İMRALI’DAN DEMOKRATİKLEŞME ÇAĞRISI MI, FAŞİST REJİMİN YENİDEN ÜRETİMİ Mİ?

IMRALI HEYET ACIKLAMA

DEM Parti İmralı Heyeti’nin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmenin ardından kamuoyuna açıklanan mesajlar, Türkiye’nin “Cumhuriyet’in kuruluşu kadar önemli bir demokratikleşme sürecine girdiği” iddiasını öne çıkarıyor. “86 milyon için büyük hizmet”, “demokratik cumhuriyet”, “hukukun gelişmesi”, “ekonomik olanakların büyümesi” gibi ifadeler, sanki Türkiye Kuzey Kürdistan’da tarihsel bir burjuva demokratikleşme hamlesi başlamış ve devlet kendi baskıcı karakterinden vazgeçmiş gibi iyimser bir tablo çizmektedir.

Oysa gerçeklik bunun tam tersini göstermektedir.

Bu açıklama, mevcut faşist rejimin sınıfsal ve siyasal karakterini görünmez kılan, devletin yapısal niteliğini perdeleyen ve kitlelerde yeni bir “demokratikleşme” beklentisi yaratan ciddi bir siyasal manipülasyon tehlikesi taşımaktadır.

Oysa bugün tepeden tırnağa faşizm orta yerde durmaktadır; değişen yalnızca kullanılan söylemdir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da değişen rejim değildir.

Değişmeyen; sermaye egemenliği, tek adam diktatörlüğü, polis devleti, özel savaş politikaları ve Kürt ulusuna yönelik inkâr ve asimilasyon siyasetidir.

Bugün binlerce siyasetçi hâlâ hapistedir.

Belediyelere kayyum atanmaktadır.

Gazeteciler cezaevindedir.

Sendikacılar gözaltına alınmaktadır.

İşçiler grev yasaklarıyla karşılaşmaktadır.

Devrimciler ve sosyalistler sürekli operasyonların hedefi hâline getirilmektedir.

Eleştirel mizah yapan gencecik sanatçılar dahi cezaevlerine kapatılmaktadır.

Kürt halkının yaşadığı coğrafyada askerî yığınak, sınır ötesi operasyonlar ve siyasal baskılar kesintisiz biçimde sürmektedir.

Rojava’ya yönelik saldırılar devam ederken, Kürt halkının en temel ulusal demokratik hakları hâlâ anayasal güvence altına alınmış değildir.

Bu tablo ortadayken “demokratik cumhuriyete kapı aralandığı” iddiası, nesnel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.

Kürt Sorunu Çözülmeden Demokratikleşme Söylemi İnandırıcı Değildir

Yüzyılı aşkın süredir inkâr edilen Kürt ulusal sorunu bugün de çözüme kavuşmuş değildir.

Anadilde eğitim hakkı yoktur.

Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkı tanınmamaktadır.

Devlet, Kürt sorununu hâlâ güvenlik ve “terörle mücadele” paradigması içinde ele almaktadır.

Kürt kimliğinin sınırlı düzeyde tanınmasına ilişkin kimi söylemler ile gerçek siyasal eşitlik arasında hâlâ derin bir uçurum bulunmaktadır.

Dolayısıyla ortada, asgari burjuva demokratik ölçütler bakımından dahi demokratikleşmiş bir devlet değil; yalnızca farklı yöntemlerle sürdürülen otoriter faşist devlet politikaları bulunmaktadır.

Günümüz emperyalist-kapitalist dünyasında hiçbir burjuva devlet, kendi sınıfsal çıkarlarını ortadan kaldıracak ölçüde kendisini demokratikleştirmez.

Marksist açıdan devlet, hiçbir zaman sınıflar üstü ve tarafsız bir kurum olmamıştır.

Devlet, egemen sınıfların baskı aygıtıdır.

Dolayısıyla sermaye devletinin kendi iradesiyle gerçek anlamda demokratikleşmesi ve ezilen halklar lehine köklü dönüşümler gerçekleştirmesi, onun sınıfsal karakteriyle çelişmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi; darbelerin, katliamların, sürgünlerin, işkencelerin, siyasi yasakların ve ulusal baskının tarihidir.

Koçgiri’den Dersim’e, 6-7 Eylül’den Maraş’a, Çorum’dan Roboski’ye, Sur’dan Cizre bodrumlarına uzanan tarihsel çizgi, devlet şiddetinin sürekliliğini gözler önüne sermektedir.

Bu tarihsel gerçeklik ortadayken devleti “demokratik cumhuriyetin kurucu öznesi” olarak sunmak, ezilenlerin tarihsel hafızasını silikleştirme ve devletin gerçek sınıfsal karakterini görünmez kılma riskini taşımaktadır.

Elbette halklar savaş istemez.

Ancak gerçek barış; siyasal tutsakların cezaevlerinde tutulduğu, kayyum rejiminin sürdüğü, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün baskı altında olduğu koşullarda inşa edilemez.

Bu koşulları ortadan kaldırabilecek olan da egemen sınıfların iyi niyeti değil, ezilenlerin örgütlü mücadelesi ve gerçek bir halk devrimidir.

Silahların susması tek başına barış anlamına gelmez.

Barış; siyasal eşitliğin, ulusal hakların, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün, halk iradesinin tanınmasının güvence altına alınmasıyla mümkündür.

Faşist kapitalist sömürü düzeni varlığını sürdürdüğü sürece, bu hakların kalıcı biçimde sağlanacağı yönündeki beklentiler, tarihsel olarak ortaya çıkan sınırlı istisnalar dışında, güçlü bir toplumsal mücadele olmaksızın bir hayalin ötesine geçemez.

Bütün bunlar gerçekleşmeden yapılan “yeni dönem” çağrıları, mevcut rejimin uluslararası meşruiyetini güçlendiren siyasal söylemler olmaktan öteye geçmemektedir.

Bugün devrimci perspektif, gerçeklikten koparılarak; kitleler, olmadığı hâlde varmış gibi sunulan bir demokratikleşme umudu üzerinden, Abdullah Öcalan’ın çağrıları etrafında şekillenen yeni bir siyasal hatta yönlendirilmektedir.

Bu durum, eleştirel biçimde sorgulanması gereken ciddi bir siyasal yönelimdir.

Oysa ezilen halkların ve ulusların kurtuluşu, egemen sınıfların lütfedeceği reformlarla değil; örgütlü toplumsal mücadeleyle mümkündür.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, demokratikleşme masalları değil; faşist devlet gerçekliğini teşhir eden, Kürt ulusunun inkârına, işçi sınıfının sömürüsüne ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskılara karşı ortak devrimci mücadeleyi büyüten bir siyasal hattır.

Gerçek demokrasi, devletin baskıcı niteliği sürdüğü sürece yalnızca söylem düzeyinde kalacaktır. Demokratikleşme iddiaları ancak inkâr ve imha politikalarının sona erdiği, halk iradesinin tanındığı, siyasal tutsakların özgür bırakıldığı, kayyum rejiminin kaldırıldığı ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı somut koşullarda anlam kazanabilir. Bunun dışında çizilen iyimser tablo, mevcut rejimin yarattığı ağır gerçekliği perdeleyen siyasal bir yanılsama üretmektedir.

Abdullah Öcalan da üstlendiği bu yeni siyasal misyonu tarihsel ve siyasal sonuçları bakımından sorgulamalıdır. Faşist iktidar bloğunun yürüttüğü tasfiyeci politikaların meşruiyetini güçlendiren ya da bu projeye toplumsal rıza üreten bir konumun parçası olmak, halkların özgürlük mücadelesine değil, bugün AKP/MHP faşist egemen bloğunda ifadesini bulan düzenin, yeniden tahkim edilmesine hizmet edecektir.

Exit mobile version