Üniforma çıktı, cunta ruhu iktidarda kaldı!
12 Eylül 1980… Türkiye ve Kuzey Kürdistan halklarının hafızasına işkencehaneler, zindanlar, idam sehpaları ve yasaklarla kazınan faşist askeri darbenin üzerinden 46 yıl geçti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yönetime el koymasıyla başlayan cunta, “anarşi ve terörü bitirme” yalanı altında asıl olarak yükselen işçi, emekçi ve devrimci mücadeleyi ezmeyi hedefledi.
Darbenin bilançosu, faşist saldırının boyutunu ortaya koydu: 650 bini aşkın kişi gözaltına alındı, 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yüzlerce yayın organı yasaklandı, 517 kişiye idam cezası verildi ve 50 kişi idam edildi. İşkencehanelerde insanlar katledildi; cezaevleri ve askeri mahkemeler devrimcilere karşı birer baskı merkezine dönüştürüldü. Sendikalar dağıtıldı, siyasi partiler kapatıldı, örgütlenme ve düşünce özgürlüğü ağır biçimde ezildi.
12 Eylül yalnızca bir askeri darbe değildi. Egemen sınıfların, toplumsal muhalefeti ezerek siyasal düzeni yeniden yapılandırdığı kapsamlı bir faşist saldırıydı.
46 YIL SONRA CUNTA RUHU
Bugün 12 Eylül’ü yalnızca geçmişte kalmış bir askeri müdahale olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Çünkü cunta generalleri kışlalarına dönmüş olsa da cuntanın siyasal ve kurumsal mirası bütünüyle tasfiye edilmedi.
Üniformalar değişti, darbeler biçim değiştirdi; ancak devletin toplumsal muhalefete yönelik baskı mekanizmaları varlığını sürdürdü. Bugün gazetecilerin susturulması, devrimcilere ve muhaliflere yönelik operasyonlar, siyasal yasaklar, toplantı ve gösteri hakkına yönelik saldırılar, grevlerin engellenmesi, Kürt halkının siyasal iradesine kayyım politikalarıyla müdahale edilmesi ve cezaevlerinin muhaliflerle doldurulması, 12 Eylül zihniyetinin farklı biçimlerde devam ettiğini göstermektedir.
Cunta artık yalnızca üniformalı generallerden ibaret değildir. Cunta ruhu; devletin baskı politikalarında, yasalarında, kurumlarında ve halkın örgütlü mücadelesine yönelik saldırılarında yaşamaktadır.
Dünün “anarşi ve terör” söyleminin yerini bugün “güvenlik”, “terörle mücadele”, “milli birlik” gibi kavramlar alabilir. Ancak hedef değişmemektedir: örgütlenen, itiraz eden, haklarını isteyen işçi ve emekçiler ile ezilen halkların mücadelesini bastırmak.
Bu nedenle 12 Eylül’le hesaplaşmak, yalnızca 1980 darbesini lanetlemek değildir. Asıl hesaplaşma, 12 Eylül’ün siyasal mirasına ve bugün yeniden üretilen cunta anlayışına karşı mücadeleyi büyütmektir.
12 Eylül’ün işkencehanelerinde, zindanlarında ve idam sehpalarında katledilenleri unutmayacağız.
Onların devrimci anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.
Faşist darbenin bütün sorumlularından ve onun bugünkü mirasçılarından, üzerinde yükseldiği düzenden hesap sorulması mücadelesini son nefesimize kadar sürdüreceğiz.
UNUTMA, UNUTTURMA!
