Polemik / Devrimci Demokrasi
Halkın Günlüğü’nde yayımlanan yazılar, Halk Okulu dergisinin (27 Eylül 2026, 359. Sayı) Kürt hareketi ve Türkiye soluna yönelik değerlendirmelerine yanıt verme iddiasındadır. İlk bakışta bu yanıt, Halk Okulu’nun sekter ve toptancı yaklaşımına karşı haklı bir çıkış gibi görünmektedir. Ancak mesele derinlemesine ele alındığında, Halkın Günlüğü’nün itirazının nerede durduğu, nerede sustuğu ve ideolojik sınırı net olarak ortaya çıkmaktadır.
Sorun yalnızca Halk Okulu’nun Kürt hareketine ilişkin mekanik, toptancı ve tarihsel süreçleri birbirinden koparan değerlendirmeleri değildir. Asıl sorun, Halkın Günlüğü’nün bu sekterliğe karşı çıkarken diğer uçta ortaya çıkan devasa siyasal gerçeklik ve teslimiyetçi çizgi karşısında nasıl uzlaşmacı ve pragmatik bir tutum aldığıdır.
Halkın Günlüğü, Kürt hareketinin geçmişteki mücadele deneyimlerini ve Rojava’daki direnişi savunurken; aynı hareketin bugün emperyalist güçlerle, bölgesel faşist devletlerle ve çete yönetimleriyle kurduğu ilişkilerin sınıfsal niteliğini yeterince sorgulamamaktadır. Böylece geçmişteki direnişin meşruiyeti ile bugünkü teslimiyetçi siyasal yönelim birbirine karıştırılmakta; tarihsel olarak savunulması gereken kazanımlar, bugünkü politik hattın eleştirisinden adeta muaf tutulmaktadır. Tam da burada Halkın Günlüğü’nün “yarım eleştirisi” ve pragmatizmi açık edilmek zorundadır.
HALK OKULU’NUN SEKTERLİĞİ ELEŞTİRİLİRKEN ASIL SORU ERTELENİYOR
Halk Okulu dergisinin yaklaşımının ciddi ideolojik sorunlar taşıdığı açıktır. Kürt ulusal hareketinin bütün tarihini, Rojava’daki mücadeleyi ve bu süreçte ortaya çıkan farklı siyasal dinamikleri yalnızca “ABD emperyalizminin gölgesindeki bir süreç” biçiminde açıklamak, tarihsel gelişmeleri tek nedene indirgeyen mekanik ve şovenizme teğet geçen bir akıl tutulmasıdır.
Rojava’da IŞİD barbarlığına karşı yürütülen siper arkadaşlığında, halkların ve ezilenlerin kendi yaşam alanlarını savunmasında hayatını kaybeden devrimcilerin ve Kürt savaşçılarının ortaya koyduğu fedakârlıkları yok saymak kabul edilemez. Bir dönemin somut koşullarında verilen mücadeleyi, o mücadelede yer alan bütün insanları ve onların dökülen kanlarını sonradan ortaya çıkan siyasal gelişmeler üzerinden hiçleştirmek diyalektik materyalist bir yaklaşım olamaz.
Fakat Halk Okulu’nun bu sekterliği eleştirilirken başka bir gerçekliğin üzeri örtülemez: Dünün direnişini savunmak, bugünün siyasal yönelimini eleştirmeme gerekçesi değildir!
Tarihsel materyalist yöntem, bir hareketin geçmişteki pratiği ile bugünkü yönelimi arasındaki niteliksel farklılıkları ortaya koymayı gerektirir. Halkın Günlüğü’nün temel açmazı tam da burada başlamaktadır. Halkın Günlüğü, Halk Okulu’nun toptancı yaklaşımına karşı çıkarken Kürt hareketinin tarihsel mücadele deneyimini öne çıkarmakta; fakat bu hareketin güncel, teslimiyetçi ve işbirlikçi siyasal yönelimlerini aynı açıklıkla sorgulamamaktadır. Geçmişin mücadele mirası ile bugünkü politik tercihler arasındaki çelişkiyi çözmeden yapılan her değerlendirme kaçınılmaz olarak pragmatik bir karakter kazanır.
ROJAVA’NIN TARİHİ İLE BUGÜNKÜ SİYASAL YÖNELİM AYNI ŞEY DEĞİLDİR
Rojava deneyimini değerlendirirken iki farklı düzlemi birbirinden ayırmak zorunludur:
Birinci Düzlem: IŞİD barbarlığına karşı verilen haklı mücadele, halkların ve ezilenlerin kendi topraklarını ve onurlarını savunması, bu süreçte kahramanca dövüşülerek ödenen ağır bedellerdir.
İkinci Düzlem: Bu mücadele sonucunda ortaya çıkan siyasal alanın bugün hangi güçlerle, hangi teslimiyetçi anlaşmalarla ve hangi pazarlıklar üzerinden gericiliğe entegre edildiğidir.
Bu iki düzlemi birbirine eşitlemek ciddi bir politik yanılgıdır. Bir hareketin geçmişte emperyalist saldırganlığa veya gerici güçlere karşı mücadele etmiş olması, onun daha sonraki bütün politikalarının otomatik olarak devrimci kabul edilmesini gerektirmez.
Bugün Rojava’da kan ve can bedeliyle kazanılmış olan kısmi demokratik özerk statü; İmralı üzerinden, AKP/MHP faşizmi eliyle ve ABD noterliğinde Suriye’deki HTŞ/Şara çete yönetimine ve Şam gericiliğine entegre edilmektedir. Mazlum Abdi’nin, Alevileri, Hristiyanları, kadınları ve ezilenleri katleden El-Nusra/HTŞ artığı Şara teröristlerine adeta “müsteşar/danışman” konumuna getirilmesi, her şeyden önce IŞİD’e karşı kahramanca dövüşüp ölümsüzleşen binlerce şehidin anısına açık bir “ihanet”tir!
Halkın Günlüğü neden şu yalın hakikati cesurca dile getiremiyor: Rojava üzerinde yürütülen bu tek taraflı entegrasyon ve pazarlıklar, son tahlilde ABD emperyalizmine ve bölgenin faşist-gerici işbirlikçi devletlerine hizmet etmekte; Kürt halkı ise İmralı ve Öcalan eliyle bu kirli siyasete kurban edilmektedir!
Halkın Günlüğü’nün sorunu, Kürt hareketinin geçmişteki mücadele mirasını bugünkü politik çizginin üzerinde koruyucu bir kalkan haline getirmesidir. Hareketin emperyalist güçlerle ve bölgesel faşist aktörlerle kurduğu ilişkiler, “somut koşullar” veya “zorunluluklar” kılıfıyla açıklanarak eleştiri dışına itilmektedir. Bu tutumun adı ideolojik açıklık değil, katı bir pragmatizmdir.
KAYPAKKAYACI MLM AKIL VE ULUSAL KAZANIMLARI SAVUNMA HAKİKATİ
Kürt ulusunun demokratik ve ulusal haklarının savunulması ile Kürt hareketinin belirli bir siyasal önderliğinin bütün politikalarının savunulması aynı şey değildir. İbrahim Kaypakkaya’ya ve MLM ilkelere yaslanan bir anlayış; Rojava’da ya da Dört Parça Kürdistan’da ezilen Kürt ulusunun elde ettiği en küçük demokratik, ulusal hakkın dahi kararlı savunucusudur. Ulusal kazanımlara karşı çıkmak komünistlerin işi olamaz.
Ancak, bu hakların ve bölgesel statünün faşist Türk hakim sınıfları ve ABD emperyalizmi eliyle güdükleştirilmesini, tasfiye edilip merkezi gerici hükümetlere yamandırılmasını “ulusal kazanım” kılıfıyla ezilen Kürt kitlelerine sunmak, kitleleri kandırmaktır!
Açık ve net koyalım:
-PKK ve PYD’nin İmralı merkezli olarak üstlendiği yeni, teslimiyetçi ve işbirlikçi misyonu mahkûm etmek,
-AKP/MHP faşizminin ve ABD emperyalizminin “entegrasyon” adı altında ördüğü tasfiye konseptini teşhir etmek,
-Kürt kitlelerini bu teslimiyetçi rotaya karşı uyarmak,
Kürt halkının ulusal ve demokratik kazanımlarını savunmanın önünde bir engel değil; aksine bu kazanımların emperyalist masalarda yok edilmesini önlemenin tek devrimci yoludur! Ulusal hakların savunulması ile siyasal önderliğin eleştirisi birbirinin alternatifi değil, birbirinin tamamlayıcısıdır.
HALKIN GÜNLÜĞÜ’NÜN PRAGMATİK ÇİZGİSİ, SEÇİM HESAPLARI VE SAKAT KAYPAKKAYA OKUMASI
Bugün tartışılması gereken esas mesele şudur: Halkın Günlüğü neden Kürt hareketinin geçmişteki mücadelelerini savunurken, güncel politik yönelimlerine yönelik eleştiriyi aynı kararlılıkla sürdürememektedir? Neden emperyalist güçlerle ve bölgesel gericilikle kurulan ilişkilerin sınırları ve sonuçları konusunda açık bir siyasal muhasebe yapılmamaktadır?
Bu soruların cevabı, Halkın Günlüğü’nün Kürt hareketiyle kurduğu politik ilişkinin tamamıyla pragmatik ve oportünist niteliğinde aranmalıdır. Geçmişte kurulan dayanışma dili, zaman içerisinde eleştirel mesafeyi tamamen ortadan kaldırmıştır. Dayanışma ile siyasal onay arasındaki sınır bulanıklaşmış; Kürt hareketinin teslimiyetçi politikaları eleştirilmek yerine savunulabilir gerekçeler üretilmiştir.
Bu durum basit bir siyasal basiretsizlik değil, doğrudan doğruya parlamenter ve dar örgütsel çıkarların ürünüdür! Halkın Günlüğü çevresi, Kürt hareketi üzerinden geçmişte kurduğu seçim ittifaklarını, milletvekilliği pazarlıklarını ve belediye rantı/beklentilerini kendi siyasal ajandasında hâlâ canlı tutmaktadır. İleride kurulacak seçim masalarındaki olası vekillik ve kontenjan beklentilerini riske atmamak, o masadaki yerini korumak için Kürt hareketine karşı radikal ve ideolojik bir eleştiri yerine, adeta sınırı çizilmiş “kibar ve suya sabuna dokunmayan bir eleştiri” ile yetinmektedir.
Üstelik bu oportünist tutumu gizlemek adına İbrahim Kaypakkaya’nın MLM teorik mirası da alenen çarpıtılmakta ve suiistimal edilmektedir:
-Halkın Günlüğü, Kaypakkaya’ya ulusal meseleyi bütünlüklü ele alan MLM ideolojik berraklığıyla değil; yalnızca onun “ezen ulus şovenizmine karşı gösterdiği devrimci refleks” üzerinden başvurmaktadır. Kaypakkaya’yı dar bir anti-şovenizm parantezine sıkıştırarak kendi pasifist duruşlarına kalkan yapmaktadırlar.
-Oysa aynı Kaypakkaya; ezilen ulus milliyetçiliğine ve önderliklerine hangi sınıra kadar destek verileceğini açıkça çizmiştir: Komünistler, ezilen ulusun ulusal-demokratik haklarını sonuna kadar savunur; ancak ezilen ulus burjuvazisinin/önderliğinin kendi imtiyazları uğruna egemen sınıflarla, gericilikle ve emperyalizmle kurduğu gerici ittifak ve işbirliği sınırına gelindiğinde en radikal, en tavizsiz eleştiriyi yürütür!
Halkın Günlüğü, Kaypakkaya’nın bu diyalektik ve devrimci tutumunu kasıtlı olarak birbirine karıştırmakta; ezilen ulusun haklarını savunmak ile o ulusun önderliğinin işbirlikçi ve teslimiyetçi çizgisini mahkûm etmek arasındaki devrimci ayrımı yok saymaktadır.
İlkesel ölçülerin somut siyasal aktöre ve yaklaşan seçim hesaplarına göre esnetilmesi devrimci siyasete aykırıdır. Bir hareketle dayanışmak başka, onun politik çizgisini eleştirmeksizin benimsemek başkadır. Kürt halkının yanında olmak başka, vekillik ve ittifak pazarlıkları uğruna Kürt hareketinin bütün teslimiyetçi politik tercihlerini aklamak başkadır. Halkın Günlüğü’nün ulusal sorundaki bu oportünist ve pragmatik tutumu devrimci kamuoyu nezdinde mahkûm edilmeye mahkûmdur!
SONUÇ: NE SEKTER İNKÂR, NE PRAGMATİK AKLAMA!
Halk Okulu’nun Kürt hareketine ve Rojava deneyimine yönelik toptancı, mekanik ve tarihsel süreçleri birbirinden koparan sekter yaklaşımı mahkûm edilmelidir. Ancak Halk Okulu’na karşı çıkmak, Kürt hareketinin güncel teslimiyetçi politik yönelimlerini aklama hakkı vermez.
Halkın Günlüğü’nün yapması gereken şey; Halk Okulu’nun sekterliğini eleştirirken kendi pragmatik sınırlarını görmek, geçmişin mücadele mirası ile bugünün politik teslimiyetini birbirinden ayırmak ve Kürt hareketinin güncel siyasal hattını eleştirel bir süzgeçten geçirmektir. Kürt halkını İmralı-AKP/MHP-ABD şeytan üçgeninde tezgahlanan yeni pasifikasyon sürecine karşı uyarmak komünistlerin kaçınamayacağı tarihsel bir görevdir.
Bizler, Kaypakkaya’nın MLM bayrağını taşıma iddamızla; ne Halk Okulu’nun sekter-inkârcı mantığına teslim olacağız, ne de Kürt hareketinin emperyalizm ve bölge gericiliği ile kurduğu teslimiyetçi entegrasyon hattını ve Halkın Günlüğü’nün pragmatizmini aklayacağız! Ezilen ulus kitlelerinin gerçek kurtuluşu; emperyalist masalarda değil, anti-faşist ve anti-emperyalist devrimci mücadelede yükselecektir!
