ANNE BAK KRAL ÇIPLAK – ROJDA ÜNSAL

KRAL CIPLAK SON

Devrimci hareketlerin tarihindeki en tehlikeli kırılmaların bazıları, yenilginin açıkça kabul edildiği anlarda değil, yenilginin başarı diye sunulmaya başlandığı dönemlerde yaşanır. Devrimci hedeflerin yerine dar kurumsal kazanımların, sınıf savaşımının yerine seçim hesaplarının, devrimci örgütlenmenin yerine belediye olanaklarının geçirilmesi tam da böyle bir ideolojik tasfiyenin işaretidir.

Bugün “gerçekçilik”, “somut koşullar”, “mevcut imkânları değerlendirme” gibi masum görünen kavramların arkasına saklanılarak Maoist devrimci çizginin temel dayanaklarının aşındırılması, üzerinde ciddi biçimde durulması gereken bir sorundur. Çünkü mesele yalnızca hangi araçların kullanılacağı değildir; mesele, hangi stratejik hedefe bağlı olarak hangi araçların kullanılacağıdır.

Parlamentarizm burada temel bir ideolojik sınava dönüşür. Parlamento, burjuva devlet mekanizmasının sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir kurumdur. Devrimci hareket elbette bu alanı propaganda ve teşhir amacıyla kullanabilir. Fakat araç ile amaç birbirine karıştırıldığında, başlangıçta “devrimin hizmetinde kullanılacak bir mevzi” olarak görülen parlamento zamanla siyasetin kendisi hâline gelir. Devrimci çizgi, seçim takvimlerine; politik çalışma, oy oranlarına; örgütsel başarı ise sandalye sayılarına endekslenmeye başlar.

İşte tasfiyeciliğin başladığı yer burasıdır.

Belediyecilik açısından da aynı tehlike vardır. Yerel yönetimlerde elde edilen her kazanım küçümsenmemelidir. Halkın yaşam koşullarını iyileştirmek, emekçilerin somut sorunlarına müdahale etmek ve kitlelerle bağ kurmak önemlidir. Fakat belediye yönetimini devrimci siyasetin merkezine yerleştirmek, sınıf iktidarı sorununu görünmez kılar. Sistem içindeki bir kurumun yönetilmesi ile sistemi değiştirmek aynı şey değildir.

Daha da önemlisi, kurumun mantığı giderek örgütün mantığını belirlemeye başladığında sorun derinleşir. Bürokrasi, bütçe, makam, seçim ittifakları, mevzuat ve kurumsal devamlılık gibi zorunluluklar devrimci siyasetin önüne geçtiğinde, devrimci hareket kendi başlangıç iddialarını kurumun ihtiyaçlarına uyarlamaya başlar.

Maoist perspektiften bakıldığında temel mesele tam da burada ortaya çıkar: Siyasetin merkezine sınıf mücadelesini mi koyacağız, yoksa mevcut düzenin kurumlarında elde edilen mevzileri mi?

“Maoistiz” demek tek başına Maoist bir çizgide yürümeye yetmez. Mao’nun temel katkılarından biri, devrimin yalnızca iktidarın ele geçirilmesinden ibaret olmadığını; kitle çizgisinin, sınıf mücadelesinin ve sürekli ideolojik mücadelenin belirleyici olduğunu göstermesidir. Devrimci örgüt, kitlelerden kopuk bir sekte değil; kitlelerle birlikte öğrenen, onların deneyimlerini devrimci bir programa dönüştüren ve onları dönüştürürken kendisini de dönüştüren bir yapı olmak zorundadır.

Bu nedenle “Kral çıplak!” demek yalnızca cesaret meselesi değildir. Aynı zamanda devrimci sorumluluktur.

Bir hareket, geçmişte savunduğu devrimci hedefleri sessizce terk ediyor; fakat hâlâ aynı kavramları kullanıyorsa, yapılması gereken alkışlamak değil, soruyu sormaktır: Nereden nereye geldik?

Silahlı mücadele, devrim, sınıf iktidarı, kitle çizgisi ve komünist hedefler yalnızca tarihsel birer referans olarak mı kullanılmaktadır? Yoksa bugünkü politik pratiğin gerçek belirleyicileri midir?

Eğer bütün strateji seçim kazanmak, belediye yönetmek ve mevcut kurumlarda kalıcılaşmak üzerine kuruluyorsa, o zaman bunun adını koymak gerekir. Çünkü devrimci terminoloji kullanmak, reformist bir pratiği devrimci hâle getirmez.

Gerçek devrimcilik, kendi saflarındaki hataları da teşhir edebilme cesaretidir. Kendi örgütünü, kendi pratiğini, kendi yönelimini sorgulayabilmektir. Eleştiriden korkan hiçbir hareket devrimci bir canlılığa sahip olamaz.

“Kral çıplak!” demek bu yüzden bir kopuş çağrısından önce bir ideolojik hesaplaşma çağrısıdır. Belediyeciliği reddetmek değil, onu stratejik hedefin yerine koymayı reddetmektir. Parlamentoyu mutlak biçimde dışlamak değil, parlamenter faaliyetin devrimci stratejiye tabi olması gerektiğini savunmaktır.

Çünkü mesele makam değil, iktidarın sınıfsal karakteridir.

Mesele seçim değil, sınıf mücadelesidir.

Mesele belediye değil, hangi sınıfın tarihsel çıkarının savunulduğudur.

Ve mesele en önemlisi şudur:

Devrimci olduğunu söylemek kolaydır. Devrimci çizgiden uzaklaşıldığında bunu ilk önce kendi saflarında söyleyebilmek ise gerçek sınavdır.

Kral çıplaksa, onu kral yapan aynaları değiştirmek değil, çıplak olduğunu söylemek gerekir.

ROJDA ÜNSAL

Exit mobile version