TAYVAN, GÜNEY ÇİN DENİZİ, YAPAY ZEKÂ VE SİLAHLANMA: EMPERYALİST PAYLAŞIM KIZIŞIYOR
HABER
Çin’de 15-17 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek 13. Pekin Xiangshan Forumu, ABD-Çin rekabetinin ulaştığı boyutu bir kez daha ortaya koyacak. Forumun gündeminde uluslararası düzen, stratejik istikrar, Tayvan, Güney Çin Denizi, Asya güvenliği, yapay zekânın askerî kullanımı ve yeni teknolojilerin güvenlik üzerindeki etkileri bulunuyor.
ABD, forumda Pentagon yetkilisi Cynthia Karras tarafından temsil edilecek. Vietnam ve Malezya da üst düzey heyetlerle toplantıya katılacak. Çin Savunma Bakanı Dong Jun’un ise “çok kutuplu dünya” ve uluslararası güvenlik işbirliği vurgusu yapması bekleniyor.
Tayvan ve Güney Çin Denizi, ABD ile Çin arasındaki stratejik rekabetin en hassas başlıkları arasında bulunuyor. Washington’un Asya’daki ittifaklarını güçlendirme çabaları ile Pekin’in bölgesel askerî ve ekonomik nüfuzunu artırması, Asya-Pasifik’i giderek daha yoğun bir güç mücadelesinin alanına dönüştürüyor.
Bu rekabet artık yalnızca askerî alanda yürümüyor. Çipler, yapay zekâ, enerji, iletişim teknolojileri, deniz yolları ve yüksek teknoloji de büyük güçler arasındaki mücadelenin yeni cepheleri haline geliyor.
WASHINGTON’DAN PEKİN’E: PAYLAŞIM MASASI BÜYÜYOR
ABD ile Çin arasındaki mücadele, 21. yüzyıl emperyalizminin temel çelişkilerinden birini ortaya koyuyor.
ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında kurduğu ekonomik, askerî ve finansal üstünlüğünü korumaya çalışıyor. Çin ise yükselen ekonomik ve askerî gücüyle bu hiyerarşide kendisine daha büyük bir alan açıyor.
Tayvan bunun en görünür çatışma noktalarından biridir.
Ancak mesele yalnızca Tayvan değildir. Güney Çin Denizi’ndeki deniz yolları, yarı iletken üretimi, nadir madenler, yapay zekâ ve askerî teknolojiler, geleceğin dünya egemenliği mücadelesinin temel başlıklarıdır.
Dolayısıyla bugün Washington ile Pekin arasındaki mücadeleyi yalnızca “ABD saldırgan, Çin savunmada” biçiminde okumak yetersizdir.
Çin’in yükselişi de kendi sermaye ve devlet çıkarlarını dünya ölçeğinde genişletmektedir. ABD’nin eski hegemonyasını koruma çabası ile Çin’in yükselen gücünün genişleme eğilimi arasındaki çelişki, dünya halklarının çıkarlarıyla aynı şey değildir.
Bugün Asya’da savaş ihtimalini büyüten şey yalnızca bir devletin politikası değil, kapitalist-emperyalist sistemin paylaşım mantığıdır.
Dünya pazarları, enerji kaynakları, ticaret yolları, teknoloji ve nüfuz alanları yeniden paylaşılırken bütün emperyalist güçler kendi çıkarları doğrultusunda mevzileniyor.
Emekçilerin çıkarı ise Washington ile Pekin arasında taraf seçmek değil, her iki merkezde de kendi egemen sınıflarına karşı mücadele eden halkların yanında olmaktır.
