Unutma! Mücadele Saflarında Ölümsüzleşenler, Yaşarken de Değerlidir

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bilindiği gibi tarih, kendi amaçları için savaşırken “ölenleri” sıradan, doğal ölümlerden ayırmak için; her ülke, ulus, halklar ve politik gelenekler, değer yargıları ve semboller üzerinden asırlar boyunca süzülüp gelen, onları onore eden kavramlarla tanımlamıştır.

Yaşamların adanmış ve büyük amaçlara feda edilmesini değerli kılan bu tanımlar, İslam dışı toplumlarda genelde “ölümsüzler”, İslam toplumlarında ise “şehitlik” üzerinden tanımlanmıştır. Türkiye Kuzey Kürdistan Devrimci Hareketi başlangıç yıllarında devrim için can verenleri “şehit” olarak tanımlarken, süreç içinde birçok devrimci yapı bu kavramı dinsel motifli İslam’a dair bir sembol olarak görüp “ölümsüzler” tanımıyla değiştirmiştir.
Bizler de devrim bilimi MLM’ye uygun içeriği ifade etmesi açısından “ölümsüzler” kavramsal çerçevesinin doğru ve yerinde olduğunu kabul ediyoruz. İslam’ın “kutsal” savaşı için ölenler “şehit” olup böyle kabul görürken, sömürü düzenine karşı sosyalizm ve komünizm için devrim yolunda hayatlarını adayanların “ölümsüzler” olarak adlandırılması doğru olandır.

Devrim için yola çıkan, bu yolda can bedeli mücadele yürüten parti ve örgütler; tarihsel amaçları uğruna mücadele ederken ölümsüzleşenlere ne kadar değer verip ne kadar sahiplenirlerse onların geçmiş devrimci anılarına bağlı kolektif bir yoldaşlığın hakkını da o ölçüde vermiş olurlar. Bu bağlamda ölümsüzleşenlere yaklaşım soyut, dinsel, ritüele dayalı idealist bir yaklaşım değil; onların şahsında nihai amaca bağlılığın teyit edilmesi, onlara olan politik borcun ödenmesi ve her şeyden ötesi; yarım kalanın, henüz tamamlanmamış olanın zaferle taçlanıp nihai amaca varılacağına dair güven veren ciddi bir yaklaşımın devrimci-komünist partiler tarafından temsiliyetinin de bir gereğidir. Ölümsüzlerin yaşayan mücadelede temsili de bu ciddi duruşta, bu temsiliyette saklıdır.

Buradan bakıldığında; devrimci mücadelede ve bizim özgün geleneğimizde komünizm için savaşta can veren ölümsüzlerimize dair sahiplenme, temsil ve mücadelenin kesintisiz sürekliliği içinde yaşatma görev ve sorumluluklarımızın bugüne kadarki geçmiş tarihte yaşanan pratik üzerinden muhasebe edilmesi; olumlu, olumsuz tutum ve davranışların örgütsel tutum ve ideolojik zeminde ayırt edilmesi önemli bir görev olarak bizi beklemektedir.

Bilindiği gibi Maoist geleneğimiz; ocak ayını bilinen nedenlerden dolayı “Parti Ölümsüzleri”, mayıs ayını da “Devrim Ölümsüzleri”ni anma ayı olarak belirlemiştir. Tabii bu aylarda parti ve devrim için ölümsüzleşenleri özel, yoğunlaşmış kampanyalarla anmak, anılarını güce dönüştüren tecrübelerini yeni genç kuşaklara aktarmak gereklidir. Bu, küçümsenemeyecek bir görevdir. Bugüne kadar da şu veya bu düzeyde buna uygun bir pratik, Kaypakkaya geleneğinin her bileşeni tarafından yerine getirildi, getiriliyor da.

Ancak bunun yarım asra yaklaşan koca bir zaman diliminde giderek bir rutine, takvimsel bir hatırlanmayla kendini tekrar eden bir döngüye dönüşmesi; süreç içerisinde ölümsüzleşenlerle güncel görev ve sorumluluklar bilinci üzerinden kurulması gereken somut, canlı, can alıcı bağı zayıflattı. Bugün mücadele iddiası olan, örgütsel varlığını sürdüren politik öznelerle; dün ortak amaçları uğruna ölümsüzleşenlerin geçmişi, iki ayrı blok olarak giderek ayrıştı. Ve daha çok dijital çağın ayin görselleri ve soyut methiyelerle hazırlanıp geçilen bir statükoya dönüştü.

Hem bu statükonun diyalektik dinamik zemine oturup karşılıklı birbirini besleyen canlı, somut bir ilişkiye dönüşmesi açısından hem de salt takvimsel zamanlarda hatırlanan değil, bugünün yaşayanları yarının ölümsüzlerini onlar hayattayken yoldaşlık hukuku, duygusu ve bilinci açısından kıymetli görmek, onları hayattayken de sahiplenmek açısından bu konunun kendisi üzerine uzun yılların örttüğü alışkanlık ve davranışlarla kaplı “tozların alınması” gerekmektedir.

Dün şehirde, dağda, zindanda mücadelenin en zorlu birçok cephesinde birlikte yol yürüdüğümüz; öznel ve nesnel olumsuz koşulların kıskacında gerilemiş, köşesine çekilmiş ya da bedeni kendisine ihanet etmiş yüzlerce yoldaşı bir trafik kazasında, amansız hastalıklarda ya da başka sosyal faciaya dayalı olaylarda kaybettiğimizde aklımıza gelen ve hiç zaman kaybetmeden sosyal medya platformlarında tuşlara basarak şanlı geçmişiyle hatırlamış olduğumuz; bugün hayatta olan belki de son günleri sayılı birçok yoldaşa karşı insani, vicdani, ahlaki, ideolojik ve politik eksende sorumlu olduğumuzun farkında mıyız?

Tam bu noktada, bugün amansız bir hastalığa karşı direnen Pala yoldaşı örnek vermek meramımızın anlaşılmasına fazlasıyla katkıda bulunacaktır. Pala yoldaş; Dersim topraklarından İstanbul deri fabrikalarına uzanan gençliğinin ilk yıllarında bir işçi olarak sendikal mücadele ile tanışıp süreç içinde Kaypakkaya geleneğinde örgütlü mücadeleye başlamış; ömrünü dağlarda, zindanlarda, sürgünde halkın kurtuluş savaşına adayarak partili saflarda birçok görev ve sorumluluk üstlenmiş bir değerdir. Tarih, politik insanları bu katkısı ve ürettiği değerler üzerinden tanır, geleceğe buradan aktarır; insanın sosyal yaşamlarının eksileri üzerinden bakmaz.
Bu tarih bilinciyle bakıldığında, Kaypakkaya geleneğinin bir devrim emektarıdır Pala yoldaş. Bugün yakalandığı amansız hastalıkla dikkatleri üzerine çekmiş; uzun yıllar mütevazı duruşuyla geleneğe kattığı emeği üzerinden insanlara seslenmemiştir. Oysa dünün en zorlu süreçlerinde geleneğin kendilerine en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda ortalıktan toz olup sırra kadem basarak görünmeyen, bugün popülizmden yana esen tasfiyeci iklim koşullarında hiç de hak etmedikleri halde kendilerine verdikleri “unvanlarla” boy boy ortaya çıkan “şöhret” düşkünü nostalji tüccarlarından daha çok Pala yoldaş hak eder vefayı, saygıyı ve değeri. Bugün Pala yoldaş gibi değerlerimize sahip çıkmak; ölümsüzlerimize verilen en anlamlı, en rafine pratik cevap ve geleceğe, zafere olan kararlı duruşumuzun doğrudan yansımasıdır.

Sonuç olarak yoldaşlık; yalnızca toprağın altına düşenleri anmak değil, toprağın üstünde dövüşmeye ve direnmeye devam edenlerin omuzundaki yükü paylaşmaktır. Devrimci vefa, bir takvim yaprağına sığdırılamayacak kadar derin bir bilinç ve yaşayan değerlerimize sahip çıkacak kadar diri bir vicdan gerektirir. Eğer bizler bugün yanımızda duran, hastalığıyla ya da zorluklarıyla boğuşan bir yoldaşın elini tutmazsak; yarın ölümsüzleşenlerin ardından kuracağımız cümleler, tarihsel bir hakikati değil, yalnızca geç kalmış bir teselliyi ifade edecektir. Pala yoldaş ve onun gibi yaşayan tüm değerlerimizi sahiplenmek, sadece bir vefa borcu değil; partili olma bilincinin ve devrime olan sarsılmaz inancın güncel sınavıdır.

YDAD

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.