Furkan Hareketi’ne Operasyon:

WhatsApp Image KUYTUL FOTO

İktidarın Cemaat Düzeni, Devlet Baskısı ve İslamcı Muhalefetin Sınırları

19 Ağustos 2026 – Devrimci Demokrasi

https://devrimcidemokrasi5.org/wp-content/uploads/2026/08/WhatsApp-Video-GOZALTI.mp4

Adana merkezli Furkan Hareketi’ne 19 Ağustos sabahı düzenlenen operasyonla Alparslan Kuytul, eşi Semra Kuytul ve çok sayıda hareket mensubu gözaltına alındı. Operasyonun, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın bir gün önce Kuytul’u hedef alarak “Suyun yeterince ısındı… sıra sana da gelecek” ifadelerini kullanmasının hemen ardından gerçekleşmesi, olayın siyasal arka planını daha da görünür hale getirdi.

Burjuva devletin hukuk düzeninde operasyonların gerekçesi elbette yargı süreçleri içerisinde tartışılacaktır. Ancak mesele yalnızca hukuki gerekçelerden ibaret değildir. Türkiye’de devletin dinî yapılarla kurduğu ilişki, hiçbir zaman yalnızca “inanç özgürlüğü” meselesi olmamıştır. Tarikatlar, cemaatler ve İslamcı örgütlenmeler; sermaye düzeninin, devletin ve siyasal iktidarların toplumsal denetim mekanizmaları içerisinde tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır.

Furkan Hareketi’ne yönelik operasyon da bu daha geniş sınıfsal ve siyasal çerçeve içerisinde ele alınmalıdır.

https://devrimcidemokrasi5.org/wp-content/uploads/2026/08/WhatsApp-Video-KUYTUL-DESTEK-KITLE.mp4

Devletin Cemaatlerle İlişkisi: İttifak, Denetim ve Tasfiye

AKP iktidarı döneminde tarikat ve cemaatlerle kurulan ilişkiler, özellikle 15 Temmuz sonrasında yeni bir biçim kazanmıştır. Devlet, kendi siyasal ihtiyaçları doğrultusunda farklı dinî yapılarla ittifaklar kurmuş; bazılarını ekonomik, idari ve siyasal alanlarda güçlendirmiş; kendisine rakip veya denetim dışı gördüğü yapıları ise baskı altına almıştır.

Burada temel mesele, devletin “dindar” ya da “laik” olması değildir. Mesele, dinin ve dinî örgütlenmelerin egemen sınıf düzeninin yeniden üretiminde nasıl kullanıldığıdır.

Furkan Hareketi bu sistemin dışında değildir. O da kendi İslami ideolojik programı, şeriat vurgusu, laiklik ve ulus-devlet eleştirisi, “İslam medeniyeti” anlayışı ve “Allah’ın dünyasında Allah’ın dediği olmalı” söylemiyle kendi toplumsal ve siyasal projesini savunmaktadır. Hareket kendisini klasik bir tarikat veya cemaatten farklı tanımlasa da, ideolojik olarak İslamcı bir toplumsal düzen arayışının parçasıdır.

Dolayısıyla devrimci hareket açısından Furkan Hareketi’ne yönelik eleştiri ile devlet baskısına karşı duruş birbirine karıştırılmamalıdır.

İslamcı ideolojiye karşı mücadele etmek başka, burjuva devletin siyasal baskısını meşrulaştırmak başkadır.

https://devrimcidemokrasi5.org/wp-content/uploads/2026/08/WhatsApp-Video-KUYTUL-AVUKATLAR.mp4

Furkan Hareketi’nin Tarihsel Seyri

Alparslan Kuytul’un faaliyetleri 1980’li yıllara uzanırken Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı 22 Kasım 1994’te Adana’da kuruldu. Hareket; Kur’an ve Sünnet temelinde İslami bir toplum ve “öncü nesil” yetiştirme hedefiyle faaliyet yürüttü. Eğitim çalışmaları, konferanslar, sosyal yardım faaliyetleri ve siyasal içerikli açıklamalar hareketin temel faaliyet alanlarını oluşturdu.

Kuytul ve çevresi özellikle 2010’lu yıllardan itibaren AKP iktidarına yönelik daha sert eleştiriler geliştirmeye başladı. Suriye politikası, kayyum uygulamaları, yolsuzluk iddiaları, devletin din politikası ve iktidarın cemaatlerle ilişkileri gibi başlıklarda hükümete karşı açıklamalar yaptılar.

Bu noktada Furkan Hareketi’nin “bağımsızlığı” devrimci anlamda bir bağımsızlık değildir. Hareket, kapitalist üretim ilişkilerine, sınıfsal sömürüye ve devletin temel karakterine karşı proletaryanın devrimci programını savunan bir yapı değildir. Onun muhalefeti, İslamcı bir toplum ve siyaset anlayışından kaynaklanan ideolojik-politik bir muhalefettir.

Bu ayrım özellikle önemlidir.

2018 Operasyonu: Devletin İlk Büyük Hamlesi

Furkan Hareketi’ne yönelik bugünkü baskı ilk kez yaşanmıyor.

30 Ocak 2018’de Furkan Vakfı’na yönelik kapsamlı bir operasyon düzenlenmiş, Alparslan Kuytul tutuklanmış ve vakıf yönetimine kayyum atanmıştı. Kuytul yaklaşık 22 ay tutuklu kaldıktan sonra Aralık 2019’da tahliye edildi.

O dönemde hareket hakkında “suç örgütü kurma”, “dolandırıcılık” ve çeşitli mali suçlamalar dahil olmak üzere ağır iddialar ileri sürülmüş, süreç uzun süre kamuoyunda tartışılmıştı.

Daha sonraki hukuki süreçlerde ise bazı önemli suçlamalar bakımından beraat kararları çıktı. Bu durum, devletin ileri sürdüğü suçlamalar ile mahkemelerin vardığı sonuçlar arasındaki farkın ayrıca incelenmesini gerekli kılmaktadır.

Nitekim 2018 sürecini inceleyen Hak İnisiyatifi raporunda da operasyonun gerekçeleri, gözaltı koşulları ve soruşturma süreciyle ilgili ciddi eleştiriler yer almıştır.

Ancak buradan hareketle Furkan Hareketi’nin ideolojik çizgisini aklamak da doğru değildir.

Devlet baskısına karşı çıkmak, İslamcı ideolojinin eleştirisini askıya almak anlamına gelmez.

Bugünkü Operasyonun Siyasal Arka Planı

19 Ağustos operasyonunu önemli kılan yalnızca gözaltılar değildir. Operasyondan hemen önce Oktay Saral’ın Kuytul’a yönelik açık tehdidi, devlet aygıtının farklı unsurları ile siyasal iktidarın hedef gösterme pratiği arasındaki ilişkiyi gündeme getirmiştir. Operasyonun ardından Kuytul, eşi Semra Kuytul ve çok sayıda hareket mensubunun gözaltına alındığı bildirildi.

Bu zamanlama, “iktidarın hoşuna gitmeyen İslami muhalefet odaklarının da hizaya sokulması” yönündeki değerlendirmeleri güçlendirmektedir.

Son dönemde Süleymancılar gibi farklı İslami yapılanmalara yönelik operasyonların ardından Kuytul’un bu operasyonları eleştirmesi de yeni çatışmanın zeminlerinden biri olmuştur. Kuytul, devletin bütün cemaatleri susturamayacağını ve kayyum yoluyla denetim altına alamayacağını savunmuştu. Ardından iktidar çevrelerinden kendisine yönelik sert açıklamalar geldi.

Burada görülen şey açıktır:

Devlet, kendisine bağlı ve denetlenebilir dinî örgütlenmelerle ittifak kurarken, kendi siyasal sınırlarının dışına taşan veya iktidarı açıktan eleştiren dinî odakları baskı ve denetim mekanizmalarıyla hizaya getirmeye çalışmaktadır.

Bu, Türkiye kapitalizminin otoriter devlet biçiminin doğal sonuçlarından biridir.

“Bağımsız İslami Hareket”in Sınırları

Furkan Hareketi kendisini bağımsız bir İslami hareket olarak tanımlıyor. Siyasal partilerle doğrudan ittifak kurmama ve seçimlere katılmama yönündeki yaklaşımı da bu iddianın temel unsurlarından biridir.

Fakat Marksist açıdan sorun burada başlar.

Bir hareketin herhangi bir siyasi partiye bağlanmaması, onun sınıflar üstü veya devrimci olduğu anlamına gelmez.

Furkan Hareketi’nin önerdiği toplumsal düzen kapitalizmin ortadan kaldırılmasına, üretim araçlarının toplumsallaştırılmasına ve proletaryanın siyasal iktidarına dayanmaz. Onun temel çözümü İslami kurallar çerçevesinde şekillenecek bir toplumsal düzen perspektifidir.

Dolayısıyla devrimci proletarya açısından Furkan Hareketi ile kurulabilecek ilişki, ideolojik destek değil, somut demokratik hak ve özgürlükler alanındaki devlet baskısına karşı ilkesel tutumdur.

Bir İslamcı hareketin devlet tarafından susturulmasına karşı çıkmak, o hareketin dünya görüşünü benimsemek değildir.

Aynı şekilde devletin baskı uygulaması da o hareketin ideolojik programını haklı çıkarmaz.

Devletin Asıl İhtiyacı: Tek Tip Siyasal Sadakat

Bugünkü operasyonları yalnızca Kuytul ile devlet arasındaki kişisel bir çatışma olarak okumak büyük hata olur.

Sorun daha geniştir.

Faşist devlet biçimi, toplumsal alanın bütün örgütlenmelerini kendi denetim alanına almak ister. Sermaye sınıfının çıkarlarını güvence altına alan bu devlet düzeninde farklı siyasal, ideolojik ve örgütsel odakların varlığı ancak belirlenmiş sınırlar içerisinde tolere edilir.

Bu sınır aşıldığında baskı mekanizmaları devreye girer.

Dolayısıyla Furkan operasyonu, yalnızca bir İslamcı grubun meselesi değildir. Devletin bütün toplumsal muhalefeti kendi denetim sınırları içerisinde tutma eğiliminin bir parçasıdır.

Bugün hedefte Furkan olabilir; yarın başka bir yapı olabilir. Devlet açısından belirleyici olan örgütün İslamcı, liberal, sosyal demokrat veya başka bir kimlik taşıması değil, gerektiğinde devletin çizdiği sınırların dışına çıkabilmesidir.

Sonuç: İslamcı Muhalefet Değil, Sınıf Mücadelesi Çözümüdür

Devrimci Demokrasi açısından mesele nettir:

Furkan Hareketi’nin İslamcı ideolojisi eleştirilmelidir. Laiklik, kadın, sınıf, devlet ve toplumsal yaşam konusunda savunduğu gerici anlayışlarla ideolojik mücadele yürütülmelidir.

Ancak aynı anda, burjuva devletin bu hareket üzerindeki baskısı da meşrulaştırılamaz.

Çünkü demokratik haklar yalnızca devrimciler için değil, toplumun bütün kesimleri için savunulması gereken bir mücadele alanıdır. Bir düşüncenin yanlış veya gerici olması, devletin onu zor yoluyla susturmasını haklı çıkarmaz.

Marksizm-Maoizm açısından çıkış yolu, farklı cemaatlerin devlet içerisinde daha fazla pay kapma mücadelesi değildir. Ne AKP’nin devlet destekli İslamcılığı ne de iktidar dışında kalan İslamcı odakların kendi toplumsal projeleri emekçi sınıfların kurtuluşunu sağlayabilir.

İşçi sınıfının ve ezilen halkların kurtuluşu, ne sarayla ittifak yapan cemaatlerin ne de sarayla çatışan cemaatlerin programındadır.

Çözüm; proletaryanın bağımsız siyasal örgütlenmesinde, sınıf mücadelesinin geliştirilmesinde, faşist devlet aygıtına karşı devrimci mücadelede ve sömürü düzeninin kökten tasfiyesindedir.

Furkan operasyonu bu nedenle iki yönlü bir gerçeği ortaya koymaktadır:

Birincisi; devlet, kendisine bağlı olmayan siyasal ve ideolojik odakları gerektiğinde baskı altına almaktadır. İkincisi; devlet karşısında muhalif olmak, tek başına devrimci olmak anlamına gelmemektedir.

Devrimci görev, bu iki gerçeği birbirine karıştırmadan kavramaktır.

Ne devletin baskısına sessiz kalacağız ne de İslamcı ideolojinin gerici içeriğini görmezden geleceğiz.

Asıl hedefimiz bellidir: Devletin, sermayenin ve her türlü sömürü ilişkisinin olmadığı; işçi sınıfının ve ezilen halkların kendi kaderlerini belirlediği devrimci bir sosyalist toplumsal düzenin kurulması.

Exit mobile version