UKRAYNA BAHANESİYLE SİLAHLANMA, YAPTIRIM VE YENİ EMPERYALİST CEPHE
HABER
Avrupa ile Kanada arasındaki askerî ve siyasi işbirliği Ukrayna savaşı üzerinden giderek derinleşiyor. Kanada, Ukrayna için hazırlanan 90 milyar avroluk AB kredi paketine katılmak üzere görüşmeler yürütüyor. Ottawa yönetimi, Ukrayna’ya şimdiye kadar yaklaşık 9 milyar dolar askerî yardım tahsis ettiğini açıklarken, iki ülke insansız hava araçlarının üretimi ve savunma sanayilerinin geliştirilmesi konusunda da yeni anlaşmalar yapıyor.
NATO ülkeleri de Ukrayna’ya yönelik askerî desteği uzun vadeli hale getiriyor. Temmuz ayında NATO müttefikleri 2026 için Ukrayna’ya 70 milyar avroluk askerî ekipman, yardım ve eğitim taahhüdünde bulundu ve 2027’de de benzer seviyede desteği sürdürme iradesini açıkladı.
Avrupa Birliği ise Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar hazırlıyor ve Rusya’nın askerî-sanayi kompleksine yönelik daha geniş bir liste üzerinde çalışıyor.
Böylece Ukrayna savaşı, yalnızca cephedeki çatışmalarla sınırlı kalmayıp Avrupa’nın askerî bütçelerini, sanayi politikalarını ve dış politikasını da yeniden şekillendiriyor.
“GÜVENLİK” DİYEREK SİLAHLANIYORLAR: FATURA HALKLARA ÇIKIYOR
Avrupa’da bugün “güvenlik” kelimesi, giderek daha fazla silahlanmanın meşrulaştırılması için kullanılıyor.
Ukrayna savaşı elbette milyonlarca insanın hayatını altüst eden gerçek bir yıkımdır. Rusya’nın saldırıları da bu savaşın somut gerçeklerinden biridir. Ancak savaşın ortaya çıkışını ve bugünkü devamını yalnızca tek bir devletin iradesine indirgemek, Avrupa’daki emperyalist güç mücadelesini görünmez hale getirir.
ABD, NATO, Avrupa devletleri ve Rusya arasındaki rekabet yıllardır Doğu Avrupa’yı askerî gerilim alanına dönüştürdü. Ukrayna ise bu büyük güç mücadelesinin en ağır bedellerini ödeyen alanlardan biri haline geldi.
Şimdi Avrupa devletleri “Rus tehdidi” gerekçesiyle daha fazla silahlanıyor.
Tanklar, füzeler, hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, mühimmat fabrikaları…
Peki bunun faturası kime çıkacak?
İşçiye, emekçiye, emekliye, gençliğe.
Sosyal harcamalar tartışılırken “kaynak yok” denilen Avrupa’da savaş bütçeleri için milyarlarca avro bulunuyor. Konut krizi, hayat pahalılığı, sağlık ve eğitim sorunları sürerken silah sanayisinin büyütülmesi tesadüf değildir.
Çünkü savaş yalnızca cephede yaşanmaz.
Savaş ekonomisi, toplumun kaynaklarının sermaye ve askerî aygıta aktarılmasıdır.
Avrupa burjuvazisi Ukrayna üzerinden hem Rusya’yı geriletmeye hem de kendi askerî-sınai kapasitesini büyütmeye çalışıyor. Kanada da ABD’ye bağımlılığı azaltırken Avrupa ile daha sıkı bir askerî-ekonomik bağ kurmaya yöneliyor.
Bu nedenle işçi sınıfının önüne konulan tercih “Rusya mı, NATO mu?” olmamalıdır.
Devrimci görev, emperyalist kamplardan herhangi birinin kuyruğuna takılmak değil; her ülkede kendi emperyalist ve militarist burjuvazisine karşı mücadeleyi büyütmektir.
