3,5 TRİLYON EUROLUK BORÇ: SERMAYENİN KRİZİNİN FATURASI EMEKÇİLERE ÇIKARILMAK İSTENİYOR
DEVRİMCİ DEMOKRASİ – AVRUPA / HABER-YORUM
Fransa, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine yaklaşırken ağırlaşan kamu borcu ve yükselen faiz yüküyle karşı karşıya. Ülkenin kamu borcu yaklaşık 3,5 trilyon avroya ulaşmış durumda. 2026’nın ilk yarısında yalnızca faiz ödemeleri 34,5 milyar avroya çıktı; bu rakam geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19 artış anlamına geliyor.
10 yıllık Fransız devlet tahvillerinin getirisi yaklaşık yüzde 4’e yükselirken, borç servisinin ortalama maliyeti nominal ekonomik büyüme hızını aşmış durumda. Borcun GSYH’ye oranı yaklaşık yüzde 118 seviyesinde ve mevcut eğilimlerin sürmesi halinde 2030’da yüzde 130’a çıkabileceği hesaplanıyor.
Fransız hükümeti 2026 bütçe açığını yaklaşık yüzde 5 seviyesinde tutmaya çalışırken, büyüme tahminini de yüzde 0,7’ye indirdi. Ek tasarruf önlemlerinin gündeme gelebileceği belirtiliyor. (Kaynak: Reuters)
KRİZİN FATURASI KİME?
Burjuva ekonomi çevrelerinin tartışması esas olarak “borç nasıl azaltılacak?” sorusu etrafında dönüyor. Fakat devrimci açıdan asıl soru farklıdır:
Bu borç nasıl oluştu ve bedelini kim ödeyecek?
Fransız devletinin borç yükü yalnızca muhasebe rakamlarından ibaret değildir. Kamu harcamalarının finansmanı, sermayeye verilen teşvikler, ekonomik krizlerin devlet kaynaklarıyla karşılanması ve kapitalist ekonominin yapısal sorunları borç mekanizmasını sürekli büyütüyor.
Şimdi ise sermayenin ve finans çevrelerinin “mali disiplin” talebi yükseliyor. Bunun anlamı açıktır: kamu harcamalarının kısılması, sosyal hizmetlerin daraltılması, emeklilik ve çalışma koşullarına saldırı ve emekçilerin vergi yükünün artırılması.
Nitekim Fransa’nın borç sorununa ilişkin hükümet kaynaklı değerlendirmelerde yaklaşık 125 milyar avroluk bir kemer sıkma programı gerekliliği tartışılıyor.
SERMAYENİN BORCU EMEKÇİNİN BOYNUNA ASILAMAZ
Fransa’daki kriz, kapitalist devletin sınıfsal karakterini yeniden gösteriyor.
Kârlar özelleştirilirken zararlar toplumsallaştırılıyor. Sermaye kriz dönemlerinde devlet desteğiyle korunuyor; fatura ise işçiye, emekliye, gençlere ve kamu hizmetlerinden yararlanan milyonlara çıkarılıyor.
Bugün “borç krizi” denilen şey yarın hastanelerde, okullarda, emeklilikte, ücretlerde ve sosyal yardımlarda kesinti olarak karşımıza çıkacaktır.
Dolayısıyla mesele yalnızca Fransa’nın borcunun ne kadar olduğu değildir.
Mesele, kapitalist sistemin yarattığı borcun hangi sınıf tarafından ödeneceğidir.
Burjuvazinin borçlarını emekçilere ödetme politikalarına karşı işçi sınıfının birleşik mücadelesi büyütülmelidir.
Sermayenin krizini emekçiler ödemeyecek!
