmaya çalıştığı tahakkümün sonucudur. Çözüm; İstanbul Sözleşmesi gibi yaşatan metinlerin ruhuna dönmek ve “sıfır tolerans” ilkesini sözden eyleme geçirmektir.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.