Fidan’ın Trablus ve Bingazi ziyareti, Ankara’nın Libya politikasında yeni bir aşamaya işaret ediyor. “Tek Libya” ve “istikrar” söylemi altında gerçekte bölgesel hegemonya hesapları derinleşiyor.Fidan’ın hem Trablus’a hem Bingazi’ye gitmesi tesadüf değil. Ankara, Libya’nın bölünmüş siyasi yapısında yalnızca bir tarafın hamisi olmakla yetinmiyor; tüm taraflarla ilişki kurarak Libya’nın tamamında söz sahibi olma hesabı yapıyor. Ziyaretin gündeminde enerji, ticaret, askeri işbirliği ve Doğu Akdeniz’deki “ortak çıkarlar” bulunuyor. Bu, basit bir diplomatik açılım değil; Saray rejiminin yayılmacı dış politikasının Libya ayağıdır.
“Kardeşlik” söylemi, sermayenin çıkarlarını gizleyemez
Masanın üzerinde petrol var, doğal gaz var, deniz yetki alanları var, silah anlaşmaları ve yeniden inşa ihaleleri var. TPAO’nun Libya’daki son lisanslamada iki petrol sahasının ortak işletme haklarını alması bunun açık göstergesidir. Mesele “Libya halkının istikrarı” kadar masum değildir.
Libya, Ankara’nın yeni nüfuz alanlarından biri, 2019-2020 askeri müdahalesiyle kazanılan nüfuz, şimdi diplomatik ve ekonomik ilişkilerle kalıcılaştırılmaya çalışılıyor. Ankara artık yalnızca bir Libya hükümetinin yanında duran aktör olmak istemiyor; Libya’nın bütün siyasi dengelerinde vazgeçilmez güç olma hesabı yapıyor.
“Tek Libya” kimin çıkarları için ve kimin denetiminde birleşecek? Cevap enerji tekelleri, inşaat sermayesi ve bölgesel güç rekabetiyse, bu birlik Libya halkının özgürleşmesi anlamına gelmez.
Emperyalistlere karşı olmak, Ankara’nın yayılmacılığını meşrulaştırmaz
Libya’nın ABD, Avrupa, Rusya, Mısır ve Körfez monarşilerinin müdahale alanına dönüşmesi kabul edilemez. Ancak Ankara’nın müdahalelerini meşru görmek de sonuç çıkarılamaz. Faşist Ankara-Saray rejimi, emperyalist sistemin dışında değil, onun bölgesel rekabet alanlarında kendi payını büyütmeye çalışan bir güçtür.
Libya halkının ihtiyacı yeni bir dış patron değildir. Libya ne Washington’un, ne Moskova’nın, ne Ankara’nın ne de başka bir gücün nüfuz alanı olmalıdır. Bugünkü Fidan ziyareti diplomatik nezaketten ibaret değildir; Ankara Libya’da nüfuz, enerji, pazar ve hegemonya aramaktadır.
Aslolan, devletlerin ve sermayenin çıkarlarını değil, halkların kendi kaderini tayin hakkını savunmaktır.
