ADGB’nin Hesabı Verilmeden Yeni Birlik Kurulamaz!

WhatsApp Image 2026-11-02 at 16.12.50BRLK

Tasfiyeciliğin Gölgesinde Birlik Değil, Siyasi İflasın Tekrarı!

Köln’de 25 kurumun bir araya gelerek Avrupa’da yükselen faşizme, ırkçılığa, emperyalist savaşlara, göçmen düşmanlığına ve antidemokratik saldırılara karşı ortak mücadele zemini oluşturma kararı aldığını ilan etmesi, ilk bakışta olumlu bir gelişme olarak sunulabilir. Ancak devrimci politika, açıklanan niyetleri sıralamakla değil, o niyetlerin hangi sınıfsal, siyasal ve örgütsel zeminde yükseldiğini sorgulamakla yükümlüdür. Bugün sorulması gereken soru şudur: Daha önce Avrupa Demokratik Güç Birliği (ADGB) adı altında bir araya gelen güçlere ne oldu? Hangi nedenlerle dağıldı, hangi hedeflerine ulaştı, hangilerinde başarısız oldu? Bu soruların yanıtı verilmeden aynı siyasal çevrelerin benzer bir formatla yeni birlik çağrısı yapması, devrimci sorumluluk değil, geçmişin üstünü örtme girişimidir.

ADGB’nin hesabı verilmeden yeni bir birlik projesi meşruiyet kazanamaz.

Birlik, yalnızca kurumların isimlerinin yan yana yazılması, ortak bildirilerin yayımlanması veya dönemsel eylem çağrılarının yapılması değildir. Birliğin gerçek ölçütü, sınıf mücadelesinin ihtiyaçlarına ne ölçüde yanıt verdiği, ezilenlerin ve emekçilerin mücadelesine ne kattığı, politik hedeflerini ne kadar gerçekleştirdiği ve başarısızlıklarının nedenlerini ne ölçüde açığa çıkardığıdır. ADGB dağıldıysa bunun nedenleri kamuoyuna açıklanmalıdır. Dağılmadıysa, yeni birlik çağrısının mevcut yapı karşısındaki konumu netleştirilmelidir. Önceki deneyimin muhasebesini yapmadan yeni bir başlangıç ilan etmek, örgütsel hafızasızlığı siyaset diye pazarlamaktır.

Aynı kurumların, aynı siyasal alışkanlıkların ve benzer örgütsel yöntemlerin, geçmişin hesabını vermeksizin yeni bir çatı altında toplanması samimiyet sorununu büyütmektedir. Bu eleştiri, farklı örgütlerin ortak mücadele yürütmesine karşı çıkmak değildir. Tam tersine, gerçek bir devrimci birlik ihtiyacını savunmanın ön koşuludur. Çünkü hesaplaşılmamış yenilgiler, eleştirilmemiş hatalar ve sorgulanmamış siyasal yönelimler, yeni isimler altında yeniden üretilir.

MLM bakış açısından birlik, sınıf mücadelesinden bağımsız, kendi başına kutsal bir amaç değildir. Birlik; hangi sınıfın çıkarlarına hizmet ettiği, hangi politik çizgi üzerinde yükseldiği ve hangi mücadele yöntemlerini benimsediği üzerinden değerlendirilir. Maoist perspektiften bakıldığında ise çelişkileri örtbas ederek oluşturulan birlikler, gerçek bir mücadele gücü yaratamaz. Eleştiri ve özeleştiriden kaçan, politik farklılıkları tartışmak yerine sloganların arkasına saklanan her oluşum, kendi içindeki sorunları büyütmeye mahkûmdur.

Köln çağrısının bir diğer temel açmazı da tasfiyecilik tartışmasıdır. Kürt hareketinin Abdullah Öcalan üzerinden Türk devletiyle yürüttüğü ve barış süreci olarak sunulan siyasal yönelimin, devrimci mücadele, ulusal haklar ve sınıf mücadelesi bakımından ne anlama geldiği açıkça tartışılmadan emperyalist saldırganlığa karşı nasıl tutarlı bir mücadele hattı kurulacaktır? Burada mesele barış talebini reddetmek değildir. Halkların kanının dökülmesine son verilmesini, demokratik hakların tanınmasını ve Kürt halkının özgürlük taleplerinin karşılanmasını savunmak, devrimci siyasetin temel sorumluluklarındandır. Mesele, barışın hangi koşullarda, hangi güç ilişkileri içinde ve kimin siyasal programı doğrultusunda şekillendiğidir.

Silahlı mücadelenin sona erdirilmesi ve demokratik siyasetin esas alınması yönündeki tercihler, kendiliğinden demokratik özgürleşmenin güvencesi değildir. Devletin karakteri, sınıfsal ilişkiler ve iktidarın stratejik hedefleri sorgulanmadan yürütülen her siyasal yönelim, mevcut düzenin sınırlarına hapsolma tehlikesi taşır. Tasfiyecilik eleştirisi de tam bu noktada anlam kazanır: Devrimci öznenin bağımsız iradesinin, örgütlenme kapasitesinin ve mücadele programının düzen içi uzlaşmaların sınırlarına çekilmesi.

Peki, böylesi bir siyasal tartışma yürütülmeden, emperyalizme karşı mücadele hangi temelde ortaklaştırılacaktır? Emperyalizm yalnızca savaşlardan ibaret değildir; sermayenin uluslararası egemenliği, bağımlılık ilişkileri, pazar ve kaynak paylaşımı, sömürü ve siyasal tahakküm mekanizmalarıyla birlikte ele alınmalıdır. Faşizme karşı mücadele de yalnızca aşırı sağın yükselişine karşı ortak açıklamalarla sınırlandırılamaz. İşçi sınıfının bağımsız örgütlenmesi, göçmen emekçilerin hakları, kadınların özgürlük mücadelesi ve ezilen halkların kendi kaderini tayin hakkı somut bir mücadele programının parçaları olmalıdır.

Yeni birlik çağrısı yapanlara soruyoruz: ADGB neden işlevsizleşti? Hangi politik ve örgütsel hatalar bu sonucu doğurdu? Hesaplaşmanız gereken siyasal çizgi nedir? Kürt sorunu, emperyalizm, sınıf mücadelesi ve devrim perspektifi konusunda ortaklığınızın sınırları nelerdir? Birlik, kimin iradesine ve hangi karar mekanizmalarına dayanacaktır? Farklılıklar gerçek anlamda korunacak mı, yoksa ortaklık adına politik eleştiri ve bağımsız örgütlenme mi sınırlandırılacaktır?

Bu sorulara yanıt vermeden ilan edilen her yeni birlik projesi, geçmişin başarısızlıklarını geleceğe taşıma riski barındırır.

İhtiyacımız olan, tabelaları çoğaltan değil, mücadeleyi büyüten bir birliktir. İhtiyacımız olan, geçmişin üzerini örten değil, onunla hesaplaşan bir siyasal iradedir. İhtiyacımız olan, sınıf mücadelesini belirsizleştiren uzlaşmalar değil; işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkların bağımsız çıkarlarını esas alan devrimci bir dayanışmadır.

ADGB’nin muhasebesi yapılmadan, tasfiyecilik tartışılmadan, politik çizgi açıklığa kavuşturulmadan yeni bir birlik ilan etmek, yeni bir başlangıç değil, eski sorunların yeniden üretimidir.

Devrimci birlik, geçmişin hesabından kaçılarak kurulamaz. Gerçek birlik, ancak açık politik tartışma, eleştiri-özeleştiri, ilkesel tutarlılık ve somut mücadele pratiği üzerinde yükselebilir. Bunun dışındaki her birlik iddiası, ne kadar büyük sözcüklerle süslenirse süslensin, kendi siyasal sınırlarıyla yüzleşmek zorundadır.

ROJDA ÜNSAL

Mobil sürümden çık