Madrid’in Navas de Tolosa mahallesinde halk, bir tahliye girişimini fiilen engelledi. Polis birlikleri geri çekilmek zorunda kaldı. Aynı gün Fransa’da kamu emekçileri greve çıktı, liseliler yüzlerce okulu bloke etti, çöp konteynerleri alev aldı, polis gaz ve coplarla saldırdı. Yüzlerce genç gözaltına alındı.
Bu iki sahne tesadüf değil. Avrupa’nın dört bir yanında aynı hayalet dolaşıyor: örgütlü halkın, işçi sınıfının ve gençliğin kolektif iradesi. Burjuvazi bu hayaletten korkuyor. Çünkü bu hayalet, onların “mülkiyet hakkı”, “kamu düzeni” ve “bütçe disiplini” yalanlarını paramparça ediyor.
Madrid’de halk, bir aileyi sokağa atmak isteyen mülk sahiplerinin ve onların silahlı muhafızlarının önüne set çekti. Polis, “kanun” adına geldi; halk “yaşam hakkı” diye haykırdı ve polisi geri püskürttü. Bu, basit bir “olay” değildir. Kapitalizmin en temel dayanağı olan özel mülkiyetin, halkın kollektif gücü karşısında nasıl zayıf düştüğünün canlı kanıtıdır. Tahliye makinesi çalışmadı. Çünkü o mahallede, o anda, halk egemenliği anlık da olsa gerçek oldu.
Fransa’da ise tablo daha da net. Macron’un ardılı hükümet, 2027 bütçesinde kamu harcamalarını kısmaya, maaşları dondurmaya, eğitim ve sağlıkın kanını emmeye hazırlanıyor. Cevap: kamu emekçilerinin grevi, itfaiyecilerin, öğretmenlerin, sağlık çalışanlarının sokağa çıkması. Ve en önemlisi, liselilerin ayaklanması.
Kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, çürümüş binalar, aşırı yüklenmiş programlar… Bunlar “teknik sorun” değil, sınıfsal saldırıdır. Liseliler bunu biliyor. Okul kapılarını barikatlarla kapatıyorlar. “Daha az polis, daha çok para” yazılı pankartlar açıyorlar. Polis gaz sıkıyor, copluyor, yüzlerce genci gözaltına alıyor. Hükümet “şiddet” diye bağırıyor. Oysa asıl şiddet, gençliği geleceksizliğe mahkûm eden, eğitimi metalaştıran, kamu hizmetlerini tasfiye eden burjuva devlet aygıtının sistematik şiddetidir.
Madrid’deki tahliye engeli ile Fransa’daki lise barikatları ve kamu grevi aynı zincirin halkalarıdır. Avrupa burjuvazisi, krizini halkın sırtına yıkmaya çalışıyor: kiraları yükselt, maaşları dondur, okulları ve hastaneleri budala, gençliği işsizliğe ve umutsuzluğa it. Karşılığında ise sadece polis, gaz, gözaltı ve medya yalanı sunuyor.
Ama halkın cevabı giderek netleşiyor. “Kanun”un, “düzen”in ve “mülkiyet”in kutsallığı, kollektif eylemin gücü karşısında çatırdıyor. Madrid’de polis geri çekildi. Fransa’da yüzlerce lise bloke edildi, on binlerce emekçi yürüdü. Bu, henüz devrim değildir. Ama devrimin ham maddesidir.
Avrupa burjuvazisi, korktuğu hayaletlerden kurtulmak için her yolu deniyor: baskı, bölme, yalan, reform maskesi. Oysa bu hayaletler, Marx’ın bir buçuk asır önce yazdığı gibi, hâlâ dolaşıyor. Ve her Madrid barikatında, her Fransa lise kapısında, her grevde biraz daha somutlaşıyor.
Devrimci Demokrasi olarak diyoruz ki: Burjuvazi için bu hayalet(ler)den asla kurtuluş yok. Çünkü onlar, burjuvazinin korkusu değil, halkın uyanışıdır. Ve uyanış, bir kez başladığında durdurulamaz.
Madrid’den Paris’e, Atina’dan İstanbul’a… Aynı düşman, aynı mücadele. Halkın kollektif gücü, burjuvazinin silahlı aygıtından daha güçlüdür. Bunu Madrid kanıtladı. Fransa kanıtlıyor. Avrupa’nın dört bir yanında kanıtlanmaya devam edecek.
Öyleyse,
Kahrolsun Kapitalist burjuva düzeni!
Yaşasın Halkların Örgütlü Kitlesel Direnişi!
