Nepal’de Eylül 2025’te gençlerin öncülüğünde gerçekleşen sokaklardaki şiddetli protestolar ve halkın büyük baskısı sonucunda, 9 Eylül 2025 tarihinde Başbakan K.P. Sharma Oli görevinden istifa etmişti.
Oli’nin istifasından sonra ülkeyi seçime götürmek üzere kurulan geçici hükümetin başına Sushila Karki getirildi. Nepal Anayasa Mahkemesi’nin eski başkanıydı. Nepal’in ilk geçici kadın başbakanı oldu.
5 Mart 2026 tarihinde seçimlere gidildi.
Resmî sonuçlara göre, eski bir rapçi ve Katmandu Belediye Başkanı olan Balendra Shah (Balen) liderliğindeki Milli Bağımsızlık Partisi (RSP) tarihî bir “zafer” kazandı.
Seçim sonuçlarına göre, Milli Bağımsızlık Partisi (RSP) ve Balen, ezici çoğunlukla seçimden açık ara birinci parti olarak çıktı.
Bu parti henüz 2024 yılında kurulmuş olup, tarihsel arka planı olmayan liberal sosyal demokrat bir parti konumunda bulunuyor.
Balen Shah liderliğindeki bu parti (RSP), 275 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nde 182 sandalye kazanarak tek başına iktidar olabilecek bir çoğunluk elde etti. Bu, Nepal’de 1999’dan bu yana bir partinin kazandığı en büyük “zafer” olarak kayda geçmiş oldu.
Nepal Kongresi (NC) olarak bilinen geleneksel sosyal demokrat çizgideki parti ise ana muhalefet durumuna düşerek, sadece 38 sandalye kazanarak tarihinin en kötü sonucunu aldı. Parti başkanı Gagan Thapa dahi kendi koltuğunu kaybetti.
Eski Başbakan Oli’nin Nepal Komünist Partisi (CPN-UML) 25 sandalye ile üçüncü sıraya geriledi.
Pushpa Kamal Dahal (Prachanda) liderliğindeki NCP (Maoistler) ise 17 sandalyede kaldı.
19 milyon seçmenin büyük bir kısmını oluşturan 30 yaş altı nüfusun yolsuzluk ve eski siyasetten duyduğu rahatsızlık, sandığa “değişim” olarak yansıdı.
Mevcut bu tablonun tarihsel perspektiften, güncel sonuçlarıyla değerlendirilmesi bizler açısından yakıcı bir yerde duruyor.
Yıllarca Halk Savaşı verip anayasal değişiklik sonucu kralcı monarşiden burjuva demokratik parlamenter sisteme geçişle üç dönem koalisyonun kurucu öznesi olmuş Nepal Komünist Partisi (Maoist)’in sandıktaki bu yenilgisi, silahla verilenin sandıkta son tahlilde daha büyük bir kayba yol açacağı gerçekliğini yeniden teyit etmiş oldu.
Prachanda, seçim sonuçları kesinleştikten sonra yaptığı ilk açıklamada her ne kadar “Halkın iradesi her şeyin üzerindedir” dese de sonuçları “tehlikeli bir popülizm dalgası” olarak nitelendirdi.
“Maoist” kanat, Balen Shah’ın zaferini “ideolojik derinliği olmayan, sadece öfkeye dayalı bir sosyal medya başarısı” olarak görüyor.
Prachanda, partililere hitaben yaptığı konuşmada, “Sınıf mücadelesini ve devrimci kazanımları unutan bir neslin, teknokratik bir illüzyona kapıldığını” savundu.
Oysa ortaya çıkan bu hezimet, Halk Savaşı’nı konjonktürel zorlukları mazeret yapıp stratejik ısrarın önüne çıkardığı revizyonizm yolundan kaynaklı bir yenilgiyi; üç dönem koalisyonun kurucu öznesi olan bir partinin yolsuzlukları, kayırmayı, rüşveti ve ayrıcalıkları protesto eden kitle tarafından açıktan cezalandırılarak sandığa gömülmesinden başka bir şey değildi. Devrim, revizyonizmle sandıkta boğulmuştu. Ve bu, Halk Savaşı’na önderlik eden kıdemli parti kadrolarının düzen içi parlamenter konfor alanlarında nasıl yozlaştıklarının görülmesi açısından tarihin son halkasında yaşanan ibretlik bir ders niteliği taşıyor.
Bu açıdan eski Maoistlerin yeni revizyonist yolda, bu yozlaşmanın bir sonucu olarak derin bir “marjinalleşme” yaşadıklarını da gösteriyor.
Dolayısıyla bu seçimler, “Maoistler” için basit bir oy kaybından çok daha fazlasını ifade ediyor.
Maoistlerin geleneksel kalesi olan kırsal bölgelerde bile genç seçmenlerin Balen Shah’ın partisine (RSP) kayması, partinin tabanını ciddi ölçüde kaybettiğini gösteriyor.
Yıllardır Nepal siyasetinde koalisyon hükümetlerine öncülük eden bir pozisyonda olan Prachanda, bu kez mecliste aritmetik bir ağırlığa sahip değil. RSP’nin tek başına çoğunluğu elde etmesi, Maoistleri parlamenter siyasetin kıyısına itmiş durumda.
Parti içindeki muhalif sesler, Prachanda’yı “devrimci köklerden kopup yolsuzluğa batmış eski sistemin bir parçası olmakla” suçlamaya başladı. Revizyonizmin bu parlamenter yozlaşması, kendini öylesine rezil etmiş bir noktada suçüstü yakalamış ki her şeye rağmen kendi içinden açıktan teşhir edilen bir protesto ile yargılanıyor.
Buradan bakıldığında “Maoist hareket” için bu sonuçlar şu üç acı gerçeği simgelemiş oluyor:
Silahlı mücadele mirasının sonu. 1996–2006 arasındaki “iç savaş”ın ve monarşinin yıkılmasının kredisi artık seçmen nezdinde tükenmiş durumda. Yeni nesil, “kimin monarşiyi yıktığıyla” değil, “kimin çöpü topladığı ve iş imkânı yarattığıyla” ilgileniyor şeklinde yapılan değerlendirmeler, ideolojik iddiasızlığın burjuva zeminde kitle popülizmi ve pragmatizmine nasıl yenilmeye mahkûm olduğunu gösteriyor.
Genç yeni kuşakla yaşanan kopukluk ise “eski tüfekler”in, mesela Prachanda’nın 70’li yaşlarındaki liderliğinin Nepal’in %60’ından fazlasını oluşturan genç nüfusa hitap edemediğini kanıtlayan bir yerde duruyor.
Sadece 17 sandalye ile mecliste kalan parti artık “hükümetin ortağı” değil, varlığını korumaya çalışan küçük bir muhalefet grubu hâline geldi. 2008 seçimlerinde 1. parti, monarşi sonrası en büyük güç; 2017–2022 koalisyon ortağı ve kilit oyun kurucu olan partinin 2026 seçimlerinde ise 4. parti olması bu durumun somut göstergesidir.
Pushpa Kamal Dahal (Prachanda) liderliğindeki Nepal Komünist Partisi (Maoist Merkez) için 5 Mart 2026 seçimleri sadece bir oy kaybı değil, parti içindeki fay hatlarının kırılmasına yol açan bir yıkıma yol açmış görünüyor. Prachanda’nın on yıllardır süren sarsılmaz otoritesi, seçim sonuçlarının ardından bizzat kendi kurmayları tarafından sorgulanmaya başlandı.
İşte parti içindeki muhalefetin ve yükselen itirazların ayrıntıları:
1. “Gerilla ruhunun kaybı” eleştirisi
Parti içindeki radikal kanat ve genç kadrolar, Prachanda’yı Maoist ideolojiyi “koltuk sevdası” uğruna kurban etmekle suçluyor.
Burjuvalaşma itirazı. Muhalifler, partinin lüks yaşam süren üst düzey yöneticilerinin tabandaki yoksul halktan ve “Halk Savaşı” ideallerinden tamamen koptuğunu savunuyor.
“Eskiden dağlarda halkla beraberken, şimdi Katmandu’daki saraylarda oligarklarla pazarlık yapıyoruz” eleştirisi, seçim sonrası en çok duyulan cümlelerden biri olduğu söyleniyor.
2. Seçimden kısa süre önce Prachanda’nın yardımcısı Janardan Sharma’nın istifasıyla başlayan süreç, seçim felaketiyle birleşince kontrolden çıkmış durumda.
Parti içi muhalifler, Prachanda’nın partiyi bir aile şirketi gibi yönettiğini, karar alma mekanizmalarını felç ettiğini ve alternatif isimlerin (Gagan Thapa gibi rakiplere karşı koyabilecek gençlerin) önünü kapattığını savunuyor.
Parti içindeki bir grup Merkez Komite üyesi, Prachanda’nın “Onursal Başkan” olarak geri çekilmesini ve yönetimi tamamen yeni nesle bırakmasını talep eden bir bildiri hazırladı. Ne ki sorun, parlamenter bataklıktaki yenilgiye dayalı çırpınışta değil; stratejik rotayı ideolojik yozlaşma üzerinden parlamenterizme kıran revizyonist ihanette saklı.
3. “İlkesiz ittifaklar” ve kimlik kaybı
Seçim sonuçları üzerinden yükselen en teknik itiraz, partinin son birkaç yıldır girdiği karmaşık koalisyonlar üzerine.
U dönüşleri. Prachanda’nın bir gün Komünistlerle (UML), ertesi gün sağcı/liberal (NC) partilerle ittifak yapması, seçmen nezdinde “ideolojik omurgasızlık” olarak görüldüğü belirtiliyor.
Muhalifler, Prachanda’nın hâlâ 1996’daki Halk Savaşı kredisiyle siyaset yapmaya çalıştığını; ancak 2026 Nepal’inin beklentilerini (dijital ekonomi, şeffaflık, yolsuzlukla mücadele) anlayamadığını açıkça ifade ediyorlar. Yani tercih ettiği yolda önüne çıkan düzen içi görevlerin altında ezilip kendi elit, klik çevresiyle yol almaya çalışan bir tür bizdeki “zübük” siyaseti.
Prachanda her ne kadar Kasım 2025’te partiyi bir “özel kongreye” götürme sözü vererek tepkileri dindirmeye çalışsa da 5 Mart’taki ağır yenilgi bu süreci hızlandırdı. Şu an parti içinde “Prachanda Doktrini” diye bilinen geleneksel revizyonist hatla, Balen Shah’ın pragmatizmine alternatif olacak daha liberal-reformist “Yeni Sol” bir arayış arasında kılıçların çekileceği görülüyor. Ne ki amiyane Maoist deyimle, iki yanlış bir doğru etmiyor.
Bilindiği gibi Prachanda’nın, yani “Kartal Pençesi”nin uzun dönem sağ çizgi eliyle pençelerini söküp bugünkü revizyonist ihanete uzanan yolda ona uzun yıllar yoldaşlık yapan bir de Baburam Bhattarai vardı. Tasfiye sonrası parlamenter koridorlarda kurulan koalisyon hükümetlerinde başbakanlık da yaptı. Maoist hareketin ana ideoloğu olarak da biliniyordu.
Bu son seçimlerde muhterem Prachanda’dan tamamen farklı bir yol izledi.
Seçimden önce Gorkha-2 olarak bilinen bölgedeki adaylığını “gençlerin önünü açmak” gerekçesiyle geri çekti. Bu, onun yeni kuşağa ait yaşanan protestoların ruhunu Prachanda’nın daha da sağından okuduğunu gösterdi.
Bununla da yetinmedi, seçimi kazanan RSP’ye dolaylı destek verdi. Bhattarai, kendi partisi yerine Balen Shah’ın partisi RSP’nin adaylarını destekleme çağrısında bulundu.
Böylece eski iki revizyonist yoldaş, paspaye burjuva siyasetinde adeta işportacı kavgasına tutuştu. Prachanda, Bhattarai’nin bu tutumunu yerinde yeller esen “devrime ihanet” olarak nitelendirdi. Akıl hocası Baburam Bhattarai ise kendisini “demokrasinin evrimine” ayak uyduran biri olarak savundu.
Öyle görünüyor ki şu an aralarındaki bağ tamamen kopmuş durumda. Baburam, Prachanda’yı “koltuğa yapışmış bir fosil” olarak tanımlarken; Prachanda ise Baburam’ı “liberalizme teslim olmuş bir dönek” olarak görüyor. Yani yine iki yanlış bir doğru etmiyor.
Son olarak başından beri Prachanda’nın revizyonizmine çok kökten radikal tavır almasa da ehveni şer açısından kötünün karşısında iyi bir yerde duran Mohan Baidya (Kiran)’a gelecek olursak:
“Katı Ortodoks” sessizliğini seçim sonuçları üzerinden bozarak, kendi “haklılığının” bir kanıtı olarak gördü.
Kiran önderliğindeki “radikal” grup, bu seçimi de “burjuva oyunu” olarak niteledi. Prachanda’nın uğradığı hezimet sonrası Kiran, “Parlamenter bataklığa giren her devrimci boğulmaya mahkûmdur” diyerek Prachanda’yı sertçe bir kez daha eleştirdi.
Prachanda ile aralarında kişisel bir husumetten ziyade derin bir ideolojik uçurumun varlığı devam ediyor. Prachanda, Kiran’ı “gerçeklikten kopuk bir hayalperest” olarak görürken; Kiran, Prachanda’nın Maoizm’i tamamen bitirdiğine inanıyor. Ancak seçim sonrası Prachanda’nın zayıflaması, Kiran’ın partideki küskünleri yanına çekme ihtimalini artırabileceği değerlendirmeleri de yapılıyor.
Oysa Kiran, kabul edilen Nepal’deki mevcut politik zemin üzerinde görece daha iyi bir yerde muhalefet eden onurlu bir “oportünist” konumunda. Radikal iki çizgi mücadelesi kodları üzerinden olması gereken kopuşa bağlı yeni MLM yolu açan keskin bir rolü oynamıyor. Sürekli kendi pozisyonunu korudu.
Sonuç olarak Nepal parlamenter yoldan, Hindistan ise geleneksel Halk Savaşı yolundan yaşadığı sonuçlarla dünya Maoist parti ve örgütlerine şapkayı önlerine koyup ciddi ve derinlikli düşünme tarihsel görevini koyuyor.
Tarihin güncel durumda ve anda, son İran savaşı örneğinde patlayan emperyalizm ile dünya halkları arasındaki çelişkinin giderek ağırlaştığı; gerçek kurtuluşu sağlayacak devrimlere gebe bir zamanın Maoist partilere ihtiyaç çağrısı yaptığı durumda, bu iki ülke başta olmak üzere tüm yakın geçmiş tarihin muhasebe edilmesi, üzerinden atlanamayacak ciddi bir görev olarak bizleri bekliyor.
Günün sorularına dünün değil, dünün dersleriyle güncel cevaplar verecek; uluslararası deneyimleri birbirine aktarıp doğru sentezlerle donanmış güçlü Maoist partiler ve onların bir enternasyonalist merkezle oluşturacakları çözümleme, yön verme, taktik ve stratejik önderlik başarısı; bu kadar yoğun merkezileşmiş emperyalist haydutluk koşullarında olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır.
Bu ihtiyacı karşılayacak arayışları doğru bir rotada sonuca götürmek, orta ve uzun vadede biz Türkiye Kuzey Kurdistanlı Maoistlerin ilkesel görevleri arasındadır. Bu göreve kolektif bir bilinçle omuz vermek de her bir yoldaşa çağrıdır.
Sercan Aydın
