AVRUPA’DA SICAK HAVA VE ENERJİ KRİZİ: SANAYİ DİRENC TESTİNDEN GEÇİYOR

hava sicakliklari

Aşırı Sıcaklıklar, 2026 yazında Fransa, İspanya, İtalya, Romanya, Macaristan ve Balkanlar’da hava sıcaklıkları 40°C’yi aşarak enerji altyapısını ve sanayiyi olumsuz etkilemektedir.

 Kuraklık nehir seviyelerini düşürerek hidroelektrik üretimini azaltmış, bazı nükleer santraller ise soğutma suyu sıcaklığı nedeniyle üretim kapasitelerini düşürmek zorunda kalmıştır.

 Çelik, alüminyum, kimya ve otomotiv gibi yüksek enerji tüketen sektörlerde üretim kısıtlamalarına gidilmiş, bu durum Avrupa sanayisinin rekabet gücünü tehlikeye atmıştır.

Sendikalar altyapı ve iklim uyum politikalarının önemine dikkat çekerken, enerji maliyetlerinin hane halkına yüklenmemesini ve enerjiye erişimin kamusal bir hak olarak ele alınmasını savunmaktadır.

Kâr Hırsının Kuruttuğu Nehirler, Faturası Emekçiye Kesilen Kriz

Avrupa başkentlerinde “beklenmedik doğa olayı” masalıyla geçiştirilmeye çalışılan 2026 yaz krizi, aslında sistemin uzun süredir ardına gizlendiği yapısal iflasın resmidir. İklim krizini görünmez kılmaya çalışan neoliberal politikalar, nehir yatakları kuruyunca ve nükleer santraller soğutma suyu bulamayınca duvara çarpmıştır. Altyapıyı modernize etmek yerine yıllarca kâr marjlarını büyütmeyi seçenler, bugün faturayı yine halka ve sanayi işçilerine kesmektedir.

Şirketler rekabet gücü tartışmaları arkasına sığınarak üretimi yavaşlatırken, artan enerji maliyetlerinin yükü çalışanların ve hane halklarının sırtına yıkılmaktadır. Enerjiyi kamusal bir hak olarak değil, piyasanın kurallarına tabi bir ticaret kalemi olarak gören bu düzen; doğayı metalaştırmanın ve ekolojik tahribatın faturasını yine topluma ödetmektedir. İklim krizine uyum sağlamak, ancak sermayenin çıkarlarını değil, halkın ve ekolojinin güvenliğini önceleyen kamusal ve planlı politikalarla mümkündür; aksi takdirde yaşananlar sadece birer “doğal afet” değil, göz göre göre gelen birer sistem krizidir.

Exit mobile version