Bugünlerde televizyon ekranları, harita üzerinde patlayan kırmızı noktalardan, dini liderlerin hamasi nutuklarından ve füzelerin menzil hesaplarından geçilmiyor. Herkes “İran ne yapacak?”, “İsrail nereyi vuracak?” sorusuna kilitlenmiş durumda. Ancak tarihin diyalektik motoru, bu sığ sularda değil, okyanusun derinliklerindeki ekonomik akıntılarda çalışıyor. Eğer sadece namlu ucuna bakarsanız, yerel bir çatışma görürsünüz. Eğer enerji hatlarına ve ticaret rotalarına bakarsanız, Pekin’i nefessiz bırakma operasyonunu görürsünüz.
Birinci hamle: yakıt hortumlarını kesmek
Kapitalist üretim biçiminin en büyük devini, yani Çin’i durdurmak için ordularınızı Şanghay kıyılarına sürmenize gerek yok. Bu, nükleer bir kıyamet demektir ve sermaye, üzerinde kar edemeyeceği bir enkaz istemez. Çin’i durdurmanın yolu, onun devasa sanayi makinesini besleyen “kan kanallarını” kurutmaktır. Venezuela: Maduro’nun devrilmesi bir demokrasi mücadelesi değil, Çin’in günlük 800 bin varillik petrol musluğuna takılan bir tıkacıdır.
İran: Hamaney sonrası kaos ve saldırılar, nükleer bir tehdidi bertaraf etmekten ziyade, Çin’e akan günlük 1.5 milyon varillik hattı koparmaktır. Ray Dalio’nun vurguladığı gibi; yükselen güç, mevcut hegemonyayı tehdit ettiğinde çatışma kaçınılmazdır. Ancak bu kez çatışma cephede değil, pompa istasyonlarında yaşanıyor. Çin, tükettiği petrolün %73’ünü dışarıdan alıyor. Amerika ise bu dev motorun yakıt hortumlarını birer birer büküyor. Son iki ayda Çin’in enerji arzının %20’sinin kesilmesi, tarihin en büyük “sessiz” sabotajıdır.
İkinci hamle: “kuşak ve yol”un mezarlığı olarak Orta Doğu
Çin’in sadece yakıta değil, ürettiğini satacak güvenli yollara da ihtiyacı var. Modern İpek Yolu, Washington’ın kabusudur. Çünkü bu yol tamamlandığında, Avrupa—bir zamanlar ABD’nin sadık müttefiki—ekonomik olarak Çin’in çekim alanına girecektir.
İran, bu projenin Orta Doğu’daki kilit taşıdır. İran’ın istikrarsızlaştırılması, sadece bir rejimin değişmesi değil, Çin’in Avrupa’ya uzanan kara köprüsünün havaya uçurulmasıdır. Amerika, Orta Doğu’da barut kokusunu yayarak Avrupa’ya şu mesajı veriyor: “Çin’in yolları güvensiz, tek güvenli liman hala benim dolarım ve benim silahlarımdır.”
Emperyalizmin aparatı olmak: Kürt meselesi ve yanılsamalar
Bu büyük kapışmanın tam ortasında, ezilen halkların özgürlük düşleri yine emperyalizmin dişlileri arasına sıkıştırılmak isteniyor. İran’daki 10 milyon Kürt’ün ve diğer mağdur azınlıkların meşru hak arayışı, bugün Washington’ın masasında “operasyonel bir maliyet” olarak görülüyor.
Lenin’in bir asır önce yaptığı uyarı bugün her zamankinden daha hayati: “Emperyalist güçlerin müdahalesine sırtını dayayan bir özgürlük hareketi, özgürleşmez; sadece efendi değiştirir.” Halkların kendi kaderini tayin hakkı, Pentagon’un jetleri veya hipersonik füze testleri arasında bir “pazarlık konusu” haline getirildiğinde, o halk sadece jeopolitik bir aparat olur. Bölgedeki ilerici güçlerin görevi, ne molla rejiminin gericiliğine teslim olmak ne de emperyalizmin “demokrasi” maskeli işgal planlarına yedeklenmektir.
Olası felaketler: Dünya neye gebe?
Bu stratejik boğma operasyonu, dünyayı sonu gelmez bir karanlığa sürükleyebilir: Taiwan: Ringin son perdesi: Enerjisi kesilen ve ticaret yolları daralan Çin, köşeye sıkışmış bir dev gibi en hayati kozu olan Taiwan için topyekun bir savaşı göze alabilir. Bu, çip krizinden öte, küresel bir sistem çöküşü demektir.
Vekalet savaşlarından genel dünya savaşına: Rus General Popov’un iddiaları doğruysa; İran artık sadece bir ülke değil, Çin ve ABD’nin yeni nesil silahlarını (hipersonik füzeler vb.) denediği bir “canlı poligon”dur. Bu, savaşın insansızlaştığı ve yıkıcılığının öngörülemez hale geldiği bir dönemin başlangıcıdır.
Küresel stagflasyon ve açlık: Enerji maliyetlerinin bu denli silahlaştırılması, sadece Çin’i değil, tüm küresel güneyi açlığa ve ekonomik yıkıma mahkum edecektir.
Özcesi; Orta Doğu’dan yükselen dumanlar, sadece yerel bir yangının değil, küresel hegemonya savaşının fabrikaları yakmaya başlayan kıvılcımlarıdır. Bizler, bu satranç tahtasında piyon olmayı reddeden, halkların kardeşliğini ve emeğin egemenliğini savunan üçüncü bir yolu inşa etmek zorundayız. Aksi takdirde, devlerin kavgasında ezilen yine sadece çimenler olacaktır.
Serdar Okan
