ABBAS ANKARA’DA: FİLİSTİN DİPLOMASİSİ VE SARAY REJİMİNİN BÖLGESEL HESAPLARI

filistin-devlet-baskani-mahmud-abbas-ankara-erdogan-

GAZZE’DE İŞGAL VE YIKIM SÜRERKEN ANKARA’DA “FİLİSTİN” ZİRVESİ

DEVRİMCİ DEMOKRASİ – HABER/YORUM

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, 11 Ağustos’ta başladığı Türkiye ziyaretinin ikinci gününde, 12 Ağustos’ta Ankara’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. Üç günlük ziyaret kapsamında Filistin’deki son gelişmeler, Gazze, ikili ilişkiler ve bölgesel meseleler ele alındı.

Erdoğan görüşme sonrasında Türkiye’nin bağımsız Filistin devletinin kurulmasını desteklemeyi sürdüreceğini, Gazze’nin yeniden imarı için hızlı adımlar atılması gerektiğini ve İsrail’in Filistin topraklarındaki politikalarının kabul edilemez olduğunu söyledi. Erdoğan ayrıca İsrail hükümetinin Filistin meselesini dünya gündeminden çıkarmaya çalıştığını savundu.

Abbas ise Filistin sorununun çözümü için İsrail işgalinin sona ermesi ve bağımsız Filistin devletinin kurulması gerektiğini vurguladı. Abbas ayrıca Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı bölgesel istikrar açısından önemli bir başlangıç olarak değerlendirdi.

Ancak Ankara’daki görüşmenin gerçekleştiği sırada Gazze’de “sükûnet” görüntüsünün ardında saldırılar yeniden gündeme geliyor. İsrail, 12 Ağustos’ta Gazze’ye bir haftadan uzun süre sonra yeniden hava saldırısı düzenledi; saldırıda en az bir kişinin öldüğü bildirildi.

Dolayısıyla Ankara’daki diplomatik görüşmeler ile Filistin topraklarındaki gerçeklik arasında derin bir uçurum bulunuyor.

GAZZE’NİN YIKIMI SÜRERKEN DİPLOMASİNİN SINIRLARI

Filistin halkı yıllardır işgal, yerleşimcilik, kuşatma ve askeri saldırılar altında yaşam mücadelesi veriyor. Gazze’nin ağır yıkımı ve İsrail saldırılarının sürmesi, diplomatik açıklamaların tek başına neden sonuç yaratmadığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Erdoğan yönetimi Filistin’e desteğini güçlü ifadelerle dile getiriyor. Ancak devrimci açıdan bakıldığında sözlerle somut devlet politikaları arasındaki mesafe sorgulanmalıdır.

Filistin halkına dayanışma açıklaması yapmak başka, İsrail’e karşı gerçek ve sonuç alıcı bir siyasal-ekonomik tutum geliştirmek başkadır.

Ankara’nın Filistin konusunda sert açıklamalar yaptığı dönemlerde dahi Türkiye’nin ekonomik, diplomatik ve stratejik ilişkilerinin bütünüyle kopmadığı gerçeği, Saray rejiminin politikasındaki temel çelişkilerden biridir.

FİLİSTİN HALKININ MÜCADELESİ SARAY’IN DIŞ POLİTİKA MALZEMESİ DEĞİLDİR

Filistin halkının ulusal özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı tartışmasız biçimde savunulmalıdır. İsrail işgaline, yerleşimci sömürgeciliğine ve Filistin halkına yönelik saldırılara karşı çıkmak devrimci bir zorunluluktur.

Fakat aynı zamanda Filistin davasının Ankara’nın bölgesel hegemonya politikalarının aracı haline getirilmesine de karşı çıkmak gerekir.

Faşist Ankara-Saray rejimi, Filistin meselesini yalnızca dayanışma temelinde ele almıyor. Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de ve İslam dünyasında kendi siyasal nüfuzunu genişletmek için Filistin dosyasını aynı zamanda bir diplomatik ve jeopolitik araç olarak kullanıyor.

Libya’dan Suriye’ye, Doğu Akdeniz’den Körfez’e uzanan dış politika bunun parçalarıdır.

Bir yandan İsrail’i Filistin’i dünya gündeminden çıkarmaya çalışmakla suçlayan Ankara, diğer yandan bölgesel güç olma ve hegemonya alanını genişletme arayışını sürdürüyor.

Bu nedenle Filistin halkının mücadelesini Erdoğan’ın diplomatik söylemiyle özdeşleştirmek yanlıştır.

Filistin halkının özgürlük mücadelesi ne Washington’ın, ne Tel Aviv’in, ne Ankara’nın ne de başka bir devletin jeopolitik hesaplarına teslim edilmelidir.

ABBAS YÖNETİMİ VE SİYASAL SINIRLAR

Mahmud Abbas yönetiminin de Filistin halkının bütün mücadele dinamiklerini temsil ettiği iddiası ayrıca tartışmalıdır. Filistin Yönetimi uzun süredir diplomatik çözüm, uluslararası tanınma ve devletleşme ekseninde hareket ediyor.

Oysa Filistin meselesi yalnızca diplomatik tanınma meselesi değildir. Topraklarından sürülen milyonlarca Filistinlinin dönüş hakkı, işgalin sona ermesi, yerleşimlerin tasfiyesi ve halkın kendi geleceğini belirlemesi temel sorunlar olmaya devam ediyor.

Bu nedenle çözüm, emperyalist devletlerin hazırladığı planlarda veya bölgesel güçlerin diplomatik pazarlıklarında aranamaz.

Filistin halkının kurtuluşu, Filistin halkının kendi örgütlü mücadelesine dayanmalıdır.

DİPLOMASİ DEĞİL, HALKLARIN MÜCADELESİ BELİRLEYİCİDİR

Ankara’daki Erdoğan-Abbas görüşmesi, Filistin sorununun diplomatik gündemde tutulması bakımından önemlidir. Fakat diplomatik zirveler, işgalin gerçekliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

İsrail’in saldırıları, emperyalist güçlerin bölgedeki çıkarları ve Arap devletlerinin politikaları devam ettiği sürece Filistin sorunu yalnızca toplantı masalarında çözülemez.

Devrimci perspektiften görev açıktır:

İsrail işgaline ve sömürgeci saldırganlığa karşı Filistin halkının mücadelesi desteklenmeli; emperyalist müdahaleler reddedilmeli; aynı zamanda bölgesel devletlerin Filistin davasını kendi hegemonya hesaplarına bağlamasına karşı çıkılmalıdır.

Filistin halkı özgürleşmeden Ortadoğu’da gerçek barıştan söz edilemez.

Ve bu özgürlük, Sarayların diplomasi masalarında değil, halkların kendi örgütlü mücadelesinde kazanılacaktır.

Exit mobile version