ABD-İsrail ve İran arasındaki savaşa dair sol-sosyalist cephede çok önemli kafa karışıklıklarının olduğu aşikar. Elimden geldiğince irili ufaklı birçok örgütün açıklama, analiz ve yorumlarını takip etmeye çalıştım. Bazı istisnalar haricinde analitik akıldan ziyade duygusal reflekslerin ağır bastığını söyleyebilirim.
Esasen iki ana hatalı yaklaşım karşıt gibi gözüksede özünde ikiz kardeş misali ortalıkta dolaşıyor.
Bunlardan ilki çürümüş emperyalist-kapitalist sistemin en büyük gücü ABD ile soykırımcı İsrail siyonizminin İran’a dönük (ki hedef sadece İran rejim güçleri değil, İran halkıdır da) saldırı ve işgalini destekleyen, bu saldırılar neticesinde İran’ın demokratikleşeceğini uman anlayıştır. Bu anlayışla polemik yapmaya pek gerek yok. Emperyalizmin (özelde de ABD emperyalizminin) sadece son 80 yıllık icraatlarına bakınca dahi İran’ı nasıl bir demokrasi ve özgürlük geleceğini görebilirsiniz. Küçük çocukları kaçırıp tecavüz eden bir suç şebekesinin, yine binlerce çocuğu katleden alçak bir soykırım şebekesiyle yaptığı ittifaktan insanlık adına pozitif bir beklenti içerisine giren ya da yaratan herkesle esaslı bir kapışma elzemdir.
Bu oldukça yanlış fikrin karşısına konan ve aslında aynı özden beslenen bir başka yaklaşım ise İran rejimini koşulsuz destekleyen, İran rejimini anti-emperyalist niteleyip onunla aynı safta yer alan yaklaşımdır. Bu düşüncede olanları esaslı fikir tartışmalarıyla doğru çizgiye çekmek görece kolaydır. Her şeyden önce mevcut İran rejimi dinci-gerici kapitalist bir devlet yapısına sahiptir ve özellikle kadınlara, Kürtlere, Beluclara…özcesi ezilen-emekçi İran halkına karşı işlediği sabit suçlarla hayli kabarık bir sicile sahiptir. Mevcut İran rejimi anti-emperyalist değil anti-amerikancıdır. Çin ve Rusya emperyalizmiyle oldukça iyi ilişkilere sahiptir ve esasında ABD-İsrail ile yürüttüğü savaşta Çin ve Rusya’nın direkt desteğine sahiptir. Şunu net olarak ifade etmek lazım; Küba ve Kuzey Kore hariç dünyadaki hiçbir ülke mevcut emperyalist-kapitalist sistemin karşısında ya da dışında değildir. Her bir ülke o ya da bu şekilde o ya da bu emperyalist gücün sömürgesi, yeni-sömürgesi durumundadır. Bugün dünyanın jandarmalığına soyunun ABD emperyalizmine karşı olmak doğru ve iyi bir tutumdur ama bu tutum ancak gerçek bir anti-emperyalizm ve anti-kapitalizmle emekçi-ezilen sınıflar lehine bir anlam ifade eder.
Peki ortada iki gerici güç ve bunların savaşı varsa bundan bize ne deyip seyirci pozisyonunda kalmak en mantıklısı değilmidir diye soran çoktur. Bu soruya verilecek cevap hayırdır.
Çünkü ilk olarak bu çelişki ve çatışma her yönüyle milyonların ve hatta milyarların yaşamını ekonomik-siyasi-kültürel olarak derinden etkiliyor. İkincisi, İran halkının yaşadıklarına sessiz ya da seyirci kalamayız. Bu devrimciliğin ilk şartlarından olan enternasyonalizme sırt çevirmek olur.
Gelelim ilk sorunun cevabına; sol-sosyalist güçler nasıl konumlanacaklar. Bu sorunun cevabı İran özgülünde andaki baş çelişkinin ne olduğundadır. İran’da temel çelişki kapitalist devlet aygıtıyla İran proletaryası, ezilen-emekçiler arasındaki çelişkidir ve bu çelişki ikinciler lehine sosyalist bir devrimle çözülebilir ancak. Bu çelişki şimdilik durduğu yerde duruyor ve çözülmeyi bekliyor. Bunu çözecek olan da İranlı komünist-devrimci güçlerdir.
Peki İran’da temel çelişki aynı zamanda baş çelişki midir? Değildir.
İşgal ya da savaş koşulları olmasaydı bu soruya evet cevabı verebilirdik ama mevcut durumda bir işgal, saldırı ve savaş durumu söz konusu. Bundan ötürü İran’da baş çelişki bir bütün İran ile (burjuvazisinden işçi sınıfına kadar) ABD-İsrail bloğu arasındaki çelişkidir. Burada kısa bir alıntı yapalım;
“Karmaşık bir şeyin gelişme sürecinde birçok çelişme vardır. Bunlardan bir tanesinin varlığı ve gelişmesi, öteki çelişmelerin varlığını ve gelişmesini belirler ya da etkiler.
İşte bu daima baş çelişmedir.
Örneğin, kapitalist toplumda birbiriyle çelişen iki güç, yani proletarya ve burjuvazi, baş çelişmeyi oluşturur. Feodal sınıfın kalıntıları ile burjuvazi arasındaki çelişme, köy küçük burjuvazisi ile burjuvazi arasındaki çelişme, proletarya ile köy küçük burjuvazisi arasındaki çelişme, tekelci olmayan kapitalistler ile tekelci kapitalistler arasındaki çelişme, kapitalist ülkelerin kendi aralarındaki çelişmeler ve emperyalizm ile sömürgeler arasındaki çelişme gibi öteki çelişmeler hep bu baş çelişme tarafından belirlenir.
Emperyalizm yarı-sömürge bir ülkeye karşı bir saldırı savaşı başlattığında, bazı hainler dışında o ülkenin çeşitli sınıfları emperyalizme karşı bir milli savaşta geçici olarak birleşebilirler. Böyle bir durumda, emperyalizm ile söz konusu ülke arasındaki çelişme baş çelişme haline gelir, buna karşılık o ülkedeki çeşitli sınıflar arasındaki bütün çelişmeler (daha önce baş çelişme olan feodal sistem ile geniş halk kitleleri arasındaki çelişme de dahil) geçici olarak tali ve tabi bir duruma düşerler.” Mao Zedung
Mao’dan yaptığımız bu alıntı gayet açıklayıcıdır. İran’da ABD-İsrail emperyalist-siyonist savaş-işgaline karşı verilen milli mücadele esası oluşturur; baş çelişki budur ve diğer bütün çelişkileri belirleyendir.
Her gün baskı ve zulümle İran halkını bezdiren, Kürtleri idam eden, kadınlara işkence eden bu gerici-dinci rejimle nasıl birlikte mücadele ederiz diye duygusal serzenişler olabilir ama yaşamın temel dinamiği duygular üzerinden yürümüyor maalesef. İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu. Buradaki esas mesele bu süreç ve savaş-işgal durumunda bir yandan abd-israil bloğunu yenilgiye uğratmak ve aynı anda İran ezilen-emekçilerini devrimci bir program etrafında örgütleyip günün sonunda mevcut İran rejimini de tarihin çöplüğüne yollamaktır. Rusya’da, Çin’de ve başka birçok örnekte bunları yaşadık, yaşayacağız. İran’da çok güçlü bir sol gelenek ve örgütlü yapılar mevcut. Bunların hemen hepsi kendine göre pozisyon alıp, çeşitli ittifak ve programlar oluşturmuş durumda. Komünist-devrimci güçler önderliğinde demokratik bir halk hareketi kurup emperyalist işgale karşı da mücadelenin öncülüğü yapılabilinir ki buna dönük hazırlıklar da mevcut.
Özcesi, MLM tarihsel tecrübe ve bilginin ışığında doğru tespit ve analizlerle meseleleri ele almak tek doğru seçenektir. Bu seçenek dışındaki birbirinden farklı gözüken ama aynı özden beslenen ideolojik-politik fikirlerle sürekli bir mücadele kaçınılmazdır.
Bedreddin Kawa
