İMRALI’DA TASFİYE VE İŞBİRLİKÇİ UZLAŞMA TURLARI: KÜRT ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ TESLİM ALINAMAZ!

A.Turk Bahceli

DEM Parti İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan ile gerçekleştirdiği görüşme, Meclis’ten geçirilen “Terörsüz Türkiye” çerçeve yasasının ardından devreye sokulan tasfiye konseptinin yeni bir halkasıdır. Görüşme sonrasında ayrıntılı bir açıklama yapılmamış olsa da, sürecin genel gidişatı ve Öcalan’ın son dönemde dayattığı çizgi oldukça net bir gerçeği gözler önüne sermektedir.

Yıllardır “demokratik çözüm” söylemiyle yürütülen hat, gelinen aşamada fiilen devletin güvenlikçi ve imhacı tasfiye planına entegre edilmiştir. Silah bırakma ve örgütün çözülmesi çağrıları, Kürt halkının kırk yıllık bedellerle örülen onurlu özgürlük mücadelesinin silahsızlandırılması ve siyasal olarak etkisizleştirilmesinden başka bir anlama gelmemektedir. “Güvenlik birimlerinin onayı” şartına bağlanan çerçeve yasa, sürecin bütün iplerini faşist Türk devletinin ve saray rejiminin eline vermiştir. Bunun adı bir barış veya çözüm süreci değil, tek taraflı bir teslimiyet ve tasfiye dayatmasıdır.

Bu tasfiyeci çizginin somut sonuçları yalnızca Kuzur Kürdistan’la sınırlı kalmamış, Rojava’da da kendini dayatmıştır. SDG/YPG’ye dayatılan “kendini feshetme ve Şam rejimi kurumlarına entegrasyon” deklarasyonu, bu çizginin bölgesel uzantısıdır. Rojava’daki devrimci kazanımlar ve halkın öz yönetim iradesi, emperyalist planlara ve Türkiye’nin bölgesel işgal tehditlerine peşkeş çekilmektedir. Dillerden düşürülmeyen “kardeşlik hukuku” ve “demokratik toplum” söylemleri, halkın kendi kaderini tayin hakkının ve fiili özerkliğin tasfiye edilmesinin üstünü örtmekten başka bir işlev görmemektedir.

Öcalan’ın İmralı’dan yönlendirdiği bu hat, özü itibarıyla işbirlikçi ve tasfiyecidir. Devletin “Terörsüz Türkiye” operasyonuna siyasi meşruiyet kazandıran; Kürt özgürlük mücadelesinin radikal, anti-emperyalist ve bağımsız karakterini budayan bir teslimiyettir. Anadil, statü, siyasi tutukluların serbest bırakılması ve demokratik anayasa gibi temel haklar hiçbir güvenceye bağlanmadan, tamamen devletin lütfuna ve denetimine terk edilmektedir.

Sermaye devletinin ve saray rejiminin bu tasfiye planı, halkın özgürlük arzusunu ve sınıf mücadelesi dinamiklerini ortadan kaldıramayacaktır. Gerçek barış ve kurtuluş, bu tür işbirlikçi uzlaşma masalarında değil; işçi sınıfının, Kürt halkının ve ezilenlerin birleşik, radikal ve bağımsız direniş hattında yatmaktadır.

(Görüşmenin tam tutanağı ve somut gelişmeleri açıklandığında değerlendirmemiz güncellenecektir.)

Exit mobile version