Türkiye’de her geçen gün derinleşen iktisadi enkaz, halkın omuzlarına çöken devasa bir külfet haline geldi. Bir yanda pazar artıklarından beslenmeye çalışan, kiralık ev bulamadığı için sokakta kalan, asgari ücretle yaşam mücadelesi veren milyonların çaresizliği; diğer yanda finansal sistemin kuytu köşelerinde dönen milyarlık vurgunlar, hayali fonlar ve borsa manipülasyonları. Bu tablo, kapitalist sömürü düzeninin ve onun siyasal ayağının unutturmaya çalıştığı çıplak bir gerçeği bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
Çarkın Sömürüsü, Sermaye Devletinin Cuntası: Fon Vurgunları Kimin İçin?
Son dönemde sermaye piyasalarında patronların ve bürokratların adının karıştığı devasa fon krizleri, açığa çıkan manipülasyonlar ve milyonlarca doların buharlaştığı skandallar tesadüf değildir. Halk, enflasyon ve parasızlık cenderesinde ertesi günü nasıl çıkaracağını düşünürken; finans kancaları ve iktidar yakınları oturdukları masalardan tek bir tıkla halkın birikimlerini emmektedir.
Peki, bu talanın arkasındaki cüret nereden geliyor? Answer açık: Siyaset ile finans kapitalin kurduğu organik bağdan.
Koltuklar Soygunculara, Yoksulluk Halka
Dünyanın hiçbir yerinde sermaye, siyasi koruma olmaksızın bu derece pervasızlaşamaz. Türkiye’de devlet aygıtı, kamu yararını gözetmekten tamamen uzaklaşarak sermaye gruplarının, fon sahiplerinin ve finans spekülatörlerinin hizmetine sokulmuştur. Dün kamu kaynaklarını yağmalayanlar, çetelerle iş tutanlar, borsa spekülasyonlarında milyarları götürenler; bugün bakanlık, milletvekilliği ve üst düzey bürokrasi koltuklarıyla ödüllendiriliyor.
Devletin dümenindeki hükümet bileşenleri, soygunu denetlemesi gereken kurumları ihsas ve inisiyatif almaktan alıkoyarken, halkın parasını fona çevirip buharlaştıran yapılarla aynı çatı altında buluşmaktadır. “İçeriden bilgi alma” şebekeleriyle kriz patlamadan hemen önce paralarını kaçıran siyasi elitler, sistemin kapılarını yoksul halkın ve küçük yatırımcının üzerine kilitlemektedir. Kamusal görevlerin, bakanlık ve vekillik makamlarının birer “sermaye dokunulmazlığı zırhı” olarak kullanıldığı bu rejimde; halka reva görülen çaresizlik, tesadüfi bir yoksulluk değil, nitelikli bir sınıfsal tercihtir.
Çözüm Sınıf Mücadelesindedir
Kapitalizm, yapısı gereği krizlerini ve yolsuzluklarını alt sınıflara fatura eder. Bankaların, portföy yönetim şirketlerinin ve onları koruyan siyasi figürlerin karıştığı bu fon vurgunları; işçinin, emekçinin, memurun elinden alınan alın terinin doğrudan sermayeye aktarılma yöntemidir.
Devlet mekanizmasının soyguncular, rüşvetçiler ve spekülatörler için bir aklama ve zenginleşme aracına dönüştüğü bu ortamda, yargı şovları ya da yüzeysel soruşturmalar emekçi sınıflara adalet getiremez.
Çare, soygunu üreten finansal çarkları ve onun siyasi koruyucularını tamamen ortadan kaldıracak kamucu, eşitlikçi ve sosyalist bir düzenin inşasındadır. Bankacılık ve finans sisteminin kamulaştırılması, sermaye ve bürokrasi arasındaki suç ittifakının dağıtılması ve halkın çaresizliğe mahkûm edilmediği bir üretici gücün kurulması tek çıkış yolumuzdur. Saraylarda ve parlamentolarda vekillik, bakanlık zırhına bürünmüş soyguncuların düzenine son vermedikçe, bu topraklara ne adalet gelecek ne de halkın kursağına giren bir lokma ekmek güvencede olacaktır.
