“CAN YOLDAŞIM İMAM CANDAN’A”

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

EDİTÖRDEN / OKUR YAZISI: Devrimci mücadelenin ve komünist hareketin emektarlarından Pala Slo yoldaşı ölümsüzlüğe uğurlarken, onunla aynı mücadele mevzilerini, kavga siperlerini ve cezaevi yıllarını paylaşan bir yoldaşı tarafından gazetemize anlamlı bir yazı ulaştırıldı.

Kaleme alınan bu yazı; yalnızca bir veda ya da anı tazelemesi değil, Pala yoldaşın Dersim’den İstanbul’a, dağlardan hücrelere uzanan ve tekerlekli sandalyede göğe kaldırılan zafer işaretiyle taçlanan komünist iradesini aktarma sorumluluğunun bir ürünüdür. Yoldaşının unutturulmak istenen değerlere, direniş mirasına ve kavgaya ışık tutmak amacıyla gazetemizle paylaştığı bu kalbi ve politik tanıklığı okurlarımızın ilgisine sunuyoruz.

Bir Ömürlük Yoldaşlığın Ardından…

Bazı insanlar vardır; hayatınızın yalnızca bir döneminde karşınıza çıkmazlar. Birlikte yürüdüğünüz yollar, paylaştığınız acılar, aynı duvarların ardında geçirdiğiniz yıllar, birlikte susuşlarınız ve birlikte kurduğunuz hayaller, onları hayatınızın ayrılmaz bir parçası hâline getirir.

İmam Candan benim için böyle bir yoldaştı.

Şimdi geriye dönüp baktığımda, yılların içinden geçen uzun ve ağır bir yol görüyorum. O yolun kimi yerinde dağlar, kimi yerinde cezaevi duvarları, kimi yerinde ayrılıklar, kimi yerinde ise birbirine sımsıkı tutunan insanların dostluğu vardı.

Ve o yolun önemli bir yerinde İmam Candan vardı.

1985… Cevizlidere’de başlayan yol

Yıl 1985…

Ovacık ilçesinin Cevizlidere köyü kırsalında Kazım Çelik (Cihan), Hüseyin Tosun (Yılmaz), Rıza Sökmen (Rüstem), İmam Candan (Pala Sılo), Derya, Rojda ve isimlerini bugün hatırlayamadığım yoldaşlarımla bir araya gelmiştim.

Yapılan görüşmelerin ardından benim Mazgirt ilçesindeki gerilla birliğine katılmamın daha uygun olacağı kanaatine varıldı.

Kazım Çelik (Cihan), beni Tunceli merkezine yakın bir bölgeye yönlendirdi. Cuma günü akşamı Hasan D (Deniz) komutasındaki grupla görüşmem söylendi.

Söylenen yere gittiğimde Kazım Çelik’in gönderdiği kurye de oradaydı. Yaklaşık bir saat sonra Hasan D (Deniz), İsmail Bulut (Gero-Şahin), Doğan Karadağ (Topo), Yeter Koç (Zelal), Seyfi Batar (Haydar), Timur Demir ve Suna geldiler.

O günlerin üzerinden yıllar geçti.

Ama insan bazı yüzleri, bazı sesleri, bazı bakışları unutamıyor.

İmam Candan da unutamadığım insanlardan biriydi.

20 Mayıs 1987… Acının ve ayrılığın günü

20 Mayıs 1987’de Elazığ’ın Palu ilçesinde yaşanan çatışmada Kazım Çelik, Hıdır Aykır, Cihan Taş, Müslüm Emre ve Ali Kayadoğan hayatını kaybetti.

Çatışmanın ardından sağ kurtulan arkadaşların bulunarak diğer gruplara ulaştırılması görevi bana verildi.

24 Mayıs’ta Doğan Karadağ (Topo), Hasan Ben (Rıza) ve Şehmuz ile birlikte diğer gerilla alanlarına ulaştık.

Bazen yürüyerek, bazen araçlarla yol aldık.

Ancak aynı çatışmadan sağ kurtulan ve daha önce Erzincan’daki bir karakol baskınında hayatını kaybeden Komutan Hamit’in eşi gruptan ayrı düşmüştü. Ona ulaşamamıştık.

Aradan yaklaşık on gün geçti.

Daha sonra bir PKK grubuna katıldığını ve Ovacık kırsalında kendi yoldaşlarıyla buluştuğunu öğrendik.

O yıllar böyleydi…

Bir tarafta kaybettiklerinizin acısı, diğer tarafta ulaşmanız gereken insanlar vardı. Acıyı içinize gömüp yola devam etmek zorundaydınız.

Munzur Dağları’ndaki konferans

1987 yılının sonlarına doğru Munzur Dağları’nda gerçekleştirilen konferans, hayatımızın önemli dönemeçlerinden biri oldu.

İstanbul’dan Manuel Demir’in de katıldığı konferansta DABK ile 2. MK arasında ciddi bir ayrışma yaşandı.

Konferansta İmam Candan oldukça etkindi. Baba Erdoğan da toplantının öne çıkan isimlerindendi.

İsmail Bulut (Şahin) ve Hüseyin Demir (Weso), delege olarak seçildikleri için daha geri planda kalıyorlardı. İstanbul bölgesinden Batı delegesi olarak gelen Manuel Demir de fazla öne çıkmıyordu.

Fakat İmam Candan, sözleri ve duruşuyla konferansta kendisini hissettiren isimlerden biriydi.

Konferansın ardından ben, Lenko, Laz Nihat, Zelal, Şemmuz, Hasan Ben ve Doğan Karadağ ile birlikte bir eyleme gönderildik.

Ovacık’ın orman köylerinden gelen bir minibüsün yolunu kestik. Seçim sandıklarına el koyduk ve onları yaktık.

Ardından önceden belirlenen yere ulaştık.

Birkaç gün sonra diğer gruplarla bir araya geldik. Ertesi gün yeni gruplar oluşturuldu.

Ben yine Hasan D’nın grubunda kaldım.

Demenan bölgesine geçtikten sonra yapılan toplantıda bana, bundan böyle Mazgirt grubunun siyasi komiser yardımcısı olduğum ve bunun konferansta alınan karar doğrultusunda gerçekleştiği bildirildi.

Dağlardan zindanlara uzanan yol

Aradan birkaç ay geçti.

Tedavi amacıyla indiğim şehirde çemberin giderek daraldığını fark ettim. Köşe bucak aranıyordum. Yukarıyla ilişkim kesilmişti.

Birkaç şehir arasında gidip geldim.

Sonunda yakalandım.

Önce Tunceli Cezaevi’ne, ardından Erzincan Cezaevi’ne götürüldüm.

Ve bir süre sonra İmam Candan da Erzincan Cezaevi’ne getirildi.

Erzincan’da “zindan” olarak tabir edilen hücrelere kapatılmıştı. 

İmam Candan’ın bizim yanımıza verilmesini istedik.

Cezaevi yönetimi kabul etmedi.

Biz de açıkça söyledik:

İmam Candan yanımıza verilmezse açlık grevine başlayacaktık.

Direndiler.

Biz de açlık grevine başladık.

On gün sonra cezaevine savcı geldi.

O dönemde cezaevi temsilcisiydim.

Savcı, sanki olanlardan haberi yokmuş gibi neden açlık grevine gittiğimizi sordu.

Biz de kendisine açıkça anlattık:

“Arkadaşımızı yanımıza istiyoruz. Verilmezse açlık grevine devam edeceğiz.”

Bu, Erzincan Kapalı Cezaevi’nde gerçekleştirilen ilk açlık greviydi.

Savcı da nasıl bir tutum alacağını tam olarak bilmiyordu.

Sonunda talebimizi kabul etti.

İmam Candan bizim koğuşumuza verildi.

Birkaç ay sonra hepimizi Topçu Tugayı içerisinde bulunan Özel Tip Cezaevi’ne götürdüler.

Uzun yıllar…

Uzun yıllar…

Uzun, çok uzun yıllar İmam Candan ile aynı cezaevinin duvarları arasında kaldık.

Dağlarda başlayan yoldaşlığımız, demir kapıların ve yüksek duvarların ardında da devam etti.

Yıllar geçti… Ama kardeşlik bitmedi

İnsan hayatında bazı dostluklar vardır ki zaman onları eskitemez.

Aradan yıllar geçti.

Cezaevleri geride kaldı.

Dağlar geride kaldı.

Birlikte yaşadığımız onca acı, onca ayrılık, onca kayıp geride kaldı.

Ben Türkiye’de İmam Candan Avrupa’ya gitti 

Onun rahatsız olduğunu çok geç öğrendim.

Keşke daha önce bilseydim…

Keşke daha önce arayabilseydim…

Ölümünden kısa bir süre önce telefon ettim.

Birkaç kez çaldırdım ve kapattım.

Belki konuşmaya cesaret edemedim.

Belki içimde yılların biriktirdiği duygular vardı.

Bir iki gün sonra telefonum çaldı.

İmam Candan beni görüntülü arıyordu.

Ekranda yüzünü gördüğüm anda yıllar bir anda gözlerimin önünden geçti.

Dağlar…

Cezaevleri…

Koğuşlar…

Birlikte geçirdiğimiz uzun yıllar…

Kaybettiklerimiz…

Ve yeniden buluşmalarımız…

İkimiz de kendimizi tutamadık.

Hüngür hüngür ağladık.

O an kelimeler yetersiz kaldı.

Ona:

“Beni tanıdın mı?” diye sordum.

Verdiği cevap, hayatım boyunca unutamayacağım bir cevap oldu:

“Ben kardeşimi nasıl tanımam?”

İşte o söz…

Yılların, ayrılıkların, acıların ve yaşanmışlıkların üzerine söylenmiş bir kardeşlik cümlesiydi.

Bazen insanın anlatacak çok şeyi olur ama konuşamaz.

Bazen bir bakış, yıllarca anlatılamayan her şeyi anlatır.

Biz o gün konuşmaktan çok ağladık.

Belki de gözyaşlarımız, yılların biriktirdiği bütün cümlelerin yerine geçti.

Şimdi geriye bir ömürlük hatıra kaldı

İmam Candan…

Can yoldaşım…

Seninle aynı dağların havasını soluduk.

Aynı yolları yürüdük.

Aynı acıların içinden geçtik.

Aynı cezaevi duvarlarının ardında yıllar geçirdik.

Kimi zaman sustuk, kimi zaman konuştuk.

Ama ne olursa olsun birbirimizi hiç unutmadık.

Son görüşmemizde söylediğin o cümle hâlâ kulaklarımda:

“Ben kardeşimi nasıl tanımam?”

İnsan bazen bir ömrü tek bir cümleye sığdırabiliyor.

Sen de bizim kardeşliğimizi o cümleye sığdırdın.

Şimdi sen yoksun.

Ben buradayım.

Ama inanıyorum ki bazı insanlar ölmez.

Onlar, geride bıraktıkları hatıralarda; dostlarının, kardeşlerinin ve yoldaşlarının yüreğinde yaşamaya devam eder.

Sen de benim yüreğimde yaşamaya devam edeceksin.

Seni hiç unutmayacağım.

Yaşadığımız onca yılı, paylaştığımız onca acıyı, cezaevinin soğuk duvarlarını, birlikte geçirdiğimiz günleri ve son görüntülü konuşmamızı hayatım boyunca taşıyacağım.

Çok üzgünüm can yoldaşım.

Çok…

İçim paramparça.

Keşke daha uzun konuşabilseydik.

Keşke son görüşmemiz biraz daha uzun sürseydi.

Keşke sana söylemek istediğim bütün sözleri söyleyebilseydim.

Ama artık biliyorum ki bazı sözlerin söylenmesine gerek yok.

Çünkü gerçek kardeşlik, söylenmeyenleri de anlar.

Yıldızlar yoldaşın olsun İmam Candan…

Toprak incitmesin can yoldaşım.

Anın, hatıran ve birlikte yürüdüğümüz yollar bende hep yaşayacak.

Huzur içinde uyu kardeşim.

Seni unutmayacağım.//

Yilmaz

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.