Bir Partizancı Tutsağın Öznel ve Dogmatik Düşünce Örneği Mektubuna Cevap

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

TKP/ML  davasından bir tutsangin “Bir Partizancı Tutsak” rumuzlu mektubu “Teori ve Politika Dergisi’nin” 91-92/2025 sayısında yayımlandı. Yazarın kendi adıyla degilde rumuzla  yayınlanması enteresan.!.Ait olduğu yapı, yayınevi, devlet biliyor ama okuyucu yazarın kim olduğunu bilmiyor. Belkide rumuz yazara genel değerlendirmelerde özgürlük alanı ve bir koruma kalkanı akuşturdiğu için tercih edilmiştir, ama pekte isabetli olmamıştır.

M. Kayaoğlu’nun “Kaypakkaya’nın Devrimci Diyalektiği” kitabına ilişkin düşüncelerin paylaşıldığı mektupta üzerinde durulmasını gerektiren değerlendirmeler dikkat çekiyor. Ele alış bir hakikatin ve az çok ileri ve deneyimli öğelerin anlayışını yansıttığı için önemlidir. Bu nedenle kimin yazdığından çok yazılanın muhtevası mühimdir. Mektupta üzerinde durmak istediğimiz yönlerin değerlendirilmesiyle yetinilecek.

Komünist sınıf hareketi yaşadığı çok yönlü krizden çıkmış deği. Sosyalist-komünist iddialı tüm parti-örgütlerde kendi özgünlüklerinden ileri gelen farklılıklar olsa da, kriz hali sürmektedir. Taktik karar ve politikaların değil, stratejik, siyasi ve teorik çizgi sorunlarından kaynaklanan tayin edici önemde meselelerin açıklığa kavuşturulması ve aşılması yönünde bir pratik henüz yok. Kendi gerçekliğinden kopanlar dışında genelde görülen bu olgunun varlığına dair cümlelerin kurulmasının bir önemi yok, çünkü asıl mesele krizin varlığını kabul etmekten ziyade krizin aşılmasını gerektirecek Marksist-Leninist-Maoist teorik üretim, nesnel gerçekliğin talep ettiği değişiklikler düzleminde siyasi ve politik çizgiyi kurmaktır. Buda her türden öznel, dogmatik düşünce vs. bundan ileri gelen sağ ve sol sapmalardan kurtulmak ve doğru yolda ilerlemek anlamına gelir.

Dogmatizm Gerçeklerden Kopmaktır

Komünist partisinin doğa ve toplum kavrayışı materyalistçedir. Toplumsal gerçeklerden kopmuş bir parti hangi devrimci söylemler kullanırsa kullansın Marksist kalamaz dogmatik, öznel düşüncenin yön verdiği sağ ve sol sapmalarla ancak tasfiyeciliğin bayrağını omuzlar.

Dogmatizmin çizgi haline geldiği bir parti ve onun üyelerinde öne alınan devrimci sloganlar, ezberci ve şabloncu bir Marksizm savunusu gerçeklerden kopmak şeklinde sürer ve öznel düşünceyle kol kola girer. Öznel ve dogmatik düşüncenin programsal ve stratejik çizgi boyutunda egemen olduğu bir yapıda politik çizgi devrimciliği öğütür, tasfiyecidir. Söylemde sol ve devrimci pratikte ise sağcılığın bir yansımasıdır. Temel sınıfların mevzilenmesine, yani devrim hareketinin dayanması gereken sınıflar gerçekliğiyle ters olan hazır formülleri topluma uygulamaya kalkışmanın örgütsel ve siyasal sonuçlarının yıkıcı, geriletici özünü görmek istemeyen bir zavallı algı kendisini tekrardan kurtaramaz.Sürekli değişen toplumun gerisinde kalır. Bu durumdayken her dönemde uygulanacak şabloncu kalıplara nesnel gerçekliği uydurmaya kalkarsın. En gerisindeyken toplumun en önünde önder pozisyonda olduğunu söyleyip durur. O tasfiyeciyken en devrimci, sağcıyken en solcu, gerçeklerden kopmuşken toplumun sosyal çelişkilerinin çözüm yolunu en iyi bilendir! Toplumsal ve iktisadi analiz sonucunda olması gereken siyasi ve politik çizgi ve programı diyalektik materyalist kavrayıştan yoksunken o ülkedeki Marksizmin biricik temsilcisidir! Programı devrimden kopmuştur, ama o en çok bilimden söz edendir.

Merkez organları raporlarında “partide dogmatizmin varlığı tespiti”nde bulunuyorlar ama yarım yüzyıl boyunca partideki dogmatizmin ne olduğu ve yarattığı tahribatın üstesinden gelen bir teorik belgeye ve pratiğe rastlanmıyor. Çünkü sonraki sorunlardan ziyade soyut bir tespit ve kendi dışında bir şeymiş gibi davranılıyor. Dogmatik öznel düşüncenin yön verdiği bu merkez kadroların kendisi düzeltilmediği için dogmatizmin üstesinden gelecek Marksist kavrayışta olmadıkları için onların eliyle çözülmesi de mümkün olmayacağı da anlaşılamıyor.

Bunları belirtiyoruz çünkü “tutsak bir partizan” da mektupta dogmatizmin varlığına dair hatırlatmada bulunuyor ve TKP/ML de “dogmatizm bir yönüyle belki bizde tehlikesiz bile görülmüş olabilir” diyor. Kendisi de burada bu anlayışa uygun olarak dogmatizmi tehlike görmüyor ve değişimlerle ilgilenmiyor “devrimciliği üretme” konusununu sosyo ekonomik yapı tespiti ve tahlilde değişiklik yapılıp-yapılmamasıyla ölçüyor. Şaşkınlık verici gerçekten. Kapitalizmin hakim olup-olmadığına dair bir fikir belirtmeden, kapitalizmin hakim olduğu tespitinde bulunan parti ve örgütlerde “işçicilik reformizme kapı açıyor ve devrimciliği üretmiyor” deyip kolaydan işi çözüyorl! Peki reformizme savrulmanın antitezi nedir?

Tabii ki TKP/ML’nin sosyo-ekonomik tespitini değiştirmemesini, yani feodal üretimin hakim olduğu savunusunda ısrar etmesini devrimciliğin üretilmesinin ön koşulu olarak koyuyor. Bu kadar basit yani…

Kimin tarafından yazıldığını bilmiyoruz ama öznel, dogmatik statükoculuk düşüncesini bu denli çarpık dışa vuran bir örnek bulmak zordur. Bu aynı zamanda gerçeklere dürüst davranmamanın da örneğidir. Oysa “bilim dürüst olmayı gerektirir.”

Soru şudur: Gerçekten öznel, dogmatik çizginin hakimiyetinde proleter devrimcilik üretilebilir mi? Kesinlikle hayır!

Ayrıca bu anlayış kendisiyle de çelişiyor. Bir yandan “dogmatizmin, politik önderliğin yaratılmamasının zeminini dünden hazırladığı” belirtiliyor; öte yandan toplumsal gerçeklikle örtüşmeyen, eskide kalmış sosyo-ekonomik yapı tespitinde ısrar etmelerini (dogmatikte ısrarla) “devrimciliğin üretilmesinin” dayanağı olarak görülüyor. Halkımızın deyimiyle; “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.”

Bu nasıl bir Marksist-Leninist-Maoist kavrayıştır ki; ekonomik temel ile tam ters düşen bir programda ısrar edilmesi “devrimcilik üretme”nin ölçütü oluyor? Somut durumun somut tahlili Marksist prensibi bu yoldaşlar için gerekli ve geçerli değil anlaşılan. Kaypakkaya düşüncesi dondurulmuş biçimde bir dogma haline getiren anlayışın kendi önderliğini yaratamayacağı ve Kaypakkaya çizgisini de temsil edemeyeceği kavranamıyor. Üstelikte bu gayri-Marksist politikada ısrar edilmesinde devrimcilik üretildiği savunuluyor.

Şabloncu fikirler işe yaramaz

Kaypakkaya’nın 1971-72’de sosyo-ekonomik yapı tahlillerinin tüm konferanslarda tartışma dışı bırakılması, incelemeyi gerçek somut olguya dayandırmamak; diğer ifadeyle somut durumun somut tahlili Marksist inceleme yöntemi ve prensibine aykırı davranmaktadır. Bu tutum Kaypakkaya geleneğinde öznelcilik ve dogmatizmi geliştirdi. Toplumsal durumun inceleme dışı bırakılması zamanla hareketin bölünüp parçalanan güçlerinde önderliği dondurulmuş teorinin bir mihenktaşı haline getirildi. Dogmatik kalıplar düşüncenin sınırlarını belirledi. Canlı bir teori üretmesi beklenen kadroların düşünce yöntemi sabit ve değiştirilemez programa zincirlendi. Program, strateji, taktik politikasını somut toplumsal olgulara dayandırmak ve koşulların değişmesi halinde buna uygun kendisini yenilemesi gereken bir önderliğin toplumu, üretim ilişkilerini incelemeyi bir kenara bırakması demek; o partide teorik gelişmesinin donması ve siyasi geriliğin kronikleşmesi; öznel, dogmatik düşünceyle teori ve pratiğe yön vermesidir.

Öznelcilik nedir? Düşüncenin nesnel gerçekler yerine kurulmasıdır. Yani incelemeyi somut olguya dayandıran Marksist materyalizm yönteminin tam zıddı. Toplumsal gerçeklikle ilgilenmeyen bir anlayışta devrimci teori üretilemez. Lafızda çokça devrimci teorinin öneminden söz edilse de pratikleri Marksist yöntemle çelişki halindedir. Kapitalist toplumu feodal okumak; bu çelişkinin ifadesidir.

“Tutsak Partizan” ekonomik yapının durumunun ne olduğu ve bunun devrimci siyasetle tayin edici önemi üzerine düşünmek yerine, geleneğin diğer örgütlerinde işaret ettiği “reformculuğun” kapitalizm tespiti yapmalarına bağlıyor. Partizanın “devrimci kalmasına” ise tespitte değişikliğe gitmemesiyle özdeşleştiriyor. Yani kapitalist bir toplumsal yapıda feodalizmin hakim olduğu koşullara özgü devrim yolunu savundukları için devrimci kaldıklarını söylüyor. Bu müthiş geri bir anlayışın yoldaşlarda kök saldığını gösteriyor.

Kapitalist üretimin gelişme dinamiğinden, değişikliklerden söz edenlerin “oportünist, revizyonist” ve “savaştan kaçanlar” olmakla suçlandığı bir gelenekte; verili durumun sermayenin mutlak egemenliğine bakmadan feodal üretimin egemen olduğu koşulların toplumsal çelişkilerine denk düşen programın savunulmasını “devrimcilik üretimi”, şartlar değiştiği için programını yenileyen Kaypakkayacı yapıları “reformizme kaymakla” tanımlamaları şaşırtıcı değil ama tutarsızlığın ve teorik sığlığın dik alasıdır. Kendilerini biricik devrimci gören öznel, dogmatiklerimiz sınıfların somut gerçekliğinin olduğu gibi kabul edilmesi halinde ise devrimciliğin yitirileceğini söyleyerek tabanı aldatıyorlar.

Söylenen şu: Türkiye’nin kapitalist olduğunu kabul edersek reformistleşiriz. Bakın diğer Kaypakkayacı iddialı örgütler kapitalizmin hakim olduğu tespitini yaptıktan sonra reformculuğa kaydılar “proleter devrimci olarak bir tek biz kaldık!!” Evet aynen bu fikir ve ruh hali içinde olan bu sakat anlayış taşıyıcıları, ne yazık ki kendi gerçekliklerinden de koptular. Lenin’in gerçeklerin gözüne bakmalıyız vurgulamaları insanın aklına geliyor ve sormadan edemiyoruz. Toplumsal olgulara dayanmayan hayali bir devrim yöntemini işçi ve emekçilere savunarak mı proleter devrimciliği temsil edeceksiniz? Ne yazık ki bu pek mümkün değil.

Dar pratik içinde dogmatik kalıplarla kendini tekrar etmek, sınıflar arası yer değişimlerine kırların tasfiyesi, işçi sınıfının devrimin temel gücü olması, kapitalist sermayenin kırı ve kenti, toprağı ve suyu doğayı yağmalaması,işçiyi, köylüyü tüketmesi koşullarına gözünü kapatıp, işçilere, emekçilere “proletarya partisi” adına ülkede kapitalizm değil, feodal üretim hakimdir, devrimin temel gücü işçi sınıfı değil, köylülerdir türünden nesnel gerçeklere dayanmayan teori ve yöntemleri propaganda etmek Marksist-Leninist-Maoist proleter devrimcilik değildir. Bunu bile bile yapmak ise gerçekleri çarpıtmaktır. Subjektif, dogmatik devrim şablonunda ısrar edilmesi kaçınılmaz olarak Marksizm’in yozlaştırılması sonucunu doğurur. Proleter devrimcilik dogmatizmi değil, Marksizm’i uygulamaktır. Devrimci sloganlar kullanılarak gerçeklerin gizlenmesi işçiler ve emekçi halka gerçeklerin değil de yanlış düşünce ve yöntemlerin götürülmesi pratiği devrim hareketinin gelişmesini engeller devrimciliği öğütür. Hataları terk etmek gerekir.

Devrimci Teori Gerçeklere Dayanır

Mektubun yazarı “Partizan’ın tarihine baktığımızda (…) bir anlamı ile ülkenin kapitalist olduğu söylenilirse devrimciliği üretme konusunda sorun yaşanacağı ampirik olarak görülüyor” (Teori ve Politika sayı: 91/92, sf. 271) demektedir.

Kapitalist bir topluma kapitalist denildiğinde “devrimciliği üretme” de sorun yaşanacağı düşüncesi başlı başına saçmadır!..

Tersten soralım: Marksistçe iddiayla tartışma götürmez açıklıkta kapitalist bir ülkeye yarı-feodal olduğu söylenirse ne üretilir?

Devrimcilik mi?

Devrimci pratik koşullar tarafından aşılmış teori ve strateji, yöntemlerin savunulmasında mı yoksa bunları terk edip yeni şartlara uygun devrimci teoriyi uygulamakla mı gelişir? Bu yoldaşlara göre eski elbiseleri giymeye devam etmek devrimciliğin sigortası gibi. Bu akıl ile düşünürsek Narodnikler proleter devrimci, nüfusun çoğunluğu köylü olduğu dönemde Rusya’nın kapitalist gelişmesini analiz eden ve işçi sınıfı içinde çalışmayı esas alan Lenin’i “sağcı, küçük burjuva reformist” kabul etmek gerekirdi. Ya da Marx, Engels zor araçlarını en başta oluşturmadıkları için devrimciliklerini tartışmaya açılması gerekirdi! Ama öyle olmuyor. Amaç ve yöntemlerin somut şartlara göre belirlenmesi devrimci prensibi yerine ezbere dayalı kaba ve yüzeysel bir Marksizm kavrayışı ve anlatışıyla birlikte sabit ve değişmez “formüller ve yöntemler ve tarzlarla” özdeşleşmiş bir devrimcilik algılaması ile değişime giden tüm Kaypakkaya çizgisi devamcısı iddialı yapıları kapitalizm tespitinden dolayı “işçicilik”, “reformculuk” torbasına atma kolaycılığı ve de yüzeyselliği ne yazık ki dogmatik, öznel Partizan’cılığın yaşadığı çizgisel krize çare olamaz.

Her şeyi ve her kesimi kafanızdaki şablonlara göre değil konu edindiğiniz şeyi ve kesimleri gerçekten ne olduklarına bakarak gerçekliklerini inceleyin ve analiz edin. Doğru sonuçlar elde etmek için öncelikle etrafta olup bitenlere bakmayı bilmek gerekir.

Mektubu yazanın bağlı olduğu anlayışta bizim teorik, siyasi gerilik, sapma, ideolojik yozlaşma olarak gördüğümüz öznel, dogmatik savunular onlar açısından “ideolojik sağlamlık” olarak görülüyor.

Peki neden bir arpa boyu yol alınamıyor? Ona da cevapları hazır. “Sağlam teorimiz var ama politika alanına taşınamıyor” deniliyor. Kimisi de “sağlam ideoloji politikaya indirgendiği için dogmatizm ürüyor” gibi ikisi de doğru olmayan gerekçeler uyduruluyor. Asıl mesele Marksizmin somut koşullara uygulanmaması, uygulanarak teorinin geliştirilmesinin başarılamaması, bunun sonucu olarak doğru ve sağlam olmayan teoriye bağlı politikanın el yordamıyla karanlıkta yürüme durumuna düşmesidir. Dogmatizm ise “sağlam ideolojinin politikaya indirgenmesinin sonucu” değil, gerçeklerden kopmanın sonucu üremektedir. Zaten yoldaşların politikaya indirgenmiş “sağlam bir teori “sin den de söz edilemez.

Örneğin; dogmatiklerimiz toplumsal gerçekliğin tam ve kuşkuya yer bırakmayan tanımından korkuyorlar. Öznel dünyaları dogmatik kalıpları yıkılacak korkusu onları küçük-burjuvazinin idealar dünyasına hapsetmiştir. Dogmatik formülleri doğru ve biricik göstermek için öznel düşünceyle topluma bakmaktadırlar ve bunun tabii sonucu olarak duruşları, politik anlayış ve mücadele biçimleri buna göre, yani öznelcilik üzerine oturtulmuş şekilde karakterize oluyor.

Devrimci Teori ve Pratik

Bildiğimiz bir şey var. Devrimci teori olmadan devrimci politik hareket yaratılamaz. Sosyo-ekonomik yapı tahlili olmadan ve bunun incelenmesinde gelişkin bir Marksist kavrayışı olmadan devrimci teorinin yaratılamayacağı kavranamıyor. Mektubu yazanın sosyo-ekonomik yapı tespitine yaklaşımı da bu kavrayışsızlığın tipik bir yansımasıdır.

Ne diyor?

“Sosyo-ekonomik yapı tespiti politik bir organizasyon için kuşkusuz oldukça önemlidir” (age syf. 270)

Meseleyi kavrayışı bu!

Bir komünist partisi için sosyo-ekonomik yapı tespiti sadece “oldukça önemli” mi? “Oldukça önemli” kategorisi kişi ve partilerin kavrayışına göre değişir. Tek örnek bunu anlamaya yeter. Yarım yüzyılı geride bırakan Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist sosyo-ekonomi yapı analizi yapmadı “oldukça önemli” kavrayışları budur. Yani olsa da olur, olmasa da olur türünden önemsiz!!! Neden önemsiz, çünkü gerçeklerden ve de mücadele biçimleri ve politikasını toplumsal gerçeklere dayandırma prensibinden kopmuştur.

Toplumsal-iktisadi yapı ve onu oluşturan karşıt sınıfların durumu ve güç ilişkilerini dikkate almayan mücadele biçimiyle politika yapmak şu söylenen “oldukça önemli”nin neresindedir?! Biz söyleyelim hiç bir yerinde. Devrimcilik  tartısını tezgâhın önüne koyan yoldaş(lar) bu olgular ile sınıf devrimciliği arasındaki bağ üzerinde düşünmüyor(lar) bile!..

Marksizm teorisi ve yöntemini özümsemiş bir komünist partisi davasını teorisi ve programı, devrimin niteliğini ifade eden siyasi amacını, bu amaca ulaşmanın stratejik yolu ve ona uygun temel taktikleri, araçları ve yöntemleri; sosyo-ekonomik yapı analizine dayandırarak ortaya çıkarır. Yani masa başında oluşturulmuş bir tasarım değildir. Bu Marksizm-Leninizm-Maaoizm’in yöntemidir. Buna gerçeği olgularda aramak ve özümseyerek teoriyi olgulardan çıkarmak denir. Bu ilkenin temeli, sınıfların durumunun materyalistçe kavranmasıdır ve olmazsa olmazdır. Öyle sosyo-ekonomi yapı tespiti “oldukça önemlidir” deyip yarım yüzyıl es geçilecek bir mesele değildir. Cahilce konuşma özgüveni ise bilimsel yöntem ve düşünüşten uzaklaşmakla ilgilidir. Toplumsal gerçekliği materyalistçe kavrayamayan, bunun çabası içinde olmayan bir organizasyon ve üyeleri, kendisini nasıl tanımlarlarsa tanımlasınlar fikirlerini yerine koydukları toplumsal gerçeklikler tarafından aşılırlar.

Biz bunları yazıyoruz, çünkü Partizan-Yeni Demokrasi’yi önemsiyoruz. Aynı kökün dallarıyız ve öznel, dogmatik düşüncenin etkilerini, geriye çeken engelleyen yanlarına karşı mücadele ettik, ediyoruz da. Değişim yapsak bile bu zararlı etkiden tümden kurtulduğumuzu söyleyemeyiz… Partizan’ın olgulardan hareket etmesini belirtmemiz devrimci sorumluluk gereğidir. Ayrıca aynı kökün dallarında proleter devrimci öğelerin sağlam ve doğru teori ışığında birlik olmalarının yolu teorik mücadele ve olgunca tartışmaların amaca uygun yürütülmesinden geçer. Partizan-Yeni Demokrasi’nin toplumsal iktisadi yapı incelemesi yok. Bu konuda tartışma yasağını henüz aşamadılar. Ama Partizancı yoldaşın mektubunda Toplumsal ve iktisadi yapı incelemesi yapan partileri, örgütleri iki şablonun dışına yani “toplu ayaklanmacı mısın, halk savaşçısı mı? Bir başka ifadeyle “işçici misin, köylücü mü” gibi karikatürize ederek kategorik ikilemin dışına çıkamadığını belirttikten sonra kendi pozisyonunu meşrulaştırma çabasının ürünü şu dayanaksız tespite bağlıyor:

“işçicilik reformizme kapı açıyor ve devrimcilik üretmiyor (…) köylücülük ise en azından devrimci kalınmasını sağlıyor yer yer de devrimciliği geliştiriyor ileri taşıyor” (age sayfa: 270)

Mantık şu: Ülkenin kapitalist olduğunu söyleyenler “işçici, reformist”; feodalizmin üretim tarzının hakim olduğunu söyleyenler “köylücü” ve “en azından devrimci kalıyor” Bu mantıkla bir düşünceyi doğru sonuca kadar iletmek mümkün değildir. Bu düşünüş göre ülke kapitalist olsa bile ülke kapitalisttir desek reformistleşiriz, yarı-feodal tespitimiz devrimci kalmamızı sağlıyor demektir.

Marksizm-Leninizm, Maoizm iddiasıyla kurulan cümleler insanı hayrete düşürüyor. Sözüm ona sosyo-ekonomik yapı ile devrimin yolu arasında ilişkinin şabloncu tarzda kurulduğu tespitinde bulunuyor; ama kendisi de “işçicilik” ve “köylücülük” gibi şabloncu ezberlerle pozisyonunu doğru yerde göstermeye çalışıyor. Vardığı sonuçlar dayanaksız ve yanlış. Kapitalist üretimin hakim olması ve buna bağlı olarak devrimin temel gücünün köylülük değil (köylülük nüfusun yüzde 10’unu bile oluşturmuyor) işçi sınıfı olduğu ve bu gerçekliğe uygun sınıf politikası yürütme zorunluluğunu kabul etmek yerine bu somut durum tespiti yapılmasını “işçicilik”, “reformizm” olarak etiketlenmenin hiçbir temeli yoktur.

Ayrıca modem toplumsal ve ekonomik durum tespiti ile devrimin yolu arasında ilişkinin şabloncu tarzda konuldu deniliyor. Buyrun birbirine bağlı bu ilişkiyi kuran analizinizi yapın! Yarım yüzyıl daha mı bekleyeceksiniz? En azından bu derece yüzeysel cümleler kurup devrimciliği mülkiyetine tapulamak gibi yüklerden kurtulursunuz. Öznelciliğin ürünü ilkelerini topluma uygulanma yanlışından da kurtulursunuz. Bu da az şey değil.

Devrimci teori toplumsal gerçekliğe uygun olduğu ölçüde uygulanabilir. F. Engels “Anti-Dühring” eserinde materyalist kavrayışı şöyle tanımlar:

“İlkeler araştırmanın başlangıç noktası değil, nihai sonucudur; doğaya ve insanlık tarihine uygulanmazlar, onlardan çıkarılırlar. Bu ilkelere uygun doğa ve insanlık tarihi değildir; tersine ilkeler ancak doğaya ve tarihe uygun oldukları ölçüde geçerlidir. Meselenin tek materyalistçe kavranışı budur.”

Kapitalist meta dolaşımını, genel olarak sermayeyi, toprak mülkiyetini, ücretli emeği, burjuvaziyi, proletaryayı, köylülük gibi üç büyük sınıfının dayandığı üretim biçimini ve üretim ilişkilerindeki somut durumun araştırılmasını kendisine yasaklamış bir anlayışın Marksizm adına her kese “devrimcilik dersi” vermesi boşlukta yankılanan ses gibi ancak kendisine döner.

Araştırma yapmadan şabloncu karşılaştırmalar yaparak gerçekleşen toplumsal değişimleri kabul etmeme karşı direnç gösterme tutumuyla öne sürülen tespitler ise birer ezberdir. Kapitalizmin hakim olduğu tespiti ile “reformizme kayma” arasında kurulan bağlantı bu yoldaşların bilim dışı düşüncesinin kurgusal ürünü Aşılmış ve eskimiş programda ısrar ederek devrimciliği temsil ettiklerini sanmaktadırlar. Kendilerine yöneltilen eleştirileri somut iktisadi durumu, sınıfların güç ilişkilerini, kimle birleşip kime karşı mücadele etmek gibi temel sorunları açıklığa kavuşturma yöntemiyle yanıtlamıyorlar. Parti tarihi de doğru kavranmıyor.

“Tutsak bir Partizan”ın mektubundaki ele alış da dogmatik çizginin anlayışını yansıtıyor. Söylenen şu: Parti tarihindeki örneklerle ülkenin kapitalist olduğunu söyleyen Koordinasyon Komitesi hizbinin (1976) devamı Halkın Birliği, daha sonra Yurt Dışı hizbi(1981) ve “sosyo ekonomik yapıya ilişkin görüşünü değiştiren MKP’nin reformizme dümen kırması ve onlardan ayrılan küçük bir grup (bizi böyle görüyorlar) önce onlara göre daha devrimci şeyler söylese de işçicilikte konaklamıştır” şeklinde tamamlanıyor.

Yani “proleter devrimcilikten reformizme kayma” ülkenin kapitalist olduğu yönündeki tespit değişikliğinin bir sonucu olarak görülüyor.

Bu örnekler sözüm ona Partizanın “devrimci kalması”nın ispatı olarak konuluyor. Kapitalizm hakim olsa bile feodal üretimin hakim olduğu yönündeki tespite sıkı sıkıya sarılmanın devrimci kalmanın güvencesi sayılan bir ispat!.. olguların ne muazzam bir materyalistçe kavranışı değil mi?

Ekonomik temel üzerinde sınıflar arası güç dengeleri realitesini olduğu gibi alan ve bu koşullara göre konumlanmanın gerekliliğiyle hareket eden her yapıyı “reformist” görmek saçmalık düzeyinde sapla samanı birbirine karıştırmaktır. Dikkat edilsin tahlil ve tespitlerin yanlışlığı konu edilmiyor, olgunun tespiti reformculuğun nedeni görülüyor.

Revizyonizm (oportünizm-reformizm, parlamenterizm, sosyal şovenizm), Troçkizm, anarşizm vd. vs. işçi sınıfı hareketi içinde burjuva düşüncenin etkilerini ifade eden akım ve sapmaları, çeşitli çizgileri açıklamak yerine kalkıp ülkenin kapitalist olduğu tespitine bağlamak demek üretim ilişkileri ve üretim biçimini, sınıfların durumunu araştırıp olduğu gibi kabul etmenin reformizm, revizyonizm ürettiğini söylemektir. Oysa Marksist materyalist kavrayış tam tersini bize fısıldar. Tüm revizyonistler toplumsal gerçekliklerin tersine hareket ederler, öznel düşünce ve pratikle Marksizm teorisini ve amacını çarpıtarak proleter devrimciliği yozlaştırırlar.

Tarihi Deneyimleri Doğru Anlamak

Proleter devrimcilik, toplum tarafından asılmış olana müminin dine tutunması gibi tutunmak değil, daima somut durumun somut tahliline dayalı teori ve pratik uyumlu mücadele yürütmektir. Revizyonizm-oportünizm (reformizm, sosyal şovenizm, parlamenterizm) toplumsal olguların kabul edilmesi açıklanmasının sonucu değil, aksine bu olguların görmezden gelinmesi, Marksizmin bu somut iktisadi şartlara uygulanmaması, gerçekliklerin talep ettiği devrimci pratiğin yerine getirilmemesi ve burjuva düşüncenin etkisinde hareket etmenin sonucudur.

Araştırmak, toplumsal başlıca çelişkileri, sınıfların mevcut durumunu açıklığa kavuşturmak ve teori düzeyine çıkarmak, değiştirme eyleminin başlangıcıdır. Partizancı yoldaşlar ise olguları görmeyi reddediyor. Araştırma yasak ama dogmatik öznelci ezberlerin tekrarlanması konusunda sonsuz özgürlükle hareket ediyorlar. 

1992’de “birleştikleri” DABK ile Maoizmi reddeden yurt dışı hizbini “bir bütünün ön ve arka yüzü” olarak tanımlıyor Partizancı yoldaş. Parti tarihi konusunda da aynı öznel, yüzeysel, özensiz ve grupçudur. DABK’ı böyle tanımlaması devamında varmak istediği şu sonuçla ilgilidir:

“DABK’ın genetik olarak devamcısı MKP’de sosyo-ekonomik yapıya ilişkin görüşünü değiştirmiş (…) bundan sonra reformizme dönen kırılma süreci başlamıştır, onlardan ayrılan küçük bir grup önce onlara göre daha devrimci şeyler söylese de işçicilikte konaklamıştır” (age, sf. 271).

Bugün geçmişten bağımsız değil devamıdır. Bugünü doğru değerlendirmeyen geçmişi de doğru değerlendiremez. Mektubun yazarı da ne bugünü ne geçmişi doğru değerlendirebiliyor. Şablon hazır; sosyo-ekonomik yapıya ilişkin görüşünü değiştiren reformistleşiyor. Peki değiştirmeyenler ne oluyor, onlara göre “devrimci”. Tanrı bizi böyle “Marksistlerden” korusun. Grupçuluk gözünü kör ettiği için atıp tuttuğu yapının somut durumunu materyalist kavrayışla tahlil edemedikleri için nedenleri başka yerde arıyorlar. Bugünde değil geçmişte kalıp yaşadıkları için günün sorunlarını araştırma, tespit etme ve çözüm geliştirme yükümlülüğünden azade dogmatik “özgüven”el konuştuklarını söyleyebiliriz.

Ayrıca “onlardan ayrılan küçük bir grup” dediklerinizin ismi yok mu? Yok sayan yaklaşımın nedeni ne acaba? Ayrılığa gerekçe olan teorik, siyasi ve politik ilkesel çizgi sorunlarına karşı yürütülen ideolojik mücadelemizin sizin cephenizden bir önemi olmadığını biliyoruz. Çünkü devrimci teoriye önem vermiyorsunuz. Sizin görmezden geldiğiniz, tanımadığınız “küçük grup” Maoist Partidir. Ayrılık oldu diye başka bir şeye dönüşmediler. Gerçekten Maoist harekette çıkan sağ savrulma ve tasfiyeciliği önemseyen pozisyonda olsaydınız, bu tasfiyeciliğe, savrulmaya karşı yürüttüğümüz mücadeleyi görmezden gelmez “önemsiz” ve “kişisel” gösterme tutumunda olmazdınız ve devrimci dayanışma içinde olurdunuz. Ne yazık ki sağ savrulmanın yanında durdunuz. Karışıklıktan bir şeyler kaparmıyım progmatizminin ötesine geçmediniz. Ayrılık meselesinde sekter ve ilkesiz tutumunuzu bize yönelik genişletmenizin devrimci politikaya uygun olup-olmadığı yönünden elbette zamanı gelince üzerinde durulacaktır. Ama “Kaypakkayacı EMEP” olma yolunda ilerleyenler “dediği SMF çizgisi Partizan’ın ilkesiz tutumunu kolaylaştırdığını da eklemeliyiz.

Akılda tutulmalı sınıf hareketinde sadece sağ oportünizm değil dogmatik çizgi de tasfiyecidir.

Teorik Önderlik

Lafa gelince ideolojik, politik önderliğin yaratılmadığı gerçeği tekrar ediliyor, mektupta oda var. Ama proleter devrimci önderliğin sosyo-ekonomik yapının somut tahlillerinden çıkarılmış sınıf savaşımı teori ve pratiğini üretme süreciyle yaratıldığı kavranmıyor. Yarım yüzyıldır somut durum tahlili yapmıyorsan neyin teorisini geliştireceksin? Toplumsal ekonomik temeli araştırma ve tahlil etmeye tövbeli, gerçeklikler karşısında elini kolunu bağlamış bir organizasyonda teori gelişir mi? Böyle bir zeminde materyalist kavrayışı çok yönlü gelişmiş önder kadrolar yetişir mi? Hayır yetişmez, yetişemez!

Marksist teori spekülatif, kurgusal ve masa başı üretilmiş bir teori değildir. Somut durumun bilimsel tahlilidir. Toplumun materyalist kavrayışı olmadan teorik ve politik önderlik gelişemez. Somut kapitalist üretim biçiminin gerçekliğine “hayır değil” diyen, Marksizm adına bunun “teorisini” yapan kadro tipine yön veren öznel düşünceyle devrimci teori ve pratiğin gelişemeyeceğini görmeyenler Marksizmden bir şey anlamamış demektir.

Bilim dünya, doğa ve insanın oluşumu gelişmesi hakkında açıklamalar yaparken her şeyin tanrının eseri olduğuna inanan mümin dindar insanın tanrıya sığındığı gibi Partizancı yoldaşlarımız da devrimcilikten sapmanın kapitalizmin hakim olduğu tespiti yapılması olduğuna kendilerini inandırmış…

Gerçeklerin ne olduğunu umursamayan düşünüşle varılan sonuç şudur:

“Sosyo-ekonomik yapı tahlilinde (…) “isabetli” tespitler yapanların devrimciliği geliştirmediği, onlarca yıla ulaşan deneyimimizle sabittir. Bu gerçeğin (…) Partizanı tespitlerinde dahada ısrarlı durması için tetiklediği ısrara teşvik ettiği de söylenebilir” (age, sf 272).

Ülkenin kapitalist olduğu tespitini yapmanın devrimcilikten kopmakla eşdeğer olduğuna inanan bu düşünüş çareyi toplumsal bir gerçek olan değişimleri kabul etmemekte bulması ne mükemmel bir çözüm(!) Üstelikte bunda çok kararlılarmış. Kaypakkayacılık adına Marksist düşünce yöntemine aykırı dogmaları okumak insanı korkunç derecede rahatsız ediyor. Kaypakkaya yoldaş gittiği her yerde toplumun durumuna bakan ekonomik yapı ve sınıfları tahlil eden bir komünist önderdir. Burnundan kıl aldırmayan devamcısı iddiasında olan bu yoldaşlar ise sosyo-ekonomik yapıyı olduğu gibi tespit etmenin devrimciliği geriye çekmenin nedeni olarak görüyor… Yani kafamızdaki kurgularla yürüyelim diyorlar.

Durum Tespiti ve Çözüm

Tespit etmek nedir? Bir durumu olabilecek ölçüde gerçeğe en yakın kuşkuya yer olmayacak biçimde göstermek, belirlemektir. Soru şudur: Somut bir durumu göstermek, belirlemek yani tespit etmek devrimciliği geliştirmek veya geriye çekmenin nedeni olur mu?

Hayır olmaz. Neden? Çünkü hastalığı teşhis etmek nasıl ki hastalığın dahada ağırlaşması veya ilerlemesinin nedeni değil, uygulanacak tedaviyi belirlemenin olmazsa olmazı düşüncesiyle toplumun ekonomik durumunu ve bu temel üstünde mevcut sınıfların pozisyonlarını tespit etmek, yani gözlemek ve belirlemek de devrimciliği ilerleten veya gerilettmenin nedeni değil. Buna kapitalist toplumun taşıdığı hastalıkların teşhisi de denilebilir. Demek ki söylediğimizin aksine toplumsal durumun doğru tespiti mevcut başlıca çelişmelerin çözümünde önderlik edecek proleter devrimciliğinin araç, yol yöntemleri ve programının belirlenmesinin başlangıcı olmazsa olmazıdır. Bu nedenle somut durum tespiti ve tahliline dayanan devrimci teorinin ortaya çıkışı göndere çekilmiş kızıl bir bayraktır. Çünkü kapitalist sömürü ve baskıdan kurtulmanın çözüm yolu ve yönteminide açığa çıkarır.  Hastalıkta teşhis kullanılacak yöntem ilaç vs. tedaviyi belirler.

Toplumsal durum tespitinin devrimciliği gerilettiğini söylemek hastalık teşhisini hastanın ölümü veya iyileşmemesinin nedeni saymak gibi saçmadır. Teşhis ve tedavi gibi toplumsal somut durum tespiti ile ondan olan sorunlardan kurtulma süreci iki farklı aşamadır. Toplumu hasta eden işçi sınıfı tüm emekçileri tüketen görülen nedenleri gösteren toplumsal durum tespiti, bu nedenleri ortadan kaldıran devrimci çözüm aşaması birbiriyle karıştırılması tahlil ve doğru ve yanlış olduğunun bakılmadan tespit veya teşhis kararsızlığın nedeni olarak görülür. Partizancı yoldaşların sorunu da tam olarak burada başlıyor. Kendileri teşhis ve sosyal durum tespiti yapma görüşüyle ilgilenmedikleri için yanlış “tedavi” ve çözüm formülleriyle hareket ettiklerini bile göremiyorlar.

Doğru teşhis yapılmadan hasta tedavi edilemez, yanlış teşhis ise yanlış tedavi yöntemi nedeniyle ölüme yol açar. Doğru teşhis hastanın iyileşmesini sağlayacak tedavi için nasıl olmazsa olmaz ise, toplumsal ve iktisadi durumun kuşkuya yer olmayacak şekilde doğru tahlil ve tespiti de işçi sınıfının kurtuluşunda belirlenecek araçlar, yol ve yöntemlerin doğru belirlenmesi bakımından olmazsa olmazdır. Bu nedenle tespit tartışılacaksa yapılmasına değil tespitin doğruluğuna ve yanlışlığına bakılmalı.

Düşünceyi nesnel gerçeklerin yerine koyan öznel anlayışla gerçeklerin çarpıtılması, sosyo-ekonomik durum tespitinin yanlış yapılması, devrimin yolu, azami ve asgari programın gerçeklere ters düşmesi demektir ki bu da başarısızlığa zincirlenmektir. Devrimin önüne engel haline gelmektir. Keza toplumsal hal ve şartlarda sürekli gerçekleşen değişimi dikkate almadan hazır öznel, dogmatik formüller her dönemde uygulanmaya kalkan pratik gerçeklikle ters düşer.

Örneğin sosyo-ekonomik durumun somut tahlili ve tespitini yapmayan Partizan-Yeni Demokrasinin kapitalist Türkiye’de feodal üretim biçimi ve üretim ilişkilerinin hakim olduğunu savunuyor ve bu koşullara özgü devrim programını işçi ve emekçilere kurtuluş programı olarak sunması toplumsal gerçekliğe terstir. Yanlış toplumsal durum tespitinden doğru ve bilimsel devrimci programı ve yöntemleri çıkarılamaz. Bu gerçekleri yoldaşlar bilmiyorlar mı? Partizan materyalizmi nesnel koşullara uygulayarak toplumun şartları hakkında somut tespitini yapan şartlara ters düşen programı savunmanın mantıksızlığında görecektir.

Tespit araştırmanın başlangıcı değil nihai sonucudur. Mektupta da öne çıkan Partizan anlayışında ise tespit araştırmanın sonucu değil dogmatik, öznel savunuların oturduğu başlangıçtır. Devrimciliği de bu yanlış olduğu açık ve net olan tespitine bağlamaları aynı yöntemin ürünüdür. Tespiti araştırmanın başlangıcına oturttuğu için sosyo-ekonomik yapıyı araştırmayı kendisine yasaklamıştır. Sorunların nedenlerini de yanlış yerde arıyorlar.

Doğru toplumsal durum tespiti yapılması sorunların çözümü anlamına gelmez. Duruma uygun çözüm yöntemlerinin uygulanacağı mücadelenin geliştirilmesi gerekir. Kapitalist topluma kapitalist denilmesi ve genel hatlarıyla görülmesi bir çokları tarafından yapılabilir, asıl mesele kapitalist toplumu değiştirecek devrimci yöntemin uygulanmasıdır. Demek ki sadece durum tespiti aşamasında, kapitalist üretimin hakim olduğunu göstermek değil, ikinci aşama olan kapitalizmin ortadan kaldırılması için gerekli devrimci yöntemlerin, stratejinin belirlenmesi ve doğru strateji ve taktik politikalarla uygulanması içinde materyalist kavrayış ve doğa, insanlık ve tarihe uygun olan bu ilişkilerin taviz vermeden devrimci sınıf mücadelesinin yürütülmesi gerekir. Yorumlamak yetmez değiştirme eylemini yönetmek gerekir. Örneğin kapitalist ülkede işçi sınıfı devriminin temel gücü olduğunu kabul edip, proletarya diktatörlüğünü reddeden bir parti düşünelim; böyle bir partinin sosyo-ekonomik yapı tespitinin doğru olmasının ne anlamı olabilir. Çünkü amacı ve politikası proleter devrimci olmayacaktır.

Rusya’nın somut durum tespiti hakkında Bolşevikler ile Menşevikler aynı düşüncedeydi, hatta ayrıldıktan sonra da programları değişmedi. Ama ilkelere bağlılık, programın uygulanması devrimci politikasında Menşevikler oportünizm, Bolşevikler ise Marksizmin uygulayıcısı oldular. Demek ki doğru durum tespiti -işin başlangıcını oluşturuyor ise de- yetmiyor, buna uygun devrimci program ve yöntemlerin kararlıca uygulanması gerekiyor. Toplumsal durum tespiti yanlış olan organizasyonun işin başında gerçeklikle ters düştüğünden başarısızlığa yazgılıdır.

Devrim kitlelerin eseridir. Önderlik iddiasında olan bir parti, işçi ve emekçilerin yaşadığı nesnel koşullara ters düşen teori ve pratik içinde olmaz. Teoride toplumun gerisine düşen bir partiler toplumun ilerisinde öncü olamazlar. Proleter devrimci çizgi doğru teori ve pratiğin uyumunu gerektirir. Partizan’ın anlayışını yansıtan mektubun yazar yoldaş açıkça Marksist prensiplere aykırı pozisyonu “devrimci kalmalarını” kapitalist toplumda feodalizmin hâkim olduğu tespitinde ısrarlı olmalarına dayandırılma çabası, materyalist kavrayış yoksunluğunun ifadesi değilde nedir? Gerçeklerden kopan ve onu eğip büken teoriden proleter devrimci pratik gelişmez. Bilakis öznel, dogmatik yanlış yol ve yöntemler bütünü içinde devrimci potansiyel kısır döngü içinde tüketilir, devrimci anlayış ve pratiği yozlaştırdığı için tasfiyecidir.

Tarihi Materyalistçe Kavramlar

Tarih yazımı konusundaki görüşleride çarpıcı: “Partizan kendi tarihini yazmamıştır. Onu yapılabilmek için Marksizm anlayışında netleşmiş olunması zorunludur. Kaypakkaya’nın Marksizm anlayışı konusunda oluşacak yaklaşım tarzı, Partizan’ın tarihinin yazılmasında belirleyici olacaktır” (age, 274).

Yazılanlar dikkate alınacaksa Partizan’ın Marksizm ve Kaypakkaya’nın Marksizm anlayışı konusunda net olmadığı sonucu çıkıyor. Bu enteresan. Kaypakkaya’nın Marksizm anlayışı ve yöntemi çok açık ve net ama Partizan gibi kendine Kaypakkayacılık atfedenlerin Kaypakkaya düşüncesini ve siyasi, politik çizgisini materyalistçe kavrama yönteminde yaşadıkları kriz alenidir. Doğru sonuçların çıkarılması için tarihin materyalist anlayışta değerlendirilmesi gerekir. Kendine göre “devrimciliği korumak” gibi gerekçelerle ekonomik somut duruma gözlerini kapatan öznel, dogmatik düşüncenin uç örneği durumunda olanların tarih yazımında da nesnel olmayacaklarını not düşmemiz haksızlık olmayacaktır.

Fikir Özgürlüğü

Teoriyi bir dogma gibi donduran TKP/ML sonunda işi farklı düşünceye sahip olanları merkez komitesine alınmamasına kadar vardırdı. Öyle ya değişmez ve her döneme uygun teori ve politikası ilahi bir metin gibi uygulamayı beklerken farklı fikirde olanların merkez komitesinde insicamlarının bozulmasına ne diye katlanacak “önderlerimiz”.

Peki bu karar demokratik merkeziyetçilik ilkesine uygun yapılandı iddiasında olan partinin, dilendiği Marksist politik biliminin neresine oturuyor? TKP/ML’de son Özgür Gelecek Yeni Demokrasi ayrılığından sonra alındığı belirtilen farklı fikirlerde olan kadroların merkez komiteye alınmaması kararı demokratik merkeziyetçilik esaslı örgütlenme anlayışından kopmaktır.

Bu komünist partisinde farklı fikirlerin varlığı ve mücadelesini reddeden, belirli sabit fikirlerin mevcudiyetinden ibaret gören ve partide iki çizgi mücadelesini tanımayan monolitik-tekçi anlayışa geçmektir.

Bozuk saat günde bir kez de olsa doğruyu gösterir. Hakkını teslim edelim, mektupta kayda değer doğru fikirli, farklı düşüncelerin merkez komiteye alınmaması kararının yanlışlanmasıdır. Yanlış karara karşı içte fikir mücadelesi, yönetmesi, dışta kararları tartışma kanallarına aykırı bir davranış olsa da burada sadece bu konuda, sadece fikrin doğruluğuyla ilgilendiğimizi belirtelim.

Bu hatalı karar başlı başına değerlendirme konusudur, burada sınırlı değiniyoruz. Teorik çerçevesi sabitlenmiş bir yapıda, farklı düşünceleri temsil edenlerin merkez organa alınmamasına yasak konulması boyutu şaşırtıcı değil, dogmatik öznel çizginin gelişmesinin  varacağı yerdir. Bu karar özü itibarıyla içte fikir özgürlüğünü sınırlandırmaktır. İnsan ve doğada her şey değişim halindedir. Merkez komiteye sadece aynı düşüncede olanların alınması kararı, bu kapıdan girenlerin fikirlerinin sabit ve değişmez olmak zorunda olduğu kabulünü içeriyor. Bu karar diyalektiğe de aykırıdır.

İnsan sormadan edemiyor, seçildikten sonra fikirleri değişen merkez organ üyelerine karşı ne yapılacak, görevleri mi sonlandırılacak? İyisi mi fikirleri değişme ihtimali taşıyanlar örgüte  alınmasın olsun bitsin.

Oysa yaşadıkları kriz farklı fikirde olanların alt ve üst organlarda varlığından kaynaklanmıyor. Birincisi, farklı fikirlerin özgürce yarışacağı demokratik politik mekanizmanın olmaması; ikincisi, gelişmenin motoru olan farklı fikirlerin mücadele içinde sentezlenmesini engelleyen öznel, dogmatik düşünce ve çizginin hakimiyeti; doğru fikirlerin baskılanması ve bu ortamın teorik politik önderliğin gelişmesini baltalamasından kaynaklanıyor.

Böyle bir karar, örgütlenmede demokratik merkeziyetçilik ilkesindeki demokrasi kısmını atmaktır. Demokrasisiz merkeziyetçilik sınıf mücadelesinde işe yaramazdır. Başarı için proleter iç demokrasisi gereklidir. Komünist iddialı bir partide fikir özgürlüğüne tam bir güvence sağlayan demokratik işleyiş prensibidir.

Demokrasi ilkesinin anlamını özümsemek gerekir. Anlamı şudur: Sistemleşmiş, herkes için geçerli kurallar içerisinde üyeler en alt organlardan üste doğru özgürce tartışarak aldıkları kararlar ve benimsedikleri fikirler ve politikayı en iyi uygulayacak temsilcilerini seçer, merkez organında seçileceği kongreye gönderirler. Kimin gönderileceğini üyeler belirler; herhangi bir fikir kalıbına uygun sipariş edilmiş bir temsilci ihtiyacının karşılanması değil bu. Geçmiş çalışmanın sonuçlarının, anın ve geleceğin politikalarının özgür bir tartışma sonucunda çoğunluk esaslı yöntemle belirleneceği ve benimsenen karar, politika ve programı uygulamaya en yetenekli kişilerin yine oylama yöntemiyle merkez komitesine seçildiği ve merkez komitesinde aynı yöntemle politik, siyasi büroyu belirlediği bir aşamadır. Partide merkeziyetçilik bu demokratik işleyişe bağlıdır ve bundan sonra başlar. En yüksek organ kongredir, onun iradesini temsil eden merkez komite bir sonraki kongreye kadar önderlik yetkisiyle donatılmıştır. En üst merkez olarak yukarıdan aşağıya birbirine bağlı görevlendirmeler yapar ve kararları tüm partiyi bağlar. Kararlar almada azınlık çoğunluğa, üyeler organlara, tüm organlar merkez komiteye ve merkez komite ise parti kongre iradesine tabi olduğu bu merkeziyetçilik işleyişini oluşturan demokrasi prensibidir. Demokrasiyi çıkardınız mı aradan, kendini her şey sanan bir takım kişi ve gruplarla özdeşleşmiş bir merkez olsanda, bu merkez proleter iç demokrasisiyle kurulmuş bir merkez değildir, olamaz. Komünist partisinin merkezine kimin ve hangi fikirde olanların seçileceği önceden belirlenemez, alttan üste doğru belirttiğimiz süreçte demokratik sürecin işletilmesiyle üyelerin iradesiyle belirlenir. Tabii bu prensipler gerçek bir partiyseniz geçerli, ama değilseniz zaten anlamsız. İsimde komünist parti, gerçekte ise küçük-burjuva bir oluşumsa, bir bürokratlaşmış grubu veya bir şefi kadir-i mutlak görebilirler.

İki Çizgi Mücadelesi 

Farklı fikirde olanların merkez komitesine alınmaması kararı, enternasyonel komünist hareketin demokratik merkeziyetçilik örgütlenme ilkesine zıttır. Böyle bir idari tedbire neden gerek duyuluyor? Bu karar hangi fikri korumaya alıp sabitliyor, neyin önünü kesiyor, sorusu üzerinde iyi düşünülmeli. Sosyo-ekonomik yapı araştırması, önene engel koyan bu yapıda, dogmatik, öznel anlayış, donmuş, sabit fikirlerde mutabık kişilerden oluşmuş bir merkez komite istemesi, sorunların üstesinden gelmek ve gelişmek için alınan bir önlem değildir. Değişimi zorlayan düşüncelere karşı dogmatik statükocu anlayışı korumaya yöneliktir.

Marksist militan materyalizmi koşullara uygulama kabiliyetinde olmadıklarını açık ve net olarak pratikte gösteren bu kadro tipi, Kaypakkayacı çizgide komünistlerin birliği meselesinde de engeldir. Programsal görüşleri gibi birlik ve ayrılık meselesinde de devrimci amaca zarar veren hatalı görüşleri sabittlenmiştir. Canlı fikir tartışması ortamının olmadığı örgütte gelişme olmaz. Farklı fikirlere yönelik sınırlama, yasaklama, temsilcilerine bariyer kurmayla değil, fikirle mücadele edilir. Siyasi düşünce ve teorinin test alanı sınıf mücadelesi pratiğidir. Yanlış ve doğru ancak böyle anlaşılır. Farklı düşüncede olanların merkez organına alınmaması kararı doğru, devrimci fikirlerin ve pratiğin gelişmesi önüne set çekilmesidir; sabitlenmiş fikirlerin üretici güçlerde ne tür değişimler olursa olsun, örneğin yarı-feodal toplumdan kapitalist topluma geçilmesi gibi, daima doğru kalacağının kabulü ve bunun ifadesidir; olan biten budur.

Materyalizmi olaya uygulayalım, karşımıza ne çıkıyor? Türkiye Komünist Partisi/Marksist, Leninist’in görüş ve devrim programı feodal üretim biçiminin hakim olduğu toplumsal şartlara özgüdür. Fakat üretici güçlerde gerçekleşen değişimlerle kapitalist üretim biçiminin hakim olduğu toplumsal koşullar oluştu. Bu somut duruma göre devrim programınında değişmesi zorunludur. Fakat bu açık gerçekliğe rağmen diyelim ki örgütte çoğunluk, gözünü değişime ve gelişmelere kapatarak -eskimesine rağmen- mevcut programı savunmasına karşı hala azınlıkta olsa da ekonomik değişiklikleri dikkate alarak kapitalizmin hakim olduğu fikrine vardı ve bu somut durum tespitine göre uygun düşen yol ve yöntemlerin belirlenmesi gerektiğini savunmaya başladı. Bu karşıt iki düşünceden birisi doğrudur. Biri hala resmi görüş, diğeri ise değil, resmi görüş çoğunluk, diğer karşıt görüş azınlık. Kapitalizmin hakim üretim biçimi olduğunu çoğunluğa atfedilen Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist’in resmi programsal görüşü geride kaldığı için yanlış, azınlığa atfettiğimiz düşünceler ise doğrudur. Bu durumda mevcut pratikte yoldaşlar doğru fikrin önünde bariyerler kuruyor. Bu iki karşıt görüşün sağlıklı biçimde bir sonuca ulaştırılması için içte iki çizgi mücadele kapsamında demokratik bir tartışma ortamının güvencelenmesi gerekirdi. Ama yapılan şudur: Birincisi; fiilen sosyo-ekonomik yapının araştırılması ve tartışılması yasağı sürüyor. İkincisi; resmi görüşe aykırı düşünceleri sınırlama, özünde yasaklama anlamına gelen kararla merkez komitesini sözünü ettiğimiz yanlış resmi görüşe aykırı farklı düşünenlere kapatması. Bu ne yaptığını bilmemek de denilebilir ve çok büyük bir hata ve ilkesizliktir. Oysa çoğunluk her zaman haklı değildir. Mao uzun yıllar doğru ve haklıydı, ama azınlıktaydı. 

İkinci Enternasyonelin kocaman partilerinin sosyal şovenizm cephesine karşı Lenin azınlıktaydı ama doğru ve haklıydı. Örnekte görüldüğü gibi sizde de azınlık olanlar tariflediğiniz fikir doğru ve haklı. Merkezi farklı düşüncelere kapatmakta nedir? Bu yanlış yöntem doğru fikirlerin kolektif anlayışa dönüşmesini engelliyor, hatalı fikirleri ise korumaya alıyor. Öznel, dogmatik düşünce ve pratiğin sürekliliğini ise sabitliyor. Hal böyleyken kendi dışındaki her kesime Marksizm dersi vermenin bir karşılığı olur mu?

Proleter demokrasisi böyle bir şey değildir. Hangi isim ve iddia altında olursa olsun sosyo-ekonomik durumun materyalistçe kavranması yönteminden uzaklaşan, demokratik merkeziyetçilik örgütlenme prensibinden demokrasiyi kaldıran bir politik yapı komünist nitelikten ziyade küçük-burjuva örgüt kategorisinde değerlendirilir. Küçük-burjuva anlayış ve politik çizgisi ise devrimci proletaryanın mücadelesine zararlıdır.

Bu olgular ışığında şunu belirtebiliriz: Devrimciliği mülkiyetine almış gibi “devrimciliği korumaya” kararlı (!) Partizancı yoldaşın dışa odaklandığı kadar kendisi ne ve kendi içine odaklanması ve eskimiş tespitlere dayalı hatalı çizginin egemen olduğu organizasyonda proleter devrimciliğin üretilemeyeceğini görmesini ve görmelerini diliyoruz.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.