DOGMATİZM İLE LİBERALİZM ARASINA SIKIŞAN TARTIŞMALAR VE ULUSAL SORUNDA DEVRİMCİ TUTUM-Serhat Botan

featured

Sınıf Mücadelesinden Kopuk “İlkesellik” ve Anti-Stalinizm Kimin Değirmenine Su Taşıyor?

​Son günlerde DEM Parti Milletvekili ve Kürdistan Komünist Partisi Genel Başkanı Sinan Çiftyürek’in sosyal medya üzerinden başlattığı ve “Türkiye soluna çağrı” kılıfıyla pazarlanan açıklamaları, sol/sosyalist çevrelerde ideolojik bir “sarsıntı” gibi sunulmaya çalışılıyor. Çiftyürek; Türkiye solunu “ırkçı ve despot devletle hesaplaşmamakla” suçlarken, ideolojik samimiyetin ve sosyalist olmanın tek ölçütünü “Kürtlerin UKKTH’sini ve bağımsız devlet kurma hakkını kayıtsız şartsız savunmak” olarak ilan ediyor. Bunu yaparken de tartışmayı Stalin düşmanlığına ve “PKK sonrası Kürdistan solu” tasavvuruna bağlama gayretine girişiyor.

​Maoist düşünce hattından bakıldığında, bu “radikal” görünümlü çıkışın özünde ne devrimci bir hat ne de enternasyonalist bir kavrayış vardır. Aksine karşımızda; sınıf mücadelesinden, emperyalist gerçeklikten ve somut şartların somut analizinden kopuk burjuva-demokratik bir ufuk darlığı durmaktadır.

​1. UKKTH, Somut Koşullardan Bağımsız “Soyut Bir Dogma” Değildir

​Sinan Çiftyürek, Filistin ile Kürdistan kıyaslaması yaparak, “22 Arap devleti varken Filistin’i savunup Kürtlerin devlet hakkını savunmamak sosyalist tutum değildir” demektedir.

​Marksizm-Leninizm-Maoizm (MLM) açısından Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (UKKTH); tarihsel, siyasal ve sınıfsal bağlamından koparılarak her koşulda ve mutlak surette yalnızca “ayrı devlet kurma” biçiminde uygulanması gereken dini bir dogma değildir.

​Şüphesiz, her ulus gibi Kürt ulusunun da eşit haklara sahip olma ve ayrı bir bağımsız devlet kurma hakkı vardır. Fakat Lenin ve Mao, ulusal eşitlik sorununu her zaman proletaryanın devrimci mücadelesine ve dünya sosyalist devriminin genel çıkarlarına tabi kılmıştır.

​Bugün Ortadoğu, emperyalist bölgesel paylaşım savaşlarının ve hegemonya mücadelelerinin merkezindedir. Bir ulusun kendi kaderini tayin hakkını savunmak; o ulusun burjuvazisinin, feodal artıklarının ya da emperyalizmle taktik/stratejik ittifak kuran odaklarının siyasal projesini otomatik olarak olumlamak anlamına gelmez. Komünistler, her şart altında bağımsız ve anti-emperyalist tutumu tutarlıca destekler.

​Devrimciler; bir halkın ezilmesine, dilinin ve kültürünün yasaklanmasına, ulusal inkar ve imha politikalarına (Türk devletinin tarihsel şovenist ve faşist niteliğine) karşı tavizsiz mücadele eder. Ancak ayrı devlet talebinin ne zaman, hangi sınıfsal temelde ve hangi emperyalist dengeler içinde gündeme geldiği göz ardı edilemez. UKKTH’yi somut konjonktürden koparıp “sosyalist olmanın tek turnusol kağıdı” ilan etmek ve emperyalistlerin masadaki çözümlerini esas almak, diyalektik tarihsel materyalizmi reddedip idealist bataklığa batmaktır.

2. Stalin Eleştirisi Kılıfıyla Anti-Leninist Hattın İhyası

​Çiftyürek’in açıklamasındaki en tehlikeli nokta, Yoldaş Stalin’i hedef alarak yürüttüğü tarihsel tahrifattır. “Stalin’in ulusal sorunda çok eleştirilecek uygulamaları var, Lenin ona Rus milliyetçisi haydut demişti” söylemi, burjuva-liberal tarih anlatısının ve Troçkist tahrifatın bayatlamış bir tekrarından ibarettir.

​Sosyalizmin ve proletaryanın büyük önderi Stalin; Yoldaş Lenin’in teorik rehberliğinde SSCB’de onlarca farklı ulus ve milliyeti şovenist Çarlık boyunduruğundan kurtaran, Ezilen Doğu Halkları Kurultayı’ndan sosyalist inşaya kadar ulusal sorunun pratik ve teorik çözümünü üreten komünist bir önderdir. Bireysel hatalar veya bürokratik sapmalar bahane edilerek Stalin’i “Rus milliyetçisi” ilan etmek; Marksist-Leninist ulus teorisini ve SSCB’deki ulusal inşa tecrübesini hiç anlamamak demektir.

​Lenin’in Stalin’e yönelik eleştirilerini (özellikle Gürcistan meselesindeki üslup ve uygulama tartışmalarını) bağlamından koparıp “Stalinist ulus teorisinin sonu” söylemine varmak; aslında Proletarya Diktatörlüğü ve Leninist parti örgütlenmesi mirasıyla hesaplaşma arzusunun teslimiyetçi bir dışavurumudur. PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakması ve ideolojik dönüşümü bahane edilerek Stalinizm üzerinden MLM ilkelere saldırılması tesadüf değildir. Asıl amaç, devrimci teorinin içini boşaltarak yerine liberal-reformist bir “sol” tasavvuru ikame etmektir.

3. “PKK Sonrası Kürdistan Solu” ve Reformist Çıkmaz

​Açıklamada yer alan “PKK sonrasının Kürdistan solu nasıl şekillenecektir?” sorusu, yürütülen polemiğin esas siyasal merkezini ele vermektedir. PKK’nin ekolojik-demokratik toplum çizgisini bahane ederek bağımsızlık ve federasyon taleplerinden geri çekilmesini bir “teorik boşluk” olarak tanımlayan Çiftyürek, bu boşluğu dar ulusalcı-sosyal demokrat bir bağımsız devlet söylemiyle doldurmak istemektedir.

​Oysa Türkiye ve Kürdistan devriminin kaderi birbirinden ayrıştırılamaz. Kürt ulusal hareketinin geçirdiği dönüşümler karşısında devrimcilerin görevi; reformist hayallere ya da emperyalist koridorlarda devlet arayışlarına kapılmak değil, Türkiye ve Kürdistan halklarının birleşik devrimci mücadelesini örgütlemektir.

​eğer Çiftyürek ne yapılmalı diye soruyorsa, verilecek devrimci çizgi önerimiz şudur kendisine;

• ​Türk devletinin Kürt ulusu üzerindeki şovenist, despotik ve faşist baskılarına karşı en sert ve tavizsiz hatla parlamentoda konuşma etmeyi,

• ​Kürt ulusunun dili, kültürü ve kendi geleceğini tayin etme hakkı dahil tüm demokratik-devrimci haklarını tereddütsüzce mikrofon, medya ve sokak eylemlerinde savunmayı,

• ​Ancak bu savunuyu hiçbir zaman komünist ilkelere, anti-emperyalist tutuma ve iki halkın devrimci birliğine alternatif haline getirmemeyi esas almalı. 

​Ne Şovenist Sapma Ne Neoliberal-Ulusalcı Dogmatizm!

​Sinan Çiftyürek’in “cesur çıkış” olarak sunulan tahlilleri (ortada kayide değer bir tahlilide yok maalesef); Türkiye solundaki şovenist zaafları teşhir eder gibi görünürken, kendisi de başka bir ideolojik bataklığa—sınıf perspektifinden kopuk, anti-Stalinist ve soyut bir ulusalcılığa düşmektedir.

​Komünizm adına iki kelam etmeyi parlamentodaki birkaç koltuğa sığdıranların sığlığıyla devrim yürütülemez. Kürt komünistleri ve ezilen Kürt halkı iyi bilir ki; parlamenter illüzyonlarla veya liberal söylemlerle ulusal özgürlük kazanılamaz.

​Türkiye ve Kürdistan komünistlerinin ihtiyacı; eskimiş dogmaları Troçkist ve liberal argümanlarla soslayıp sunmak değil; Bağımsız/Birleşik Kürt devleti için Halk Savaşı, Birleşik Cephe ve Anti-Emperyalist Mücadele temelinde iki ulusun ortak devrimci geleceğinide güçlendirerek direniş mücadelesini inşa etmektir. Sosyalist olmanın gerçek ölçüsü, ne reformist barışçılık ne de soyut devlet savunusudur; sosyalist olmanın ölçüsü, emperyalizme ve faşizme karşı kesintisiz devrimci işçi mücadelesini örgütleyerek… büyütüp… yürütmektir!

​Bağımsız, Birleşik ve Sosyalist bir geleceğe ulaşmak için, çelikten bir MLM donanıma ve ideolojik duruşa her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır Kürdistanda…

Serhat Botan

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.