29 Ağustos Cumartesi günü Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde Teori ve Politika dergisinin öncülüğünde gerçekleştirilen toplantı, Türkiye Devrimci Hareketi’nde uzun süredir biriken ideolojik tasfiyenin, niteliksizleşmenin ve teorik savrulmanın somut bir vesikası olarak kayıtlara geçti.
Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği Siyasal Müsteşarı Yamin Guo’nun katıldığı toplantının katılımcı profili ve akışı, masanın ortaklarından ODAK dergisinin 30 Ağustos 2026 tarihli resmî yayınında şu ifadelerle belgelendi
“Çin Halk Cumhuriyeti Siyasal Müsteşarı Yamin Guo ve Türkiye solunun çeşitli gruplarından temsilciler, 29 Ağustos Cumartesi günü Ankara Mülkiyeliler Birliği’nde tanışma ve tartışma toplantısı düzenlendi. Teori ve Politika Dergisi’nin organize ettiği toplantıya çok sayıda insan katıldı.
Toplantıda SMF, Sol Parti, Komün, Kürdistan Komünist Partisi, ODAK, EHP, Kaldıraç, Halkevleri, Teori ve Politika, TİP, Birleşik Metal İş Toplu Sözleşme Sorumlusu İrfan Kaygısız, SYKP ve Devrim Partisi‘nden temsilciler bulundu…
ODAK adına yapılan konuşmada, Çin’in sosyalist iddiaya sahip bir ülke olduğu vurgulanarak, dünyada adaleti ve barışı önemseyen bir güç olduğu ifade edildi. Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi ekonomik toplulukların ABD emperyalizmini etkili şekilde dengelediği belirtildi. Çin’i emperyalist olarak görmediğimizi ancak çeşitli eleştirilerimizin olduğu da eklendi.
Türkiye devrimci hareketi… Çin’e karşı devrimci-eleştirel bir tutum içinde olmalıdır. Çin’i karşı devrimci ilan eden toptancı yaklaşımlar gibi, onu kusursuzlaştırarak idealize eden artçı yaklaşımlar da yanlıştır.”
ODAK Dergisinin İdeolojik Yönsüzlüğü ve Kaypak “Denge” Siyaseti
ODAK dergisinin yukarıdaki haber metninde bizzat beyan ettiği görüşler, Türkiye-Kuzey Kürdistan solundaki ideolojik belirsizliğin ve yön kaybının ibretlik bir özetidir.
ODAK, Çin’i bir yandan “dünyada adaleti ve barışı önemseyen bir güç” olarak ilan etmekte; Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi pazar paylaşım odaklarını “ABD emperyalizmini dengeleyen unsurlar” olarak kutsamaktadır. Diğer yandan ise aynı haberin detaylarında Çinli şirketlerin gittiği ülkelerde sendika düşmanlığı yaptığını, işçileri sömürdüğünü ve “klasik sermaye ilişkileri kurduğunu” itiraf etmektedir.
Bu tutum tam bir ideolojik omurgasızlıktır. Hem Çin sermayesinin sömürücü niteliğini kabul edeceksiniz hem de aynı Çin’e “sosyalist iddiaya sahip, barışçıl güç” payesi biçeceksiniz! ODAK’ın “Çin’i karşı devrimci ilan eden toptancılık da yanlış, kusursuzlaştırmak da yanlış” diyerek ‘orta yolcu’ görünme gayreti, sınıfsal analiz yapamayacak kadar teorik çöküş içinde olmanın neticesidir. Çin ya burjuvazinin egemen olduğu kapitalist-emperyalist bir devlettir ya da Proletarya Diktatörlüğüdür. Bir emperyalist gücü “adaleti önemseyen odak” ilan etmek, lekelenmiş bir politik yönsüzlüktür.
Teori ve Politika’nın ÇKP Aklayıcılığı ve Metin Kayaoğlu’nun Eklektisizmi
Masanın mimarı olan Teori ve Politika dergisi ise organizatörü olduğu bu toplantıyı kendi yayınlarında allayıp pullamakta, emperyalist diplomasi temasını adeta mistik bir “devrimci buluşma” olarak sunmaktadır. TvP yayınladığı haberde toplantıyı şu sözlerle romantize etmekte ve aklamaktadır:
“Alışıldık etkinliklerden farklı olarak katılımcılar ‘Çin’e özgü sosyalizm’i serbestçe masaya yatırdılar. Mütevazı toplantı bir anlamda çölde yoldaşça bir vaha serinliği yarattı… Paris Komününden Ekim Devrimine ve oradan Çin Devrimine uzanan ortak tarih ve ortak sosyalizm ideali çerçevesinde bir araya gelmişti…”
Evrensel sermaye birikiminin parçası olmuş sosyal-emperyalist bir devletin diplomasi memuruyla çay içmeyi “çölde yoldaşça bir vaha serinliği” olarak nitelendirmek, ideolojik basiretsizliğin ve meşrulaştırma çabasının vardığı son aşamadır!
Nitekim haberin devamında Teori ve Politika temsilcisi Metin Kayaoğlu’nun toplantıda savunduğu tezler alıntılanarak, ÇKP’nin kapitalist restorasyonunun nasıl kılıflandırıldığı açıkça gözler önüne serilmektedir:
“Teori ve Politika temsilcisi Metin Kayaoğlu, Çin’in emperyalist olup olmadığı meselesi dışında, toplantıda tartışılan ve sorgulanan bütün konuların anlaşılabilir olduğunu ama emperyalist demenin, nasıl geçmişte Sovyetler Birliği’ne emperyalist demek ağır haksızlıksa, ağır haksızlık ve yanlış olduğunu belirtti…
Kayaoğlu doğru sorunun ‘Çin sosyalist mi?’ değil, ‘ÇKP Marksist mi?’ olduğunu… Mao’dan Deng Xiaoping’e, Deng’ten Xi Jinping’e ÇKP’nin Marksizminde bir kırılmanın analitik anlamda savunulamayacağını, bu bakımdan ÇKP’nin Marksist olduğunu savundu.”
Metin Kayaoğlu’nun “Mao’dan Deng’e, Deng’den Xi’ye kırılma analitik olarak savunulamaz” iddiası, Marksizm-Leninizm’e ve komünist tarihe yapılmış açık bir bürokratik aklama operasyonudur. Mao Zedung yoldaşın ve Kültür Devrimi’nin karşısında yer alan, devrimci kadroları zindanlara atan, üretici güçleri piyasa yasalarına teslim eden Dengist restorasyonu “Marksist süreklilik” ilan etmek; devrimci teoriyle ve sınıfsal gerçeklikle bağını tümden koparmaktır.
Marksizm bir örgütün ya da bürokratik partinin kendisine ne ad verdiğine değil; hangi sınıfın iktidarda olduğuna, sermaye ihracına ve üretim ilişkilerine bakar. Kapitalist piyasa ilişkilerini, özel sermayeyi, milyarderler kulübüne dönmüş parti kadrolarını ve borçlandırma diplomasisini “sosyalizmin ikinci dönemi” kılıfıyla normalleştirmeye çalışmak, Çin emperyalizmine sunulmuş teorik bir hizmetten ibarettir. Metin Kayaoğlu’nun geçmişte Marksizm ile İslam arasında kurmaya çalıştığı mantık dışı eklektik köprüler, bugün revizyonist Çin sermayesi ile sosyalizm arasında kurulmaktadır.
SMF’nin Ağır İdeolojik Sorumluluğu: Söylem MLM, Pratik Gizlenen Masa
Bu denklemde en dramatik ve kabul edilemez duruş Sosyalist Meclisler Federasyonu’na (SMF) aittir.
SMF, Haziran 2026’da yayımladığı resmî belgede ideolojik ve stratejik gıdasını Marksizm-Leninizm-Maoizm (MLM) olarak ilan etmiştir. Maoizm, tanımı gereği revizyonizme, kapitalist restorasyona ve sosyal-emperyalizme karşı tavizsiz mücadele çizgisidir.
Üstelik SMF bu toplantıya katıldığını kendi yayınlarında kamuoyuna duyurmamış, katılımı gizlemeyi tercih etmiştir. Ancak ODAK dergisinin resmî haberi, SMF’nin o masada fiilen yer aldığını lekelemez bir biçimde belgelemiştir.
SMF’ye açıkça sormak gerekir:
– MLM iddiasındaki bir yapı olarak, ÇKP’nin resmî temsilcisinin yüzüne Çin’in sosyal-emperyalist bir güç olduğunu söylediniz mi?
-Deng Xiaoping kliği tarafından Mao’nun eşi ve yoldaşı, onun komünist çizgisine son nefesine kadar bağlı kalanJiang Qing ve Dörtlü Çete’ye yapılan revizyonist darbeyi ve Tiananmen Katliamı’nı teşhir ettiniz mi?
-Çin’in Afrika ve Asya’daki sermaye ihracını Maoist analizle mahkûm ettiniz mi?
Yoksa MLM iddianızı kapıda bırakıp, revizyonist diplomatın “Çin’e özgü sosyalizm” masalını ve Metin Kayaoğlu’nun Dengist aklama sunumunu sessizce dinleyerek bu meşrulaştırma operasyonuna ortak mı oldunuz?
En önemlisi: Katıldığınız bu toplantıyı kendi tabanınızdan ve kamuoyundan neden gizlediniz?
Söylemde MLM, pratikte ÇKP diplomasi masasında figüranlık… Bu çelişki hiçbir teorik kılıfa sığmaz. SMF, başkalarına yönelttiği eleştirel ölçütleri kendi pratik ve ittifak ilişkilerine de uygulamak zorundadır.
İhanetin Tarihsel Uğrakları ve Sosyal-Emperyalist Gerçeklik
Bugünkü Çin rejimini Mao dönemiyle süreklilik içinde sunmak tarihsel gerçekliği katletmektir. Mao Zedung yoldaşın 1976’daki ölümünün hemen ardından Deng Xiaoping önderliğindeki revizyonist klik iktidarı gasp etmiştir. Mao’nun devrimci çizgisini savunan, aralarında Mao’nun eşi Jiang Qing (Chiang Ch’ing)’in de bulunduğu Dörtlü Çete (Devrimci Dörtler), revizyonist bürokrasi tarafından tutuklanmış ve tasfiye edilmiştir.
Deng kliği, Jiang Qing ve devrimci kadroları zindanlara atarak kapitalist restorasyonun önünü açmış; Jiang Qing’in esareti 1991’deki intiharıyla son bulmuştur. Aynı revizyonist burjuva devlet aklı, 1989 Haziranı’nda Tiananmen Meydanı’nda kapitalist yozlaşmaya karşı çıkan işçi ve öğrencilerin üzerine tankları sürerek burjuvazinin sınıf terörünü uygulamıştır.
Bugün Çin; 2024 verileriyle 3,14 trilyon dolarlık dış yatırım stokuna sahip, Afrika’yı borçlandırma diplomasisiyle bağlamış (2000-2024 arası 180,87 milyar dolar kredi taahhüdü), küresel sermaye ihracını yöneten modern bir sosyal-emperyalist güçtür.
Sonuç: Kimin Sosyalizmi?
Özgür Gelecek gazetesinin “Nereden Çıktı Bu Çin Sevdası?” yazısı, ODAK dergisinin haberi ve Teori ve Politika’nın itiraf niteliğindeki aklama yazısı, Türkiye solundaki bu ağır ideolojik savrulmayı açıkça deşifre etmiştir.
Çin diplomatının “ortak refah” masallarını devrimci mahallede “vaha serinliği” diye dolaşıma sokmak sosyalizm mücadelesine hizmet etmez.
– İşçi sınıfının sömürüldüğü, milyarderlerin parlamentoyu doldurduğu bir ülke “sosyalist” olamaz.
-Küresel sermaye ihracı ve borçlandırma politikaları “sosyalizmin aşaması” sayılamaz.
-Mao’nun mirasını katleden revizyonist klikler “komünist” kabul edilemez.
Teori ve Politika’nın ÇKP çöpçatanlığı da, ODAK’ın kaypak dengesi de, SMF’nin MLM söylemiyle sergilediği pratik çelişki de mahkûm edilmelidir. Sosyalizm; burjuva diplomatların ve onların yerli aklayıcılarının beyanlarıyla değil, Proletarya Diktatörlüğü, üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti ve revizyonizme karşı tavizsiz tutumla tanımlanır.
