Ankara ve İstanbul’da hasta tutsaklar için eylemler

IMG_3556

Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı yükselen sesler, hapishanelerdeki ağır hasta tutsakların yaşam mücadelesini bir kez daha kamuoyunun gündemine taşıdı. Özellikle Devrim Ayık ve Mecit Baştaş’ın hızla kötüleşen sağlık durumları, insan hakları savunucuları tarafından “geri dönülemez bir eşik” olarak nitelendiriliyor.

Her hafta düzenlenen hasta tutsaklara özgürlük eylemleri, bu hafta Ankara’da Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin 500. haftayı aşan ısrarı ve İstanbul’da İHD İstanbul Şubesi’nin “F Oturumu” ile yankılandı. Odak noktasında ise yaşam sınırında olan iki isim vardı.

Devrim Ayık: Hücrede Bir Yaşam Savaşı

İleri derecede Crohn hastası olan Devrim Ayık, bağırsaklarının büyük bir kısmını ameliyatlarla kaybetmiş durumda. Hijyenin hayati önem taşıdığı bu hastalıkta, cezaevi koşulları Ayık için adeta bir işkenceye dönüşmüş vaziyette.

Bir gözünü tamamen kaybeden, diğerinde ise ağır görme kaybı yaşayan Ayık’ın, daha önce iki kez tahliye edilip iyileşme süreci tamamlanmadan tekrar tutuklanması, tıp dünyasında “hastalığın kronikleşmesine davetiye çıkarmak” olarak yorumlanıyor.

Mecit Baştaş: Kalbi ve Ciğerleri Sıkışmış Bir Hayat

Ağır kalp yetmezliği ve akciğer hastalıklarıyla mücadele eden Mecit Baştaş, tek başına yaşamını idame ettiremeyecek kadar halsiz düşmüş durumda. Ailesi ve avukatları, Baştaş’ın merdiven çıkmak bir yana, nefes almakta dahi zorlandığını, ancak buna rağmen “cezaevinde kalabilir” raporlarının engeline takıldığını ifade ediyor.

Sistematik Sorunlar: Raporlar ve Kelepçeli Muayene

Tutsakların yaşadığı tek sorun hastalıklar değil; bu hastalıkların tedavi edilme biçimi. Hak savunucularının raporlarına göre süreç şu üç temel engel üzerinde tıkanıyor:

Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) ağır hastalar için verdiği “cezaevinde kalabilir” raporları, bağımsız tıp fakültelerinin raporlarıyla çelişiyor.

Birçok tutsak, onur kırıcı bulduğu kelepçeli muayene ve ağız içi araması gibi dayatmalar nedeniyle hastaneye gitmeyi reddediyor; bu da teşhis ve tedaviyi geciktiriyor.

Toplum güvenliği gerekçe gösterilerek ağır hasta tutsakların infazlarının ertelenmemesi, “ceza içinde ceza” uygulaması olarak eleştiriliyor.

Vicdani ve Hukuki Çağrı

İstanbul ve Ankara’daki eylemlerde ortaklaşan mesaj netti: “Hastalıkların siyasi kimliği olmaz; yaşam hakkı pazarlık konusu yapılamaz.” Aileler ve hak savunucuları, yetkilileri sadece yasaları değil, uluslararası insan hakları sözleşmelerini de uygulamaya davet ederek tüm hasta tutsaklar için acil özgürlük ve nitelikli tedavi talep ediyor.

Hapishanelerdeki hasta tutsaklar meselesi, bir hukuk devletinin “insan onuruna” ne kadar değer verdiğinin turnusol kağıdı niteliğindedir.

Exit mobile version