DUVARLARIN ARDINDAKİ SESSİZ ŞİDDET: DEVRİMCİ TUTSAKLARA KARŞI YAPILAN SİSTAMATİK İŞKENCE

IMG_2123

Ölümsüz yoldaşlarımızdan Kamil Turanlıoğlu, hapishanelerde yaşanan baskı ve tecriti anlatmak istediği mektuplarınında şunun altını çizerdi: “bir ülkenin demokratik olup olmadığını anlamak için o ülkenin hapishanelerine bakın”

Hapishanelerdeki tecrit koşullarına ve hak ihlallerine karşı başlattığı ölüm orucu direnişini 267 gün sürdüren ve hastahaneye kaldırılan devrimci tutsak Gökhan Türkoğlu bugün aramızdan ayrılarak ölümsüzleşti. Bir insan bedenini yukarıda bahsedilen haksızlıklara karşı ölüme yatırdı; bu onun ve diğer tüm tutsakların karşı karşıya kaldığı ve tutsaklar üzerinizden tüm toplumun tecrit edildiği bir politikadır. Uzun yıllardır devrimci tutsaklar bu gerçekliğe dikkat çekmek için uzun soluklu mücadeleler verdi-veriyorlar. 

Egemenler, yalnızca mahkeme salonlarında değil; zindanların duvarları arasında da iktidarlarını sürdürmek ister. Çünkü bilirler ki devrimci iradeyi teslim almanın en kolay yolu, bedeni yormak, ruhu kuşatmak ve insan onurunu  hedef almaktır. Tutsağı adım adım teslimiyete sürüklemektir.

Yıllardır hapishanelerden yükselen ses, tutsakların sesi şunu haykırıyor; tutsaklık içinde tutsakliğı bize dayatamazsınız! Biz bunu asla kabul etmiyoruz siz bize bunu kabul ettiremezsiniz,  bu insanın yaşam hakkına bir tehtitdir ve tarihtede yüzlerce örneği olduğu gibi son sözü hep direnenler söyler bu çürümüş yöntemleriniz bizi etkilemez.  

Siyasi tutsaklar, yalnızca özgürlüklerinden mahrum bırakılmıyor; zaman zaman sağlık hakkına erişimde yaşanan sorunlar, disiplin uygulamaları, sürgün sevkler ve onur kırıcı muamelere  maruz bırakılmaktalar. Bu tablo, kamuoyunun dikkatle izlemesi gereken ciddi bir insan hakları meselesidir.

Mehdi Boz’un  aile derneğine gönderdiği (YDAD) mektubu bu ihlallerin somut biçimidir. Bir hasta tutsağın sağlık hizmetine ulaşamaması, tedavisinin aksaması ya da  keyfi uygulamalar nedeniyle tedaviye erişememesi; yalnızca bireysel bir sorun değildir. Bu, yaşam hakkını ve insan onurunu ilgilendiren temel bir meseledir

ZİNDANLARI GÖRÜNMEZ KILARAK GERÇEKLERİ GİZLEYEMEZSİNİZ

Duvarları yükselterek vicdanı hapsedemezsiniz. Tecritle, sürgünle, disiplin cezalarıyla, yasaklarla ve baskıyla teslim alınmak istenen yalnızca tutsaklar değildir; onların temsil ettiğini düşündükleridir. Düşünceler toplumsal muhalefet ve tarihi değistirme ve yeniden yazma cüretleridir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. 

Baskı politikaları, hak ihlali, sistematik işkence bunlar aslında çokta yabancısı olmadığımız  uygulamalardır. Ama aynı zamanda tarih şunuda kayıtlamıştır; bu politikaları, hak ihlallerini, tutsağın iradesini uzun vadede kırmaya çalışmak zorbaliklarla işkencelerle, gece yarıları koğuş baskınlarıyla, adam alıp kaybetmek vs.vs. Ama tabiki siyasi tutsaklar onurlu duruşlarıyla, eğilmez  İradeleriyle yapılan insanlık dişı bu politikalarını,  işkencecilerin başına geçirmişlerdir. Defalarca baskıları geri püskürmüşlerdir; tarih hep zulmün karşısinda  baş eymeyenleri yazmıştır. Biz tutsakların bu bilince ve iradeye sahip olduklarını biliyoruz. Onlara sonsuz güveniyoruz  ve inanıyoruz.

Hapishanelerden yükselen her çığlık, yalnızca içeridekilerin değil, dışarıdaki toplumun da vicdanına yönelmiş bir çağrıdır. Hasta tutsakların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz. İnsan onuru ve  yaşam hakı hiçbir faşist işbirlikçi komprador dikta  anlayışına feda edilemez.

Bizler, hapishanelerde bilinçli ve sistematik hak ihlallerinin üzerinin örtülmesini değil, şeffaf biçimde incelenmesini. İnsan onuruna uygun infaz koşullarının sağlanmasını ve yaşam hakkının koşulsuz korunmasını talep ediyoruz. Bugün zindanlarda yükselen sessiz çığlığı duymayanlar, yarın kendi özgürlükleri tehdit edildiğinde seslerini duyuracak bir irade  bulamayabilirler.

İnsan onuru pazarlık konusu değildir.

Yaşam hakkı ertelenemez.

Adalet geciktirilemez.

Ve tarih, her zaman zulmü değil; zulme karşı susmayanları yazar.

Düşünmek insani bir eylemdir suç sayılamaz!

Exit mobile version