Gazze’den Lübnan’a ‘evkırımı’ taşınıyor: Sınır köyleri haritadan siliniyor

IMG_3636

Siyonist İsrail ordusunun Lübnan’ın güneyine yönelik başlattığı işgal operasyonu, Gazze’de uygulanan ve sivil yaşam alanlarını kalıcı olarak yok etmeyi amaçlayan “sistematik yıkım” stratejisinin yeni sahası haline geldi. Guardian gazetesinin yayımladığı son analizler ve uydu görüntüleri; Taybeh, Nakura ve Deir Seryan gibi sınır köylerinin “uzaktan kumandalı devasa patlamalarla” tamamen yerle bir edildiğini kanıtlıyor.

Gazze Modeli Lübnan’da: “Evkırımı” (Domicide)

Akademisyenlerin ve insan hakları savunucularının “Evkırımı” (Domicide) olarak adlandırdığı; barınma imkanlarını, altyapıyı ve bir toplumun hafızasını geri dönülemez şekilde yok etme stratejisi, artık Lübnan’ın güneyinde de resmi bir politika olarak yürütülüyor.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın geçtiğimiz haftalarda yaptığı, “Sınır köylerindeki tüm evler Gazze’deki Han Yunus ve Refah modeline uygun olarak imha edilecek” açıklaması, yıkımın askeri bir zorunluluktan ziyade önceden planlanmış bir mühendislik çalışması olduğunu doğruluyor. Guardian tarafından incelenen videolarda, İsrail askerlerinin tek bir tuşla koca bir köy mahallesini havaya uçurduğu ve bu anları sosyal medyada kutladığı görülüyor.

HRW: “Bu Açık Bir Savaş Suçudur”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), bölgedeki yıkımın boyutuna dair ciddi uyarılarda bulundu. HRW sözcüleri, sivil mülklerin bu denli geniş çaplı ve kasıtlı olarak yok edilmesinin uluslararası hukuka göre “gereksiz ve ölçüsüz yıkım” kapsamına girdiğini belirtti.

Yapılan açıklamada şu noktalara dikkat çekildi:

• Onlarca binanın aynı anda patlatılması, doğrudan bir çatışma anından ziyade “alan temizliği” olarak değerlendiriliyor.

• Köylerin yerle bir edilmesi, 600 binden fazla yerinden edilmiş Lübnanlı sivilin evlerine dönme hakkını fiilen ortadan kaldırıyor.

• HRW, bu eylemlerin suç işleme kastıyla (kasten veya pervasızca) yapılması durumunda doğrudan “savaş suçu” teşkil edeceğini vurguladı.

Sahadaki Tablo: “Her Şey Gitti”

Lübnan sınırından gelen uydu görüntüleri, bir zamanlar binlerce insanın yaşadığı mahallelerin yerinde artık sadece gri moloz yığınları olduğunu gösteriyor. Birleşmiş Milletler ve yerel kaynaklara göre, Güney Lübnan’daki sivil altyapıdaki hasar 4.7 milyar doları aşmış durumda. Gazze’de 90%’ı yıkılan Refah’ın ardından, şimdi de Lübnan’ın güneyindeki köyler benzer bir “hayalet şehir” kaderine mahkum ediliyor.

Uluslararası toplumun tepkisi sürerken, İsrail ordusu bu alanları “güvenlik bölgesi” ilan ederek Litani Nehri’ne kadar olan hattı tamamen kontrol altına almayı hedefliyor. Ancak hukukçular uyarıyor: Bir toprağı güvenli kılmak için oradaki sivil yaşamı tamamen silmek, modern hukukun en ağır ihlallerinden biri olarak tarihe geçiyor.

Siyasi ve Sınıfsal Bakış

Bu sistematik yıkım, yalnızca askeri bir strateji değil; emperyalizmin bölgedeki kalıcı tahakküm kurma iştahının ve yerel halkların yaşam hakkını sermaye birikimi önünde bir engel olarak görmesinin bir sonucudur. Lübnan ve Gazze’de tanık olduğumuz “Evkırımı”, mülksüzleştirme siyasetinin en vahşi aşamasıdır.

Bu açıdan bakıldığında, sınırların moloz yığınlarına çevrilmesi, bölge halklarını proleterleştirme ve onları toprağından kopararak bağımlı hale getirme girişimidir. Savaş sanayisinin kâr hırsı ve egemen güçlerin jeopolitik çıkarları, emekçi halkların yuvaları üzerinde yükselmektedir. Bugün Güney Lübnan’da patlatılan her bina, uluslararası sermayenin bölge kaynakları üzerindeki kontrolünü pekiştirme çabasıdır.

Gerçek bir barış; ancak halkların kendi kaderini tayin hakkını savunan, savaş baronlarının çıkarlarını değil, emeğin ve yaşamın kutsallığını merkeze alan bir dayanışma hattıyla mümkündür. Yıkılan sadece binalar değil, sömürgeci bir anlayışla yok edilmek istenen bir halkın direnme iradesidir.

Exit mobile version