DÜNÜN PERİNÇEKÇİ ÇİZGİSİ, BUGÜNÜN “KAYPAKKAYACI” SÖZCÜLERİ  

featured
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İdeolojik Omurgasızlığın, Liberal Pragmatizmin ve Yarım Kalmış Kopuşun İflası

Gazete Patika ve Özgür Gelecek’te 3 Kasım 2026’da “Marx Cumhuriyetçi Miydi?” başlığıyla yayımlanan Kerem Yıldırım imzalı yazı ve yazarın eleştirilere verdiği yanıt üzerine

Gazete Patika ve Özgür Gelecek’te yayımlanan yazı, SİP kökenli sosyal-şoven çevrelerin Kemalizm’i Marx ve Lenin üzerinden aklama çabalarına karşı yazılmış bir polemiktir. Yazar, Kemalist Cumhuriyet’i “gerici bir burjuva diktatörlüğü” olarak nitelendiriyor; komünist hareketin tasfiyesini, işçi-köylü hareketine ve ezilen milliyetlere yönelik baskı ve şiddet uygulamalarını sıralıyor. Bu yönüyle metin, Kemalizm’i savunan bir yazı değildir.

Ancak teorik düzeyde önemli bir eksiklik vardır. Yazar, eleştirisini büyük ölçüde Stalin’in 1927 tarihli değerlendirmesine dayandırıyor. Kemalizmin toprak devrimine geçemeyen, burjuva kurtuluş hareketinin sınırlarında sıkışmış “güdük burjuva devrimi” niteliğini öne çıkarıyor ve anti-komünist uygulamaları belgelerken, İbrahim Kaypakkaya’nın geliştirdiği özgün ve bütünlüklü Kemalizm çözümlemesini merkezine almıyor.

Kaypakkaya, TİİKP Revizyonizminin Genel Eleştirisi’nde Kemalist diktatörlüğün niteliğini açıkça şöyle tanımlar:

“Kemalist diktatörlük, sözde demokratik, gerçekte askerî faşist bir diktatörlüktür.”

Bu, yüzeysel bir niteleme değildir. Kaypakkaya, Kemalizmi yalnızca tamamlanmamış bir burjuva devrimi olarak ele almaz. Onun sınıfsal temelini, emperyalizmle ilişkisini, devlet biçimini, ideolojik karakterini, işçi-köylü hareketine ve Kürt ulusuna yönelik inkâr ve baskı politikasını bir bütün olarak inceler. Bu çözümlemenin sonucunda Kemalist diktatörlüğün askerî faşist karakterini tespit eder.

Gazete Patika ve Özgür Gelecek’te yayımlanan yazılarda ise bu temel tez geri planda kalıyor, Stalin’in tarihsel sınırlara ilişkin değerlendirmesiyle yetiniliyor. Oysa bu iki yaklaşım birbirinin yerine geçmez. Kemalist hareketin güdük bir burjuva devrimi olarak görülmesi, onun devlet biçimine ve sınıfsal diktatörlük karakterine ilişkin bütün soruları tek başına yanıtlamaz. Kaypakkaya’nın asıl katkısı, bu çözümlemeyi derinleştirmesi ve Kemalist diktatörlüğün karakterini net biçimde ortaya koymasıdır.

Kerem Yıldırım, yöneltilen eleştirilere karşı yazdığı açıklamada, geçmişindeki Aydınlık/Perinçek çizgisinden ve resmi TKP duruşundan kopmaya çalıştığını, bugün kendini “Partizan geleneğinin bir parçası” olarak gördüğünü ileri sürüyor. Ancak bu beyanlar, siyasi geçmişindeki zigzaglı ve tutarsız hat değişimlerinden bağımsız düşünülemez.

Daha da önemlisi, Yıldırım bugün örgütlü bir hatta olmadığını, “örgütsüz” bir biçimde bu çizgide durduğunu açıkça kabul ediyor. Marksizm-Leninizm-Maoizm perspektifi, teori ile pratik arasındaki çözülmez birliği savunur; “bilmek yapmaktır” ilkesi proleter devrimciliğin omurgasıdır. Örgütsüz bir birey olarak yazan, Gazete Patika ve Özgür Gelecek sütunlarında Kemalizm’e karşı radikal görünmeye çalışan ama ona açıkça “faşist” diyemeyen bir teorik sınırda tutunan Yıldırım, küçük-burjuva bir aydın olmaktan kurtulamıyor. Vardığını iddia ettiği Kaypakkayacı konum da, geçmişte Aydınlık’tan TİP’e, resmi TKP’den çeşitli odaklar arasında kurduğu geçici politik konaklamaların bir zincir halkasından ibaret kalıyor.

Yazarın bireysel seyrinden daha çarpıcı olan, bu metinleri sorgulamadan sayfalarına taşıyan yapıların tutumudur. Son yıllarda İbrahim Kaypakkaya anma etkinliklerini örgütlemekte mahir görünen, ancak teoriyi pratiğe taşıyamayan, aralarındaki pragmatik nedenlerden ötürü ilkesel birlik yerine taktiksel yakınlaşmaları tercih eden iki yapı vardır: Gazete Patika (SMF çevresi) ve Özgür Gelecek.

Bu iki yapı, stratejik birlik görevlerini öteleyen liberal-oportünist bir pratikle günü kurtarmaktadır. Kendi içlerindeki ideolojik ve örgütsel dağınıklığı, dünün Perinçekçi çizgisinden gelen, bugün ise örgütsüz biçimde yazı üreten Kerem Yıldırım gibi figürlere havale etmektedirler. Tarihin ardiyesinden bulunup parlatılan bu tür “köşe yazarları” üzerinden yürütülen yayıncılık faaliyeti, söz konusu çevrelerin ideolojik savrulmasının ve teorik çoraklığının en çıplak kanıtıdır.

Kerem Yıldırım, geçmişte Kemalizm’i solda görmenin “ölümcül bir ideolojik hata” olduğunu kabul etse de, bu hesaplaşma Kaypakkaya’nın faşizm tahliline ve örgütlü proleter pratikliğine kadar uzanmadığı sürece yarım kalmış bir kopuş olarak kalmaktadır. Stalin’in güdük burjuva devrimi formülasyonu ile Kaypakkaya’nın askerî faşist diktatörlük çözümlemesi arasındaki fark, pratik-politik sonuçları bakımından hayati önemdedir.

SİP kökenli sosyal-şovenler İslamcılığa karşı Kemalist Cumhuriyet’i savunurken; dünün Perinçekçi çizgisinden gelen bir kalemin yazılarına sarılan Gazete Patika ve Özgür Gelecek, Kerem Yıldırım şahsında Kaypakkaya’nın yarım asır önce koyduğu “Kemalizm faşizmdir” tespitinin üzerinden atlamaktadır.

Bu mecralar, söz konusu yazıyı sahiplenirken 50 yıl sonra Kaypakkaya’nın gerisine düştüklerini göremeyecek kadar ideolojik mevzilerde liberal-pragmatik bir erime yaşamaktadır. Marksizm, tarihsel kişiliklerden cımbızlanan cümleleri yan yana dizmek ya da örgütsüz küçük-burjuva aydınların kalemine sığınmak değildir. Kaypakkaya’nın mirası; sınıfsal çözümlemeyi, devlet tahlilini, askerî faşist diktatörlük tespitini ve teori ile pratiğin devrimci birliğini bir bütün olarak kavramayı zorunlu kılar. Aksi takdirde yapılan iş, yüzeysel bir “gerici burjuva diktatörlüğü” nitelemesinin ve liberal pragmatizmin bataklığında çırpınmaktan öteye geçemez.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.